"Tekçi-Otokratik" rejimin simgesi: Diyanet İşleri Başkanlığı

Ümit Kardaş

19-09-2021 02:56

Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyılın başından itibaren "milliyetler" sorunuyla karşı karşıya kaldı. Özellikle Balkanlar'daki Hıristiyan halklar, merkezi otoriteye karşı ayaklandılar. Yunan ve Sırp prenslikleri, önce özerkliklerini, sonra bağımsızlıklarını elde ettiler. Bu prenslikler, kendi anayasalarını Osmanlı'dan önce yaptılar. Daha sonra Bulgar, Makedon ve Ermeni milliyetçilikleri kendini gösterdi.

19. yüzyıl sonlarına doğru milliyetçilik düşüncesi Müslüman halklar arasında da yer buldu. Önce Arnavutlar ve sırasıyla Araplar, Kürtler ve Türkler...

Türk milliyetçiliği, Jön-Türk ve İttihat-Terakki üzerinden 1908'de II. Meşrutiyet ile birlikte öne çıkmaya başladı. Türkler merkezi devletten ayrılmayı değil, onu devlet-ulusa çevirmeyi hedeflediler.

Osmanlı'da kalıcı ayrımlar dini nitelikteydi ve nüfus milletler halinde sınıflandırılmıştı. Bir Türk'ü gayrimüslimlerden ayıran tek şey diniydi ve Türk kendini, Müslüman milletinin bir parçası olarak duyumsardı. Bu nedenle Hıristiyan-Müslüman zıtlığı Türk kimliğinin temel bir unsuruydu. (François Georgeon, "Osmanlı-Türk Modernleşmesi", çev. Ali Berktay.)

Türk milliyetçiliği, Avrupa milliyetçiliğinden farklı olarak kilise gibi bir kurumdan ya da ruhban sınıfından destek almadı, aksine dine ve ümmet fikrine karşı çıkarak şekillendi. Türk milliyetçiliğini destekleyen bir ulusal burjuvazi de bulunmadığından bu ideolojiyi başlangıçta halktan kopuk, az sayıda aydın destekledi.

Ancak Türk milliyetçiliğinin temsilcileri ulusdevlet kurma yönünde ilerlerken Osmanlı'nın son döneminden itibaren uyguladıkları politikalarla, toplumun en medeni, ticaret, sanat ve zanaat alanlarında en başarılı unsurları olan Ermeni ve Rumları şiddet ve zulümle haritadan sildiler.

Böylece ulusdevlet "Türk" başat kimliğinin baskısı altında şekillenirken, bunun dışında kalan unsurlar ya yok edilecek, ya da asimilasyona uğratılacaktı. Milliyetçilik devletin amaç ve hedeflerinin gerçekleştirilmesi için bir araç olarak düşünüldü, milliyetçiler bu nedenle asker-sivil bürokrasinin yanında yer aldılar.

Bunun sonucu cumhuriyet rejimi, artık başka etnik kimliklerin başat "Türk" kimliği içinde eritilecekleri "tekçi" ideolojiye dayalı "otokratik" bir düzlemde ilerleyecekti.

"Otokratik-tekçi" rejim, Batı ve kapitalizm karşıtı olmadı. Modernleştirmenin (modernleşme değil) getirdiği kültürel yabancılaşma, İslami kültürden kopma sonucu Türkçülüğü ön plana çıkardı.

Ancak nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslüman halkın dini inancının devletin ideolojisi doğrultusunda devletin denetim ve kontrolü altına alınması, Türk milliyetçiliğinin İslam dininin bir mezhebi üzerinden tahkim edilmesi gerektiği düşünüldü.

Cumhuriyet döneminde 3 Mart 1924'te çıkarılan Şer'iyye ve Evkaf ve Erkan-ı Harbiye Umumiyye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun ile Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği ve Evkaf Umum Müdürlüğü kuruldu.

Yine 1925 yılında çıkarılan bir kanunla Alevilerin inançlarını ve bunun gereklerini yaşayabilmeleri imkânı ortadan kaldırıldı. Bunun sonucu Alevi-Bektaşi kimliği kendini ifade edebilme imkânını kaybederek Cumhuriyet'in tekçi ideolojisine kurban edildi. Amaç, Alevileri, "Türk" kimliğine eklemlenen İslam'ın Sünni kolu olan Hanefi mezhebi içinde eriterek asimile etmekti.

Cumhuriyet rejimi böylece "tekçi" ideolojisini tahkim edeceği ve dini kendi amaçları için kullanabileceği bürokratik bir kurum yaratmış oluyordu.

Emeviler ile başlayan ve Osmanlı'da da devam eden dinin merkezde iktidar gücü tarafından araçsallaştırılıp yozlaştırılması ve devletin bir aparatı olarak kullanılması geleneği Cumhuriyet tarafından aynen tevarüs edilmiş oluyordu.

Sözkonusu kurumun kurulması, rejimin laik olduğu iddiasıyla da bağdaşmıyordu. Laiklik ilkesi, kuşkusuz din, inanç, ibadet özgürlüğünün ve vicdani kanaatlerin güvence altına alınmasının garantisidir. Ancak laiklik ilkesinin devlet yönetimindeki temel prensibi "dinin devlet işlerine", "devletin din işlerine karışmaması"dır.

Laik olduğunu iddia eden rejim, kurduğu bu kurumla sahih bir laiklik ve onun dayandığı demokrasi idealine sahip olmadığını, ülkeyi otokratik bir düzen içinde yöneteceğini göstermiş oluyordu.

1961 Anayasası ile ilk kez Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir kurum haline getirildi. 154. madde ile "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirir" düzenlemesi yapıldı.

1965 yılında 633 sayılı Kanun ile Diyanet İşleri Başkanlığı, görev, teşkilat ve görevlilerinin nitelikleri açısından kapsamlı bir kanuna sahip oldu. 1982 Anayasası bu kuruma "yürütme" bölümü içinde "idare" alt başlığı altında yer vererek, 136. madde ile "milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinme" görevini de yükledi.

DİB yapısı, bağlı vakıfları, bağışları, bütçesi, lüks makam araçları nedeniyle de eleştirilmesi gereken bir noktada. DİB'in 2020 yılı bütçesi 2019'a göre 1.1 milyar TL arttı. Böylece bir bürokratik kurum, 16 bakanlıktan 8'inin bütçesini geride bıraktı. Yatırımcı bakanlıkların bütçesini 4'e katladı.

DİB, bütçeden aldığı milyarlarca liralık pay, sahip olduğu binlerce taşınmaz, yurtiçinde ve dışında yaptığı yatırımlar, 100 bini aşan istihdamı ve yönettiği vakıflar ile âdeta devasa bir holdingi andırmakta. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 2018 yılında yaptığı tahsisler ile Diyanet'in toplam taşınmaz sayısı 2 bin 17'ye yükselmiş durumda.

Bütçeden aldığı devasa ödenek dışında Hac ve Umre'den, yurtiçi ve yurtdışındaki kurban kesimlerinden ve sahip olduğu vakıflar üzerinden yaptığı yatırımlardan elde ettiği gelirler de hesaba katıldığında, DİB'in devasa bir ekonomik büyüklüğü yönettiği anlaşılmakta.

DİB bünyesindeki en büyük yapılardan biri de Türkiye Diyanet Vakfı... Diyanet İşleri Başkanı tarafından yönetilen vakıf, dünyanın 145 ülkesinde eğitim, kültür ve yardım faaliyetleri yürütüyor.

1977'de Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir kararla vakfa 'vergi muafiyeti' getirilirken, 2005 yılında yapılan bir düzenleme ile de vakıf "izin almadan yardım toplayan kuruluşlar" arasına alınmış durumda. Vakfın iştirakleri arasında RTÜK'ten yayın lisansı almış bir TV kanalı ve matbaa da bulunuyor.

Bu kadar büyük bir ekonomik yapıyı yöneten DİB'in gelir ve giderlerinin yeteri ölçüde denetlenemediği, şeffaflık ve hesap verebilirlik kriterlerinin uzağında olduğu da bir gerçek.

Bu durumda kapitalist bir ekonomiyle ve otokratik bir siyasi rejimle bütünleşmiş bir devlet kurumunun İslam adına fetva vermesi kabul edilebilir mi? Muhalefetin kurumun varlığını tartışacağına kurumun başkanının söylemlerini eleştirerek varlığını meşrulaştırması, zihniyetin değişmediğini ve yeni bir inşanın zorluğunu gösteriyor.

Devlete egemen olan anlayış doğrultusunda, din yorumu ve yaklaşımları dönüşebilen, yeri geldi mi müfrit bir milliyetçiliği ve militarizmi meşrulaştıran, yeri geldi mi yolsuzluk meselelerini hutbelerinden çıkarmakta beis görmeyen, iktidarın iflas etmiş ekonomisinde mağduriyet yaşayan insanları şaibe altına sokan vaazlar veren bir kurumun görevini kötüye kullanmasının dışında dinin otantik değerlerinden uzaklaştığı da açık.

AKP iktidarı, kurucu iradenin dini denetim altına alma ve tekçi ideolojisi doğrultusunda kullanma amacına yönelik kurduğu bürokratik bir kurumu kutsallaştırıp güçlendirerek siyasi çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmış durumda.

Ayrıca bu kurumun Sünni, Alevi, Musevi, Hıristiyan Ateist, Deist yurttaşların vergilerinden pay alarak sadece Sünnilerin bir mezhebine din hizmeti vermesi kabul edilemez bir adaletsizlik.

DİB'in kaldırılmasının tarikat ve cemaatleri güçlendirip kaosa neden olacağı iddiasının da gerçekle bir ilgisi bulunmamakta. Çünkü Türkiye, zaten tarikatlar ve cemaatler cenneti.

Eğitim politikası uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı'nın 2018'de hazırladığı rapora göre, Türkiye'de belli başlı 30 tarikat ve onlara bağlı 400 kol bulunuyor. Sadece İstanbul'da açıktan faaliyet yürüten tekke sayısı 445.

2.6 milyondan fazla kişinin bir tarikat ya da cemaatle organik bağı bulunuyor. Türkiye'deki 10 bin 53 özel öğretim kurumunun üçte biri bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı. Tarikat ve cemaatlerle bağı olan okullarda öğrenim gören öğrenci sayısıysa 210 binin üzerinde.

Özellikle "Zenginler tarikatı olarak" bilinen Erenköy Cemaati, Süleymancılar, Menzil ve pek çok tarikatın iş ve çıkar ilişkileri bulunuyor. Bu cemaat ve tarikatlara ait şirketler, hastaneler, özel okullar mevcut.

Tarikat ve cemaatlerin en önemli gelir kaynağıysa bünyesinde bulunan işletmelerden elde edilen kârlar ve toplanan bağışlar. Bu yapılar yola çıkış amaçlarından uzaklaşarak kapitalist sistem ve otokratik rejimle uyumlu hale gelerek şirketleşmiş durumda. Bunun dışında sözkonusu tarikat ve cemaat yapılanmaları siyaset ve bürokrasi içinde de etkinler.

Görülüyor ki DİB, tarikat ve cemaatlerin etkinliklerini, ekonomi, siyaset ve bürokrasi alanındaki güç çatışmalarını engelleyebilmiş değil.

DİB kaldırıldığı ve askeri harcamalar denetim altına alındığı takdirde elde edilecek kaynakların eğitim, sağlık, adalet, sosyal güvenlik ve yatırım alanlarında kullanılması ülke standartlarını üst düzeylere çıkaracağı açık.

Dini yaşam sivil topluma bırakılmalı, her kesim kendi ibadethanesini yapmalı, kendi din adamını istihdam etmeli, devlet mali ve hukuki konularda denetim görevini yerine getirmeli.

DİĞER YAZILARI Türkiye'nin hal-i pürmelali-1 01-01-1970 03:00 Anlamsızlık çağında vicdan sahibi olmak 01-01-1970 03:00 Topluma ikinci defa giydirilmek istenen deli gömleği 01-01-1970 03:00 Mutlakıyete dönüş 01-01-1970 03:00 KHK zulmü: İnsan onurunu hiçe sayma ve sivil ölüm 01-01-1970 03:00 Türkiye: Magnitsky yasasını ihlal etme noktasını da aştı 01-01-1970 03:00 Arafta kalanlar 01-01-1970 03:00 Temel mutabakatın yokluğu 01-01-1970 03:00 Utanç duygusunun yitimi 01-01-1970 03:00 Savaşı meşrulaştıran bir vesayet kurumu: Birleşmiş Milletler 01-01-1970 03:00 Hukukun her alanında gerileyen Türkiye 01-01-1970 03:00 Tekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 01-01-1970 03:00 Barbar medenileşmenin sonu 01-01-1970 03:00 'Ortaklaşmacı demokrasi' örneği: Danimarka–Faroe-Grönland Adaları 01-01-1970 03:00 Ortaklaşmacı demokrasi örneği-4: Büyük Britanya 01-01-1970 03:00 Entelektüel üretimin kaybı, rejimin vesayeti, siyasetin iflası 01-01-1970 03:00 'Ortaklaşmacı demokrasi' örneği: İspanya 01-01-1970 03:00 Selahattin Demirtaş'ın yazısı, zihnimiz ve zihniyet labirenti 01-01-1970 03:00 Trump’ın meşruiyeti var mı ki! 01-01-1970 03:00 'Ortaklaşmacı demokrasi' örnekleri: Fransa–Yeni Kaledonya Özerk Bölgesi 01-01-1970 03:00 Cassandra Çığlığı * 01-01-1970 03:00 'Ortaklaşmacı demokrasi' örnekleri: İtalya–Güney Tirol özerk bölgesi 01-01-1970 03:00 Âdemimerkeziyet: Dikey güçler ayrılığı ya da paylaşımı–2 01-01-1970 03:00 Âdemimerkeziyet: Dikey güçler ayrılığı ya da paylaşımı 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin 'dilemma'sı 01-01-1970 03:00 RTÜK eliyle temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmak 01-01-1970 03:00 Ortadoğu'nun sömürgeleştirilmesi süreci 01-01-1970 03:00 Mevcut koşullarda demokratik bir anayasa inşa etmek mümkün değil 01-01-1970 03:00 Bir anayasa inşa süreci deneyimi: Yeni Anayasa Platformu (YAP) 01-01-1970 03:00 Bir ülkeyi yaşanılır kılan adalet ve özgürlüktür! 01-01-1970 03:00 Hukuk devletinin temeli: Adil yargılanma hakkı 01-01-1970 03:00 Adil yargılanma hakkının temeli: Tabii hakim ilkesi 01-01-1970 03:00 Devletin gölgesinde değişim mümkün mü? 01-01-1970 03:00 Etik, estetik ve adalet yoksunluğu içinde yaşamak 01-01-1970 03:00 Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi 01-01-1970 03:00 İtaatsizliğin erdemi 01-01-1970 03:00 'Meşruiyet'in kaybı 01-01-1970 03:00 "Gücü, gücü yetene!' dünyası 01-01-1970 03:00 Gücün ve kötülüğün egemen olduğu bir dünyada yaşamak 01-01-1970 03:00 Adaletten yoksun bir toplum, kalitesiz bir hayat yaşamaya mahkûmdur 01-01-1970 03:00 Barışın, özgürlüğün, adaletin önündeki engel 01-01-1970 03:00 Hukuk güvenliği bağlamında: Hakimin bağımsızlığı, tarafsızlığı, niteliği 01-01-1970 03:00 Hukuk güvenliği bağlamında: Gözaltı ve tutuklama 01-01-1970 03:00 Utanç duygusunun kaybı 01-01-1970 03:00 Siyasi cinayet üreten zihniyetin kurbanı: Hrant Dink 01-01-1970 03:00 'Aşk Biter mi?' 01-01-1970 03:00 Devletin cezasızlık politikası 01-01-1970 03:00 2025, kaldıramayacağı bir yükle geliyor 01-01-1970 03:00 Küresel eril sistemin mağdurları: Çocuklar (3) 01-01-1970 03:00 Küresel eril sistemin mağdurları: Çocuklar (2) 01-01-1970 03:00 Küresel eril sistemin mağdurları: Çocuklar (1) 01-01-1970 03:00 Küresel eril sistemin mağdurları: Kadınlar (3) 01-01-1970 03:00 Küresel eril sistemin mağdurları: Kadınlar (2) 01-01-1970 03:00 Küresel eril sistemin mağdurları: Kadınlar (1) 01-01-1970 03:00 'İnsan tamamlanmamıştır' (*) 01-01-1970 03:00 İnsan onurunu koruyamayan hukuk adaleti sağlayamaz 01-01-1970 03:00 Zihnimiz sanki bölünmez küçük bir devlet! 01-01-1970 03:00 Cumhur İttifakı samimi mi? Muhalefet yeterli mi? 01-01-1970 03:00 1971–1980 cuntalarının temel mottosu: 'Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü' 01-01-1970 03:00 Siyasetin sefaleti 01-01-1970 03:00 'Eylül'ün içinden geçen duygular 01-01-1970 03:00 Darbe anayasasının tekçi–despotik zihniyetinde donma hali 01-01-1970 03:00 İnsanın varlığını şiddet kullanarak inşa etmesi 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–10 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–9 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–8 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–7 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–6 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–5 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–4 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–3 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–2 01-01-1970 03:00 Mecburi istikamet: Kürtlerle birlikte demokrasiyi inşa etmek–1 01-01-1970 03:00 Tekrar ediyorum: 'Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun!' 01-01-1970 03:00 Nekropolitik Çağ 01-01-1970 03:00 Kayyım rejimi: Türkiye'nin geleceğine vurulan kilit 01-01-1970 03:00 Kobani davası: Ölümlerden kim sorumlu? – 2 01-01-1970 03:00 Kobani davasına giden süreç – 1 01-01-1970 03:00 İnsanlık tarihinin saygın anıtı: Angkor Wat 01-01-1970 03:00 'Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun' 01-01-1970 03:00 CHP: Altı oku revize edebilecek mi? – 3 01-01-1970 03:00 CHP: Çok partili dönem–2 01-01-1970 03:00 CHP: Tek partili dönem–1 01-01-1970 03:00 Seçim sonrasının düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 Hakikat yolunda yürümek 01-01-1970 03:00 1971-1973: Geriye gidişin ara rejimi 01-01-1970 03:00 Hukukla bağını koparan Türkiye 01-01-1970 03:00 Afrika balladı! 01-01-1970 03:00 Güney Afrika Vicdan Girişimi 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetin tercihi tekçi otokratik rejim: 1925 Kürt ayaklanması 01-01-1970 03:00 Postkolonyal dönemde insanın durumu 01-01-1970 03:00 İnsanın medeniyetle tanışması 01-01-1970 03:00 İnsan olmanın anlamı 01-01-1970 03:00 Hafıza aktivizmiyle hakikate ulaşma çabası 01-01-1970 03:00 Bahçeden yeryüzüne bakmak 01-01-1970 03:00 'Demokratik süreç odaklı' bir anayasa inşa edebilecek miyiz? 01-01-1970 03:00 İktidarın amaç ve zihniyetiyle yeni-sivil Anayasa inşa edilebilir mi? 01-01-1970 03:00 Kassandra çağrısı 01-01-1970 03:00 Küresel kozmopolit demokrasi 01-01-1970 03:00 Barbarlığı aşamamak: Savaşmaktan vazgeçmeyen insanlık 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet oryantalizmi ve modernleştirmeci milliyetçilik 01-01-1970 03:00 'Eylül'ün içinden geçen şiirler 01-01-1970 03:00 Rumlar üzerinden otoriterleşmeyi meşrulaştırma 01-01-1970 03:00 6-7 Eylül’e giden süreç–2 01-01-1970 03:00 6-7 Eylül'e giden süreç 01-01-1970 03:00 Değişimin önündeki aşılmaz duvar: İdeolojik zihniyetin kemikleşmesi 01-01-1970 03:00 Türkiye değişebilir mi? 01-01-1970 03:00 Zihniyet değişikliğine ülke isimlerinden başlamak! 01-01-1970 03:00 Tekçi-tek kişilik siyasi rejimin kendi hukukunu oluşturması 01-01-1970 03:00 İktidara uzanan yerleşik düşünceden itirazcı-ihlalci göçebe düşünceye 01-01-1970 03:00 ‘Boşluk’tan ‘toz’a, ‘kültür’den ‘uygarlığa’ 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali – 2 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali! – 1 01-01-1970 03:00 Yalanların hakikate dönüşmesi 01-01-1970 03:00 Anayasanın temeli ne olmalı? 01-01-1970 03:00 Vicdan, mazlumlardan kelimeleri esirger mi? 01-01-1970 03:00 Yargının yeniden inşası: Adil yargılanma hakkı 01-01-1970 03:00 Yargının yeniden inşası: Hukuksal pozitivizmden doğal hukuka 01-01-1970 03:00 Enkaz altında kalmanın dayattığı zaruret: Adem-i merkeziyet 01-01-1970 03:00 Sorumlular ayağa kalksın! 01-01-1970 03:00 Kürtlerin siyasal temsilde var olma mücadelesi – 2 01-01-1970 03:00 Kürtlerin siyasal temsilde var olma mücadelesi – 1 01-01-1970 03:00 Hrant'ın ideallerini yaşatmak! 01-01-1970 03:00 Tarihsel kronik çizgi: İktidarın merkezde şahsileşmesi 01-01-1970 03:00 Şiddetin vardığı son nokta: Otosansür 01-01-1970 03:00 Rejimin HDP üzerinden yarattığı gerilim 01-01-1970 03:00 Hukukla bağını kesen devlet şiddeti 01-01-1970 03:00 Devlet - Demokrasi - Değişim 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin çıkmazı: Korku duvarını aşamamak (3) 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin çıkmazı: Merkeziyetçi devletten bölgesel devlete (2) 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin çıkmazı: Sömürge tipi idari vesayet rejimi (1) 01-01-1970 03:00 Neden 'Yetmez ama evet' denildi? (3) 01-01-1970 03:00 Neden 'Yetmez ama evet' denildi? (2) 01-01-1970 03:00 Neden ‘Yetmez ama evet’ denildi? (1) 01-01-1970 03:00 Zihniyetin esaretinde yozlaşan dil 01-01-1970 03:00 Zihniyet ikliminde bir çıkmaz: Kısırdöngüde debelenen Türkiye 01-01-1970 03:00 Halife Sultan II. Abdülhamid 01-01-1970 03:00 Adığe (Çerkez) Katliamı 01-01-1970 03:00 Gerçekdışının karşısındaki güç: Sevgi 01-01-1970 03:00 Otokratik rejimin ceza kanunundaki aygıtları 01-01-1970 03:00 Adaletin yitiminde son nokta: Kavala davası 01-01-1970 03:00 Küreselleşmenin bencil aktörleri: Çöküşe giden yol 01-01-1970 03:00 Duvarları yıkabilecek miyiz? 01-01-1970 03:00 Süpürenler ve süpürülenler 01-01-1970 03:00 Dünya: Hassas kalplerin cehennemi 01-01-1970 03:00 Yeni bir dünya inşası-2: Rusya rol alabilir mi? 01-01-1970 03:00 Yeni bir dünya inşası: Madalyonun iki yüzü 01-01-1970 03:00 Birlikte yapabiliriz! 01-01-1970 03:00 Türkiye Mahkemesi nihai mütalaası: 'Yargı bağımsızlığı ve adalete erişim' 01-01-1970 03:00 Kalıcı istisna hali: Hukuksuzluğun normalleşmesi 01-01-1970 03:00 Şiddetin sıradanlaşması 01-01-1970 03:00 İnsanın güçle sınanması 01-01-1970 03:00 Siyaset-bürokrasi-mafya-organize suç örgütü döngüsü 01-01-1970 03:00 Hukukun askıya alınması 01-01-1970 03:00 Yükseltin vicdanınızı! 01-01-1970 03:00 Bırakın adalet yerini bulsun... 01-01-1970 03:00 Düşüncenin erotikleşmesi 01-01-1970 03:00 Akıldışılığın büyüsüne kapılmak 01-01-1970 03:00 Dekadans: Çöküş! 01-01-1970 03:00 Alevilik (8): Başat kimliğin yarattığı çıkmaz 01-01-1970 03:00 Alevilik (7): Ayrı bir inanç sistemi mi? 01-01-1970 03:00 Alevilik (6): Devletin değişmeyen politikası 01-01-1970 03:00 Tekçi Cumhuriyet'ten Çoğulcu Demokrasi'ye 01-01-1970 03:00 Alevilik (5): 18-19. yüzyıl katliamlar zinciri 01-01-1970 03:00 Alevilik (4): Yeniçerilikle ilişkisi bağlamında Bektaşilik 01-01-1970 03:00 Alevilik (3): 15–16. Yüzyıl: 'Kıyım dönemi' 01-01-1970 03:00 Alevilik (2): Babai Ayaklanması 01-01-1970 03:00 'Turkey Tribunal' ('Türkiye Mahkemesi') 01-01-1970 03:00 Alevilik (1): Aleviliğin oluşum süreci 01-01-1970 03:00 12 Eylül'ün simgesi: Diyarbakır Cezaevi 01-01-1970 03:00 "Eylül" 01-01-1970 03:00 Kürtler (13): Talepler - Yeni bir inşa için öneriler - 2 01-01-1970 03:00 Kürtler (12): Yeni bir inşa için öneriler 01-01-1970 03:00 Kürtler (11): Yüzleşme-Müzakere-Uzlaşma-İşbirliği ihtiyacı 01-01-1970 03:00 Kürtler (10): Devlet iktidarının hedefindeki HDP 01-01-1970 03:00 Kürtler-9: Taleplerin siyasallaşmasını engelleme süreci 01-01-1970 03:00 Kürtler (8): 1980 Askeri Darbesi'ne uzanan süreç 01-01-1970 03:00 Kürtler (7): Dersim'den "Tunç Eli"ne 01-01-1970 03:00 Kürtler (6): Ağrı İsyanı'ndan Zilan katliamına! 01-01-1970 03:00 Kürtler (5): Takrir-i Sükûn rejimine geçiş 01-01-1970 03:00 Kürtler (4): 1922-1924 01-01-1970 03:00 Kürtler (3): 1916-1923 01-01-1970 03:00 Kürtler (2): 19. yüzyıl 01-01-1970 03:00 Kürtler (1): 16-18. yüzyıl 01-01-1970 03:00 Çağdaş tiranlığın terör yönetimi 01-01-1970 03:00 Organize suç örgütlenmesi bağlamında mafya 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için - 3 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için - 2 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali? 01-01-1970 03:00 Mağdurların empati ittifakı 01-01-1970 03:00 "Dil"den "Gönül"lere akmak! 01-01-1970 03:00 Kanımla düşünüyorum! / Hermann Göring 01-01-1970 03:00 Yeni anayasa inşa sürecinin açmazları 01-01-1970 03:00 Türk anayasaları bağlamında yasama-yürütme dengesi 01-01-1970 03:00 Sıfırdan Anayasa İnşası: Yeni Anayasa Platformu (YAP) örneği 01-01-1970 03:00 "Küresel eril sistem"in mağdurları: Kadınlar 01-01-1970 03:00 Çok dilli - çok bölgeli anayasa: Güney Afrika anayasası 01-01-1970 03:00 Tabula Rasa: Sıfırdan anayasa inşası 01-01-1970 03:00 Kayyım atamaları bağlamında 1921 Anayasası 01-01-1970 03:00 Anayasacılık: Batı-Osmanlı anayasa hareketleri 01-01-1970 03:00 Sistemin saldırısı karşısında direniş odağı: Aşk 01-01-1970 03:00 Empati ihtiyacı 01-01-1970 03:00 'Çok Kalpli Asi' 01-01-1970 03:00 Eylül’le gelen 01-01-1970 03:00 Tercihiniz; otokrasi mi, demokrasi mi? 01-01-1970 03:00 Hukukun işlevi 01-01-1970 03:00 Barbarlığın son noktası: Çocuklarına kavuşamadan ölen anneler! 01-01-1970 03:00 Vandalizmin kurumlaşmış hali: Cezasızlık pratiği 01-01-1970 03:00 Beton avluların çocukları: Anne! Toprak ne demek? 01-01-1970 03:00 Medeniyetsizlik: Boğulan adalet 01-01-1970 03:00 Meşruiyet: Temel mutabakat – Kamusal müzakere 01-01-1970 03:00 Frenlenemeyen iktidar sorunu 01-01-1970 03:00 Bu kaçıncı Cumhuriyet! 01-01-1970 03:00 İslam'ın siyasetle serüveni: Milliyetçiliğe savrulma 01-01-1970 03:00 Devlet: Güç ve çıkar çatışmalarının alanı 01-01-1970 03:00 Sürgünün trajedisi: Toprağın tadını özlemek 01-01-1970 03:00 Devletin emrindeki din: Diyanet İslam'ı 01-01-1970 03:00