Vandalizmin kurumlaşmış hali: Cezasızlık pratiği

Ümit Kardaş

24-07-2020 02:55

Cezasızlık (impunity) kavramı 1990'lı yıllarda devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlete bağlı kurumların denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili olarak kullanılmaya başlandı.

Ağır insan hakları ihlallerinin yaygın ve sistematik bir biçimde ancak devlet adına hareket eden kişi ve gruplar tarafından işlenebilmeleri dolayısıyla faillerinin cezadan bağışık kalması devlet politikalarının kurumsallaştırdığı bir Vandalizm haline işaret etmekte.

İnsan hakları hukukunun temel meselesi haline gelen cezasızlık olgusuna ilişkin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen "Ağır Uluslararası İnsan Hakları Hukuku İhlalleri ve Ciddi Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlalleri Mağdurlarının Çözüm ve Tazminat Hakkına Dair Temel Prensipler ve Kurallar" ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin "Ciddi İnsan Hakları İhlalleri Bakımından Cezasızlığın Sona Erdirilmesine Yönelik Rehber İlkeler" başlıklı kararı bu konuda ayrıntılı değerlendirmeler ve çözümler getirmekte.

Sözkonusu iki referans belgede cezasızlıkla mücadelenin dört temel amacı belirtilmekte. Bu amaçlardan birincisi "mağdurların çektikleri acıların kabul edilmesi ve hatırlanması", yani cezalandırıcı ve onarıcı adaleti öngörülmekte.

Hakikati bilmeye yönelik ikinci amaç ise, hak ihlallerinin kayıt altında tutularak arşivlenmesi ve dolayısıyla kolektif hafızanın inkârcı eğilimlerle ortadan kalkmasını önleme ödevi olarak düzenlenmekte.

Tazminat ödenmesini öngören üçüncü amacın, mağdurları iyileştirici etkisiyle kamu barışına, uzlaşma ve istikrara katkı sağlama işlevi öngörülmekte.

Bir daha tekrarlanmama garantisini öngören dördüncü amaçla, cezasızlığın pozitif önleme fonksiyonu üzerinde durulmakta.

Ağır ve ciddi insan hakları ihlalleri yaygın ve sistematik bir şekilde veya bir çatışma ortamında uygulanmışsa, uluslararası bir suçun maddi unsurları haline gelerek, cezasızlığın diğer referans kavramı olan "uluslararası suçlar"ı gündeme getirmekte.

Uluslararası suçlara dair bağlayıcı ilkeler 1998'de kabul edilen Roma Anlaşması'nda ve buna dayanarak kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nce belirlenirken, Roma Statüsü'nde tarif edilen dört temel suç tipi kategorisi ise soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçları olarak düzenlenmiş durumda.

Türkiye'de soykırım ve insanlığa karşı suçlar ilk defa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 76 ve 77. maddelerinde düzenlendi. Ancak bu düzenlemelerde "kişilerin zorla kaybedilmesi", "ırk ayrımcılığı", "sürgün ve nüfusun zorla nakli" fiilleri yer almadı.

Ayrıca meşru müdafaada sınırın aşılmasıyla ilgili olarak TCK m.27/2 ile "Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" düzenlemesi getirilerek kolluğun ve paramiliter grupların insan hakları ihlallerinde yargının eli rahatlatılmış oldu.

Türkiye'de cezasızlık halinin temel paradigması, askeri darbe sonucu düzenlenmiş olan 1982 Anayasası'nın başlangıç bölümünde yer almakta. Bu düzenlemede "Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" belirtilmekte.

Soyut ve muğlak kavramlar üzerinden yasaklar getiren ve her alandaki her türlü faaliyetin korunmayacağını öngören bir anayasal temel üzerine kurulan bir siyasi gücün ve onun güvenlik ve yargı unsurlarının cezasızlık olgusunun uygulayıcıları olmaları beklenen bir sonuç olarak ortaya çıkmakta.

Bu nedenle Türkiye'de cezasızlık halini doğuran temel dinamik, savcı ve hakimlerin kendilerini devleti ve dolayısıyla çoğu zaman kamu görevlisi olan failleri korumakla görevli görmeleri.

Yargının devleti koruma refleksinin somutlaşmış hali, suçun sorumlularının doğrudan devlete bağlı polisler, askerler, üst bürokratlar veya devletle bağlantılı paramiliter gruplar olduğunda ortaya çıkmakta.

Türkiye'de cezasızlık politikasının en bariz örnekleri Hrant Dink, Rahip Santoro, Tahir Elçi, Zirve Yayınevi cinayetlerinden Roboski ve Suruç katliamlarına kadar çok sayıda soruşturma süreçlerinde yaşandı.

Cezasızlık pratiği, azınlık ve muhaliflere yönelik devlet bağlantılı suikastlardan toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında sivillere yönelik işlenen toplu cinayetlere, kolluk kuvvetlerinin orantısız güç kullanımından kadınlara ve çocuklara yönelik cinayetlere, asker ölümlerinden iş cinayetlerine kadar son derece geniş bir yelpazede görülmekte.

Cezasızlık pratiği, geçmişle hesaplaşılmasında yargı engeli olarak ortaya çıkmasının bir sonucu olarak ağır insan hakları ihlalleri faillerinin cezasız kalmasına neden olmakta.

25-26 Mart 1994’te Şırnak'ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinde F-16 uçaklarıyla yapılan bombardıman sonucu çoğu kadın ve çocuk, 13'ü Koçağılı, 25'i Kuşkonar'dan olmak üzere 38 kişi öldürülmüş, 13 kişinin yaralandığı bombardımanda köylülerin ev ve hayvanları da ağır zarar görmüştü.

Tanıklar operasyon sonrasında yetkililerden yardım alamadıklarını; Kuşkonar'da ölenlerin toplu mezarlarda yakıldığını anlatmıştı. Bunun sonucu Kuşkonar'da yaşayan birçok kişi ertesi gün eşyalarını toplayıp köyden kaçmış ve bir daha da geri dönmemişti.

Türkiye'deki dava dosyası yıllar boyu mahkemeler arasında dolaşırken, ölenlerin yakınları AİHM'e başvurmuştu. AİHM, Türkiye'yi 20 yıl sonra, 12 Kasım 2013'te, 'hava saldırısı emri vermek', 'yeterli soruşturma yapmamak', 'insan yaşamını dikkate almadan bombalama yapmak' ve 'uçuş kayıtlarını gizlemek' suçlarından toplam 2 milyon 305 bin avro tazminata mahkûm etmişti.

Genelkurmay Askeri Savcılığı, AİHM kararından sonra dosyayı zamanaşımının dolması gerekçesiyle takipsizlik kararı vererek cezasızlık pratiğini devam ettirdi.

Bu katliamla, 28 Aralık 2011'de 17'si çocuk 34 köylünün bombardıman sonucu öldürülmesi olayıyla benzerlik kurulan Roboski katliamı da Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın takipsizlik kararıyla kapatıldı.

12 Eylül 1980 darbesi sürecinde yapılan işkencelere ilişkin tüm soruşturmalar da savcılıklarca verilen takipsizlik kararlarıyla kapatılmış oldu.

Yaşanan ve yaşanmakta olan örnekler göstermektedir ki; cezasızlık pratiğinin temelinde mevzuatın uygulanmaması sorunu yatmakta. Bu nedenle kolluk görevlilerinden savcı ve hakimlere kadar kamu görevlilerinin zihniyet ve algılama kapasiteleri önemli. Türkiye'de hak ihlallerinin aktörleri arasında polisin geçmişte olduğu gibi birinci sırada yer aldığını söylemek mümkün.

Siyasi iktidarların zihniyetleri, karar ve icraatları, savcı ve hakimleri etkileme güçleri de cezasızlık pratiğini beslemekte. Yine merkezdeki güç çatışmalarının polis ve yargı üzerindeki etkileri de olumsuzlukları artırmakta.

Yargı organlarının insan hakları ihlallerine karşı duyarlı olduklarını söylemek son derece zor. AİHM’in de çok sayıda kararda tespit ettiği üzere, savcılar, etkin soruşturma yükümlülüğünü sıklıkla ihlal etmekteler. Nitekim bu durum AİHM tarafından 'kurumsal bir ihmal'in (institutional negligence) göstergesi olarak kabul edilmiş durumda.

Türkiye'de yargı kurumunun temel hak ve özgürlüklerin ihlalleri ile ilgili bir gelenek oluşturamadığı, hatta hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasının bir aracına dönüştüğü görülmekte.

Bir hukukçunun hukuk bilgisine sahip olduğunu kabul etmek için hukuka filozofik, sosyolojik ve tarihi açılardan yaklaşması gerekmekte. Hukukçunun sadece bilmesi yeterli değildir. Adaleti sağlama uğruna bilgiyi elde etme çabasında bulunması gerekir. Bu hukukçunun ahlaki görevidir.

Hukukçu için mantıki süreç yeterli değildir. Bu nedenle hukukçu adaleti gerçekleştirmek üzere olası kararını vicdanında değerlendirecektir. Adalet sever olması gereken hukukçunun kararını vicdanında onarken etik bir değerlendirme yapması gerekmekte. Çünkü hukukun bağlayıcılığı insanların vicdanında yer alan adalet duygusundan ileri gelmekte.

Bu nedenle iyi hukukçunun iyi yasalardan önemli olduğu söylenmiştir. İşte hakimin tarafsızlığı da onun nitelikli, bilgili, adalet sever, donanımlı, vicdanlı olmasıyla ve bu niteliklerini koruyan anayasal ve yasal güvencelerle doğrudan ilgisi bulunmakta.

Hak ve özgürlüklerin insanlığa karşı suç oluşturacak şekilde ihlalinin cezasızlık pratiğiyle yok sayılması devletin hukuktan, dolayısıyla medeniyetten koptuğunu, vandalizmi cezasızlık olgusuyla kurumsallaştırdığını göstermekte.

Yazıma cezasızlık pratiği örnekleriyle devam edeceğim.

AK Partili Ünal'ın evinde ölen Nadira Kadirova için 'adalet' çağrısı Atilla Aytemur yazdı: AK Parti'yle nereye kadar? Kılıçdaroğlu: Siz adaleti 'Ali için, Veli için şöyle uygulansın' diyemezsiniz Hakan Tahmaz yazdı: Yeni Sistemi'nin İkinci Yılında Türkiye Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'den yeni seçim kanunu sinyali
DİĞER YAZILARI CHP: Çok partili dönem–2 01-01-1970 03:00 CHP: Tek partili dönem–1 01-01-1970 03:00 Seçim sonrasının düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 Hakikat yolunda yürümek 01-01-1970 03:00 1971-1973: Geriye gidişin ara rejimi 01-01-1970 03:00 Hukukla bağını koparan Türkiye 01-01-1970 03:00 Afrika balladı! 01-01-1970 03:00 Güney Afrika Vicdan Girişimi 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetin tercihi tekçi otokratik rejim: 1925 Kürt ayaklanması 01-01-1970 03:00 Postkolonyal dönemde insanın durumu 01-01-1970 03:00 İnsanın medeniyetle tanışması 01-01-1970 03:00 İnsan olmanın anlamı 01-01-1970 03:00 Hafıza aktivizmiyle hakikate ulaşma çabası 01-01-1970 03:00 Bahçeden yeryüzüne bakmak 01-01-1970 03:00 'Demokratik süreç odaklı' bir anayasa inşa edebilecek miyiz? 01-01-1970 03:00 İktidarın amaç ve zihniyetiyle yeni-sivil Anayasa inşa edilebilir mi? 01-01-1970 03:00 Kassandra çağrısı 01-01-1970 03:00 Küresel kozmopolit demokrasi 01-01-1970 03:00 Barbarlığı aşamamak: Savaşmaktan vazgeçmeyen insanlık 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet oryantalizmi ve modernleştirmeci milliyetçilik 01-01-1970 03:00 'Eylül'ün içinden geçen şiirler 01-01-1970 03:00 Rumlar üzerinden otoriterleşmeyi meşrulaştırma 01-01-1970 03:00 6-7 Eylül’e giden süreç–2 01-01-1970 03:00 6-7 Eylül'e giden süreç 01-01-1970 03:00 Değişimin önündeki aşılmaz duvar: İdeolojik zihniyetin kemikleşmesi 01-01-1970 03:00 Türkiye değişebilir mi? 01-01-1970 03:00 Zihniyet değişikliğine ülke isimlerinden başlamak! 01-01-1970 03:00 Tekçi-tek kişilik siyasi rejimin kendi hukukunu oluşturması 01-01-1970 03:00 İktidara uzanan yerleşik düşünceden itirazcı-ihlalci göçebe düşünceye 01-01-1970 03:00 ‘Boşluk’tan ‘toz’a, ‘kültür’den ‘uygarlığa’ 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali – 2 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali! – 1 01-01-1970 03:00 Yalanların hakikate dönüşmesi 01-01-1970 03:00 Anayasanın temeli ne olmalı? 01-01-1970 03:00 Vicdan, mazlumlardan kelimeleri esirger mi? 01-01-1970 03:00 Yargının yeniden inşası: Adil yargılanma hakkı 01-01-1970 03:00 Yargının yeniden inşası: Hukuksal pozitivizmden doğal hukuka 01-01-1970 03:00 Enkaz altında kalmanın dayattığı zaruret: Adem-i merkeziyet 01-01-1970 03:00 Sorumlular ayağa kalksın! 01-01-1970 03:00 Kürtlerin siyasal temsilde var olma mücadelesi – 2 01-01-1970 03:00 Kürtlerin siyasal temsilde var olma mücadelesi – 1 01-01-1970 03:00 Hrant'ın ideallerini yaşatmak! 01-01-1970 03:00 Tarihsel kronik çizgi: İktidarın merkezde şahsileşmesi 01-01-1970 03:00 Şiddetin vardığı son nokta: Otosansür 01-01-1970 03:00 Rejimin HDP üzerinden yarattığı gerilim 01-01-1970 03:00 Hukukla bağını kesen devlet şiddeti 01-01-1970 03:00 Devlet - Demokrasi - Değişim 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin çıkmazı: Korku duvarını aşamamak (3) 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin çıkmazı: Merkeziyetçi devletten bölgesel devlete (2) 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin çıkmazı: Sömürge tipi idari vesayet rejimi (1) 01-01-1970 03:00 Neden 'Yetmez ama evet' denildi? (3) 01-01-1970 03:00 Neden 'Yetmez ama evet' denildi? (2) 01-01-1970 03:00 Neden ‘Yetmez ama evet’ denildi? (1) 01-01-1970 03:00 Zihniyetin esaretinde yozlaşan dil 01-01-1970 03:00 Zihniyet ikliminde bir çıkmaz: Kısırdöngüde debelenen Türkiye 01-01-1970 03:00 Halife Sultan II. Abdülhamid 01-01-1970 03:00 Adığe (Çerkez) Katliamı 01-01-1970 03:00 Gerçekdışının karşısındaki güç: Sevgi 01-01-1970 03:00 Otokratik rejimin ceza kanunundaki aygıtları 01-01-1970 03:00 Adaletin yitiminde son nokta: Kavala davası 01-01-1970 03:00 Küreselleşmenin bencil aktörleri: Çöküşe giden yol 01-01-1970 03:00 Duvarları yıkabilecek miyiz? 01-01-1970 03:00 Süpürenler ve süpürülenler 01-01-1970 03:00 Dünya: Hassas kalplerin cehennemi 01-01-1970 03:00 Yeni bir dünya inşası-2: Rusya rol alabilir mi? 01-01-1970 03:00 Yeni bir dünya inşası: Madalyonun iki yüzü 01-01-1970 03:00 Birlikte yapabiliriz! 01-01-1970 03:00 Türkiye Mahkemesi nihai mütalaası: 'Yargı bağımsızlığı ve adalete erişim' 01-01-1970 03:00 Kalıcı istisna hali: Hukuksuzluğun normalleşmesi 01-01-1970 03:00 Şiddetin sıradanlaşması 01-01-1970 03:00 İnsanın güçle sınanması 01-01-1970 03:00 Siyaset-bürokrasi-mafya-organize suç örgütü döngüsü 01-01-1970 03:00 Hukukun askıya alınması 01-01-1970 03:00 Yükseltin vicdanınızı! 01-01-1970 03:00 Bırakın adalet yerini bulsun... 01-01-1970 03:00 Düşüncenin erotikleşmesi 01-01-1970 03:00 Akıldışılığın büyüsüne kapılmak 01-01-1970 03:00 Dekadans: Çöküş! 01-01-1970 03:00 Alevilik (8): Başat kimliğin yarattığı çıkmaz 01-01-1970 03:00 Alevilik (7): Ayrı bir inanç sistemi mi? 01-01-1970 03:00 Alevilik (6): Devletin değişmeyen politikası 01-01-1970 03:00 Tekçi Cumhuriyet'ten Çoğulcu Demokrasi'ye 01-01-1970 03:00 Alevilik (5): 18-19. yüzyıl katliamlar zinciri 01-01-1970 03:00 Alevilik (4): Yeniçerilikle ilişkisi bağlamında Bektaşilik 01-01-1970 03:00 Alevilik (3): 15–16. Yüzyıl: 'Kıyım dönemi' 01-01-1970 03:00 Alevilik (2): Babai Ayaklanması 01-01-1970 03:00 'Turkey Tribunal' ('Türkiye Mahkemesi') 01-01-1970 03:00 Alevilik (1): Aleviliğin oluşum süreci 01-01-1970 03:00 "Tekçi-Otokratik" rejimin simgesi: Diyanet İşleri Başkanlığı 01-01-1970 03:00 12 Eylül'ün simgesi: Diyarbakır Cezaevi 01-01-1970 03:00 "Eylül" 01-01-1970 03:00 Kürtler (13): Talepler - Yeni bir inşa için öneriler - 2 01-01-1970 03:00 Kürtler (12): Yeni bir inşa için öneriler 01-01-1970 03:00 Kürtler (11): Yüzleşme-Müzakere-Uzlaşma-İşbirliği ihtiyacı 01-01-1970 03:00 Kürtler (10): Devlet iktidarının hedefindeki HDP 01-01-1970 03:00 Kürtler-9: Taleplerin siyasallaşmasını engelleme süreci 01-01-1970 03:00 Kürtler (8): 1980 Askeri Darbesi'ne uzanan süreç 01-01-1970 03:00 Kürtler (7): Dersim'den "Tunç Eli"ne 01-01-1970 03:00 Kürtler (6): Ağrı İsyanı'ndan Zilan katliamına! 01-01-1970 03:00 Kürtler (5): Takrir-i Sükûn rejimine geçiş 01-01-1970 03:00 Kürtler (4): 1922-1924 01-01-1970 03:00 Kürtler (3): 1916-1923 01-01-1970 03:00 Kürtler (2): 19. yüzyıl 01-01-1970 03:00 Kürtler (1): 16-18. yüzyıl 01-01-1970 03:00 Çağdaş tiranlığın terör yönetimi 01-01-1970 03:00 Organize suç örgütlenmesi bağlamında mafya 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için - 3 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için - 2 01-01-1970 03:00 "Bir daha asla!" diyebilmek için 01-01-1970 03:00 İnsanın hangi hali? 01-01-1970 03:00 Mağdurların empati ittifakı 01-01-1970 03:00 "Dil"den "Gönül"lere akmak! 01-01-1970 03:00 Kanımla düşünüyorum! / Hermann Göring 01-01-1970 03:00 Yeni anayasa inşa sürecinin açmazları 01-01-1970 03:00 Türk anayasaları bağlamında yasama-yürütme dengesi 01-01-1970 03:00 Sıfırdan Anayasa İnşası: Yeni Anayasa Platformu (YAP) örneği 01-01-1970 03:00 "Küresel eril sistem"in mağdurları: Kadınlar 01-01-1970 03:00 Çok dilli - çok bölgeli anayasa: Güney Afrika anayasası 01-01-1970 03:00 Tabula Rasa: Sıfırdan anayasa inşası 01-01-1970 03:00 Kayyım atamaları bağlamında 1921 Anayasası 01-01-1970 03:00 Anayasacılık: Batı-Osmanlı anayasa hareketleri 01-01-1970 03:00 Sistemin saldırısı karşısında direniş odağı: Aşk 01-01-1970 03:00 Empati ihtiyacı 01-01-1970 03:00 'Çok Kalpli Asi' 01-01-1970 03:00 Eylül’le gelen 01-01-1970 03:00 Tercihiniz; otokrasi mi, demokrasi mi? 01-01-1970 03:00 Hukukun işlevi 01-01-1970 03:00 Barbarlığın son noktası: Çocuklarına kavuşamadan ölen anneler! 01-01-1970 03:00 Beton avluların çocukları: Anne! Toprak ne demek? 01-01-1970 03:00 Medeniyetsizlik: Boğulan adalet 01-01-1970 03:00 Meşruiyet: Temel mutabakat – Kamusal müzakere 01-01-1970 03:00 Frenlenemeyen iktidar sorunu 01-01-1970 03:00 Bu kaçıncı Cumhuriyet! 01-01-1970 03:00 İslam'ın siyasetle serüveni: Milliyetçiliğe savrulma 01-01-1970 03:00 Devlet: Güç ve çıkar çatışmalarının alanı 01-01-1970 03:00 Sürgünün trajedisi: Toprağın tadını özlemek 01-01-1970 03:00 Devletin emrindeki din: Diyanet İslam'ı 01-01-1970 03:00