İnsanın hangi hali?

Ümit Kardaş

22-04-2021 01:25

Dinlerin büyüsü kayboldu, ütopyalar geri çekildi, hayatın anlamı sorusunun kolektif olarak ifadesini bulacağı bir alan kalmadı. Modern insan, hayatını ister para ister şöhret ya da güçle doldursun bir boşluğa düşmüş durumda.

Bir aile kurmak, iş sahibi olmak ya da siyasi bir kurtuluş vaadi bu boşluğu doldurmuyor. Modern dünyanın bilimsellik sınırları içinde kalması bu boşluğa katkı sunuyor. Bilgelik ise dışlanmış durumda. Oysa bilgi bize dünyanın ne olduğunu söyler, ne olması gerektiğini değil. Bunun sonucu olarak eve, eşyaya, mülke, şöhrete, güce bağlanmak insanı bir tür kayıtsızlığa sürüklemekte.

İnsan sonu olan bir varlık. Sonlu olmanın yarattığı sorularla, benliğini ve özellikle tinsel yanını yok ederek ya da umutsuzluk yoluna saparak baş edemez. Tüketim hırsıyla kuşatılan insana, "niçin" sorusu kendisini dayatmakta.

Bir tarafta "çalış" ya da bizde de giderek artan bir şekilde olduğu gibi "kolayca kazan ve lüks içinde tüket" kuşatması, diğer tarafta fanilik karşısında sorulan "niçin" sorusu. Anlam sorunu, modern insanın hayatında bu çelişkiyi ortaya koymakta.

Faniliğin bir insanlık hali olması onun sadece ölümü düşünmek anlamına gelmediğini gösterir. İnsanın fanilikle yüzleşmesi nasıl yaşamak gerektiğini sorgulamasını gündeme getirmekte. Düşünce ve sanat, kaynağını dolaylı olarak "fanilik"ten alıyor olabilir. Andre Malraux'un anlatımıyla mağarasının taş duvarına bizon çizen ilk insan, hem kendisinin hem de bizonun fani olduğunun farkındadır.

Modern insan, Tanrı'nın muğlaklığıyla sakatlanmış postmodern ticaret ve iletişim çağında, yine postmodern barokta ön plana çıkan tutku ve hırsın iç içe geçmiş düzensizliğinden kaçmaya çalıştıkça daha da içine çekildiği bir kum tuzağına düşmekte. (Nilgün Tutal Cheviron - "Haneke Huzursuz Seyirler Diler")

Cheviron, bu dönemin insanını Yunan mitolojisindeki İkarus'un öyküsüyle örnekliyor. Atinalı mimar Daidalus (Daedalus) ve oğlu İkarus, Kral Minos'un emriyle karmaşık yollardan ve adalardan oluşan bir kale yaparlar. (Labyrenthos ‒ Labirent) Daha sonra baba-oğul kral tarafından cezalandırılarak bu kaleye kapatılırlar. Daidalus kendisi ve oğlu için bu kulenin penceresinden kaçmaya yarayacak balmumu ve kaleye gelen kuşların tüyleriyle iki çift kanat yapar. Babası, İkarus'a uçarken zevkten kaçınmasını ve uçmanın coşkusuyla güneşe yaklaşmamasını, denize yakın uçup kanatların nemlenmesini engellemesi gerektiğini öğütler. Tutku ve hırsının esiri olan İkarus ise, uçabilme özgürlüğü ile kendinden geçer, güneşe fazla yaklaşınca balmumu erir ve Ege Denizi'ne düşerek hayatını kaybeder.

Modern bireysel egoizm, kendi iyiliğine, düzenine, kendi cemaatinin çıkarlarına ve hayatına odaklanırken, düzenini ve çıkarlarını tehdit etme ihtimali olan her şeyi akıldışı cinayetler işleyerek ve cinayetin izlerini yok etmeye çalışarak ortadan kaldırabilir. İnsan masum bir şeytana dönüşür.

Postmodern dönemin tanrısı Neo-Hermes, malların, fikirlerin, duyguların, aşkların alınıp satılmasını sağlamakta. Ekonominin, alıp satmanın tanrısı, bu faaliyette hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık olduğunu bilir ama bunu yapanları da korur, onlara da tanrılık yapar. Böylece muğlaklaşır. ( Cheviron - a.g.e. )

Bu etiğin, estetiğin, hukukun, her şeyin ötesinde olma hali, siyasetten kültüre her alanı etkilemekte ve toplum bireyle olan sosyal bağını kopararak anomik bir yapıya dönüşmekte. Fransız sosyolog Émile urkheim'ın Suicide (İntihar) isimli kitabında kavramlaştırdığı "anomi" halinde, haksız, hukuksuz ve adaletsiz yönetim sonucunda sosyal kimlik bireysel düzeye inerek ufalanır.

Bu durumda hukuk, etik ve ahlak dışlandığından toplum hastalanır, dayanışma kaybolur. Davranışları biçimlendiren ve idealleri inşa eden değerler sistemiyle bireyler arasındaki ilişkiler altüst olur. Türkiye, geldiğimiz noktada anomi halini yaşamakta.

İnsan, sonsuz iyilik-kötülük mücadelesinin hüküm sürdüğü bir hayat macerasında varlıkla yokluk arasında sıkışmış durumda. Başarı ve para kazanma hırsına adanmış, yalanı, iftirayı, ihaneti, haksızlığı yöntem olarak benimsemiş bir hayat, başkalarının haksızlığa uğramasına ve mutsuz olmasına dayandığından, hayatı bu şekilde yaşamış insana kâbuslar gördürür.

Hakları yenenlerin, mutsuz olanların, mağdurların, masumların ve mahzunların gölgesi yanı başımızda dolaşırken, gözetlenme ve suçüstü yakalanma korkusu karabasana dönüşmekte. Hayatımız şiddetin egemenliği altındayken, sevgiye, bağışlamaya, paylaşmaya ilişkin kodlar kaybolmuş halde.

Bilinçdışımızın alanına girmeye ve içimize bakabilmeye, insani yanımızla karşılaşmaya cesaretimiz var mı? Derinimizdeki üstü örtülü bencilliklerimize, öfkelerimize, hınçlarımıza, sevinçlerimize, insani olan ya da olmayan hallerimize bakabilmek.

Günlük hayatımızda farkına varamadığımız kötü yanımız bizi hesaplaşmaya götürebilir. İyiyle kötü, sevgiyle nefret, kurbanla saldırganın içimizde olduğunu fark ederiz. Artık şiddeti dışımızda konuşlandıramayız, çünkü şiddetin çok olağan bir olgu olarak içimizde olduğunu fark ederiz.

Cheviron, Michael Haneke filmlerindeki cinayetlerin ve şiddetin esas sorumlularının erkek karakterler olduğunu, kadınların da masumane olmayan bir şekilde onların suç ortağı haline geldiğini anlatırken Haneke'nin neyi talep ettiğini şöyle vurgulamakta: "Toplumsalın riyakârlığını ve sahtekârlığını önümüze koyup; toplumsal bedene duhul etmiş bozulmayı düşünmemizi talep eder. Çağımız toplumları; kötülüğün kabul edilmesi imkânsız biçimlerini ortaya çıkarmak, bozulmaya karşı çözümler üretmek yerine; kötülüğün büyümesinin önünü açmakta, kötülüğe karşı lakaytlığı normalleştirmekte ve en önemlisi toplumsal sistemi içten içe kemiren çürümüşlüğe karşı hiçbir önlem almadan muhafazakârlık övgüsü yapmaktadır."

İnsan, bu kaotik ortamda kötülükten, şiddetten uzaklaşıp vicdan, merhamet ve empati duygusuyla iyiliğe doğru yol alabilir mi?

Bir tarafta değerleri temsil eden ide, diğer tarafta ise hayat var. İnsan hayatı da doğduğu andan itibaren idelerle gelişir. İdelerin somut yaşamda kendilerini göstermeleri insani kültür şeklinde ortaya çıkmakta.

Kuşkusuz ide ile hayatın, düşünce ile doğanın, özgürlükle zaruretin, idealite ile realitenin, neden ile sonucun diyalektik ilişkiyle kültürel ve sosyal yaşamı oluşturmalarında insan, akli ve vicdani bilinçle donanmış, sorumlu, oluşma halinde bir varlık.

İnsan, sonsuz soyut ile sonsuz somutun ilişki kurduğu yerde oluşmakta olan bir merkez ve aynı zamanda bunlardan doğan zıtların bir gerilim ve bazen de gerçekleşmesi imkân dahilinde olan bir bireşim (terkip) alanı. Bu bireşim ancak özgürlüğünün ve sorumluluğunun farkında olan insanın bilinçli, akla, vicdana ve bilime uygun eylemleriyle gerçekleşir.

İnsan sürekli kendini oluşturan bir "varoluş", oluşan bir gelecek. Aynen varoluşçuların öngördüğü gibi insan aralıksız kendisine doğru koşan bir hamle, bizzat ruh, anlam ve özgürlük. Varlığın özünden çıkan değerler (özgürlük, gerçeklik, adalet, estetik, insaniyet, aşk) insanda belirirler ve insanın özgür eylemleriyle oluşurlar. İnsan bu değerleri gerçekleştirdiği ölçüde ve sürece insandır. Aksi durumda insanın iç âlemi yoksullaşır, geriye sadece dış âlem, insanın dışında bir şey kalır.

Birey ve toplum düalitenin asli unsurları. Ancak bunların üstünde bulunan değer, insan. Önemli olan toplum-birey arasındaki gerilimleri kişi özgürlükleri, ifade özgürlüğü, bireysel adalet ve sosyal adalet idelerinin ışığında bir uyuma dönüştürmek.

Sosyal evrende gerçeklik ikili bir ilişkinin tarafları olan birey-toplum kavramlarının ortasındaki derin noktada. Bu derin nokta özgürlük, adalet ve insaniyet değerleri. Mevcut hukuk, yönünü bu değerlere çevirmeli.

İnsan mana ile madde, sonsuz ide ile sonsuz hayat arasında yer almış ve aynı zamanda bunların bazen çatıştıkları, bazen kaynaştıkları bir varlık. Ancak insan, bu durumda edilgen bir araç olmayıp sorumluluklarla, akıl ve vicdanla donatılmış özgür bir iradeye sahip. Diğer bir deyişle, süreç içinde oluşan ve eylem yapabilen verimli bir varlık.

Gerek fizik ve biyolojik dünya, gerek sosyal, ekonomik ve kültürel dünya; insanın işini hem kolaylaştıran hem zorlaştıran, zıtlıkların çatıştığı kaotik ve trajik bir ortam. İnsan âdeta zorluklarla dolu bir ortamda oluşmaya mahkûm edilmiş durumda.

Medya parçalanmışlığın getirdiği semptomları örtmekte, gerçeği gizleyerek bir gerçeklik yanılsaması yaratmakta, asıl konuşulması gereken meseleleri sıradanlaştırıp algılanamaz hale getirmekte. Bu durumda insan, özgür ahlakı ve özgür insaniyeti ile sorumluluk sahibi olmasına rağmen, bu sistemle mücadele edebilir mi?

Sistemin özendirdiği hırsa, açgözlülüğe, acımasızlığa, adaletsizliğe ve şiddete karşı evrensel insani değerlerde buluşmamız gerekmekte. İnsan bu mücadeleyi doğuştan getirdiği özgürlükle ve bu özgürlüğün ideleri olan gerçeklik idesi, adalet idesi, iyilik idesi, estetik-güzellik idesi, maddi âlemin ötesi-fanilik idesi ile yapabilir.

"İnsan nedir?" sorusu, tartışılacak sonsuz bir konu. İnsanın en büyük davası bir insan olmak için ne olmak icap ettiğini bilmek. Yoksa insan, bu gerçeklik yanılsaması içinde çözülüp gitmeye mahkûm.

Virüse yakalanan ünlü oyuncu çektiği acıyı böyle anlattı Sinan Genim'den: 'İdeal ahlak' ve 'adalet' üzerine İbrahim Kalın'dan 'Erkan Oğur açıklaması: 'Canı sağ olsun' Ayhan Şahin'den: Demokrasi yanılsaması 4 yıllık aradan sonra Orhan Pamuk'tan yeni roman: 'Veba Geceleri'
DİĞER YAZILARI CHP: Çok partili dönem–2 01-01-1970 03:00 CHP: Tek partili dönem–1 01-01-1970 03:00 Seçim sonrasının düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 Hakikat yolunda yürümek 01-01-1970 03:00 1971-1973: Geriye gidişin ara rejimi 01-01-1970 03:00 Hukukla bağını koparan Türkiye 01-01-1970 03:00 Afrika balladı! 01-01-1970 03:00 Güney Afrika Vicdan Girişimi 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetin tercihi tekçi otokratik rejim: 1925 Kürt ayaklanması 01-01-1970 03:00 Postkolonyal dönemde insanın durumu 01-01-1970 03:00 İnsanın medeniyetle tanışması 01-01-1970 03:00 İnsan olmanın anlamı 01-01-1970 03:00 Hafıza aktivizmiyle hakikate ulaşma çabası 01-01-1970 03:00 Bahçeden yeryüzüne bakmak 01-01-1970 03:00 'Demokratik süreç odaklı' bir anayasa inşa edebilecek miyiz? 01-01-1970 03:00 İktidarın amaç ve zihniyetiyle yeni-sivil Anayasa inşa edilebilir mi? 01-01-1970 03:00 Kassandra çağrısı 01-01-1970 03:00 Küresel kozmopolit demokrasi 01-01-1970 03:00 Barbarlığı aşamamak: Savaşmaktan vazgeçmeyen insanlık 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet oryantalizmi ve modernleştirmeci milliyetçilik 01-01-1970 03:00 'Eylül'ün içinden geçen şiirler 01-01-1970 03:00 Rumlar üzerinden otoriterleşmeyi meşrulaştırma 01-01-1970 03:00 6-7 Eylül’e giden süreç–2 01-01-1970 03:00 6-7 Eylül'e giden süreç 01-01-1970 03:00 Değişimin önündeki aşılmaz duvar: İdeolojik zihniyetin kemikleşmesi 01-01-1970 03:00 Türkiye değişebilir mi? 01-01-1970 03:00 Zihniyet değişikliğine ülke isimlerinden başlamak! 01-01-1970 03:00 Tekçi-tek kişilik siyasi rejimin kendi hukukunu oluşturması 01-01-1970 03:00 İktidara uzanan yerleşik düşünceden itirazcı-ihlalci göçebe düşünceye 01-01-1970 03:00 ‘Boşluk’tan ‘toz’a, ‘kültür’den ‘uygarlığa’ 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali – 2 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali! – 1 01-01-1970 03:00 Yalanların hakikate dönüşmesi 01-01-1970 03:00 Anayasanın temeli ne olmalı? 01-01-1970 03:00 Vicdan, mazlumlardan kelimeleri esirger mi? 01-01-1970 03:00 Yargının yeniden inşası: Adil yargılanma hakkı 01-01-1970 03:00 Yargının yeniden inşası: Hukuksal pozitivizmden doğal hukuka 01-01-1970 03:00 Enkaz altında kalmanın dayattığı zaruret: Adem-i merkeziyet 01-01-1970 03:00 Sorumlular ayağa kalksın! 01-01-1970 03:00 Kürtlerin siyasal temsilde var olma mücadelesi – 2 01-01-1970 03:00 Kürtlerin siyasal temsilde var olma mücadelesi – 1 01-01-1970 03:00 Hrant'ın ideallerini yaşatmak! 01-01-1970 03:00 Tarihsel kronik çizgi: İktidarın merkezde şahsileşmesi 01-01-1970 03:00 Şiddetin vardığı son nokta: Otosansür 01-01-1970 03:00 Rejimin HDP üzerinden yarattığı gerilim 01-01-1970 03:00 Hukukla bağını kesen devlet şiddeti 01-01-1970 03:00 Devlet - Demokrasi - Değişim 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin çıkmazı: Korku duvarını aşamamak (3) 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin çıkmazı: Merkeziyetçi devletten bölgesel devlete (2) 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin çıkmazı: Sömürge tipi idari vesayet rejimi (1) 01-01-1970 03:00 Neden 'Yetmez ama evet' denildi? (3) 01-01-1970 03:00 Neden 'Yetmez ama evet' denildi? (2) 01-01-1970 03:00 Neden ‘Yetmez ama evet’ denildi? (1) 01-01-1970 03:00 Zihniyetin esaretinde yozlaşan dil 01-01-1970 03:00 Zihniyet ikliminde bir çıkmaz: Kısırdöngüde debelenen Türkiye 01-01-1970 03:00 Halife Sultan II. Abdülhamid 01-01-1970 03:00 Adığe (Çerkez) Katliamı 01-01-1970 03:00 Gerçekdışının karşısındaki güç: Sevgi 01-01-1970 03:00 Otokratik rejimin ceza kanunundaki aygıtları 01-01-1970 03:00 Adaletin yitiminde son nokta: Kavala davası 01-01-1970 03:00 Küreselleşmenin bencil aktörleri: Çöküşe giden yol 01-01-1970 03:00 Duvarları yıkabilecek miyiz? 01-01-1970 03:00 Süpürenler ve süpürülenler 01-01-1970 03:00 Dünya: Hassas kalplerin cehennemi 01-01-1970 03:00 Yeni bir dünya inşası-2: Rusya rol alabilir mi? 01-01-1970 03:00 Yeni bir dünya inşası: Madalyonun iki yüzü 01-01-1970 03:00 Birlikte yapabiliriz! 01-01-1970 03:00 Türkiye Mahkemesi nihai mütalaası: 'Yargı bağımsızlığı ve adalete erişim' 01-01-1970 03:00 Kalıcı istisna hali: Hukuksuzluğun normalleşmesi 01-01-1970 03:00 Şiddetin sıradanlaşması 01-01-1970 03:00 İnsanın güçle sınanması 01-01-1970 03:00 Siyaset-bürokrasi-mafya-organize suç örgütü döngüsü 01-01-1970 03:00 Hukukun askıya alınması 01-01-1970 03:00 Yükseltin vicdanınızı! 01-01-1970 03:00 Bırakın adalet yerini bulsun... 01-01-1970 03:00 Düşüncenin erotikleşmesi 01-01-1970 03:00 Akıldışılığın büyüsüne kapılmak 01-01-1970 03:00 Dekadans: Çöküş! 01-01-1970 03:00 Alevilik (8): Başat kimliğin yarattığı çıkmaz 01-01-1970 03:00 Alevilik (7): Ayrı bir inanç sistemi mi? 01-01-1970 03:00 Alevilik (6): Devletin değişmeyen politikası 01-01-1970 03:00 Tekçi Cumhuriyet'ten Çoğulcu Demokrasi'ye 01-01-1970 03:00 Alevilik (5): 18-19. yüzyıl katliamlar zinciri 01-01-1970 03:00 Alevilik (4): Yeniçerilikle ilişkisi bağlamında Bektaşilik 01-01-1970 03:00 Alevilik (3): 15–16. Yüzyıl: 'Kıyım dönemi' 01-01-1970 03:00 Alevilik (2): Babai Ayaklanması 01-01-1970 03:00 'Turkey Tribunal' ('Türkiye Mahkemesi') 01-01-1970 03:00 Alevilik (1): Aleviliğin oluşum süreci 01-01-1970 03:00 "Tekçi-Otokratik" rejimin simgesi: Diyanet İşleri Başkanlığı 01-01-1970 03:00 12 Eylül'ün simgesi: Diyarbakır Cezaevi 01-01-1970 03:00 "Eylül" 01-01-1970 03:00 Kürtler (13): Talepler - Yeni bir inşa için öneriler - 2 01-01-1970 03:00 Kürtler (12): Yeni bir inşa için öneriler 01-01-1970 03:00 Kürtler (11): Yüzleşme-Müzakere-Uzlaşma-İşbirliği ihtiyacı 01-01-1970 03:00 Kürtler (10): Devlet iktidarının hedefindeki HDP 01-01-1970 03:00 Kürtler-9: Taleplerin siyasallaşmasını engelleme süreci 01-01-1970 03:00 Kürtler (8): 1980 Askeri Darbesi'ne uzanan süreç 01-01-1970 03:00 Kürtler (7): Dersim'den "Tunç Eli"ne 01-01-1970 03:00 Kürtler (6): Ağrı İsyanı'ndan Zilan katliamına! 01-01-1970 03:00 Kürtler (5): Takrir-i Sükûn rejimine geçiş 01-01-1970 03:00 Kürtler (4): 1922-1924 01-01-1970 03:00 Kürtler (3): 1916-1923 01-01-1970 03:00 Kürtler (2): 19. yüzyıl 01-01-1970 03:00 Kürtler (1): 16-18. yüzyıl 01-01-1970 03:00 Çağdaş tiranlığın terör yönetimi 01-01-1970 03:00 Organize suç örgütlenmesi bağlamında mafya 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için - 3 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için - 2 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için 01-01-1970 03:00 Mağdurların empati ittifakı 01-01-1970 03:00 "Dil"den "Gönül"lere akmak! 01-01-1970 03:00 Kanımla düşünüyorum! / Hermann Göring 01-01-1970 03:00 Yeni anayasa inşa sürecinin açmazları 01-01-1970 03:00 Türk anayasaları bağlamında yasama-yürütme dengesi 01-01-1970 03:00 Sıfırdan Anayasa İnşası: Yeni Anayasa Platformu (YAP) örneği 01-01-1970 03:00 "Küresel eril sistem"in mağdurları: Kadınlar 01-01-1970 03:00 Çok dilli - çok bölgeli anayasa: Güney Afrika anayasası 01-01-1970 03:00 Tabula Rasa: Sıfırdan anayasa inşası 01-01-1970 03:00 Kayyım atamaları bağlamında 1921 Anayasası 01-01-1970 03:00 Anayasacılık: Batı-Osmanlı anayasa hareketleri 01-01-1970 03:00 Sistemin saldırısı karşısında direniş odağı: Aşk 01-01-1970 03:00 Empati ihtiyacı 01-01-1970 03:00 'Çok Kalpli Asi' 01-01-1970 03:00 Eylül’le gelen 01-01-1970 03:00 Tercihiniz; otokrasi mi, demokrasi mi? 01-01-1970 03:00 Hukukun işlevi 01-01-1970 03:00 Barbarlığın son noktası: Çocuklarına kavuşamadan ölen anneler! 01-01-1970 03:00 Vandalizmin kurumlaşmış hali: Cezasızlık pratiği 01-01-1970 03:00 Beton avluların çocukları: Anne! Toprak ne demek? 01-01-1970 03:00 Medeniyetsizlik: Boğulan adalet 01-01-1970 03:00 Meşruiyet: Temel mutabakat – Kamusal müzakere 01-01-1970 03:00 Frenlenemeyen iktidar sorunu 01-01-1970 03:00 Bu kaçıncı Cumhuriyet! 01-01-1970 03:00 İslam'ın siyasetle serüveni: Milliyetçiliğe savrulma 01-01-1970 03:00 Devlet: Güç ve çıkar çatışmalarının alanı 01-01-1970 03:00 Sürgünün trajedisi: Toprağın tadını özlemek 01-01-1970 03:00 Devletin emrindeki din: Diyanet İslam'ı 01-01-1970 03:00