Advert
Hakan Tahmaz
Hakan Tahmaz
Giriş Tarihi : 24-06-2020 02:39

Barış, demokrasi mücadelesi ve adalet arayışı

HDP'nin 15 Haziran'da başlattığı 'Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü' sonuçlandı. Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar yürüyüşün sonuç deklarasyonunu Ankara'da açıkladılar.

Deklarasyonun "çatışma kısırdöngüsüne son verilmesi ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulunuyoruz. Türkiye'de huzur ortamının tesis edilmesi isteniyorsa, bunun yolu demokratik siyasetten ve müzakereden geçmektedir. Bunu sağlayacak bütün adımların atılması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır" cümleleri, bugünün Türkiye'sinin en anlamlı çağrıları. Deklarasyonda, ölümleri durdurma ve barış çağrısı yapılıyor.

Diğer taraftan çeşitli illerin baro başkanları "Savunma Yürüyor" sloganıyla, avukatlık ve baro yasasında yapılmak istenen değişikliğe karşı, bir anlamda evrensel adalet mücadelesi veriyorlar. Karşılaştıkları kötü muameleye ve engelleme çabalarına dünya şahitlik ediyor. Bunlara benzer onlarca emekçi direnişi, KHK mağdurlarının hak arayışları gibi birbirinden ayrı, parça parça mücadeleler ülkenin dört bir yanında sürüyor.

Buna karşın, muhalefet partileri ve çeşitli sivil toplum örgütleri, adalet ve demokrasi gibi sınırlı siyasal içeriklerle mücadele etme yolunu seçerek veya önceleyerek, yanlış bir strateji izliyorlar. Cumhur İttifakı'nın kararlı bir biçimde inşa etmeye çalıştığı milliyetçi otoriter "yeni Cumhuriyetin" kronikleşmiş sorunlarına karşı, bütünlüklü bir stratejiden yoksun davranmış oluyorlar.

Kendisine muhalefet partisi diyenlerin veya kendisini muhalefet cephesinde tanımlayanların, bu hayati konularda ne derece sonuç alabildikleri malum. Daha önce de yazdığım gibi, Cumhur İttifakı karşısında hegemonik bir muhalefet bloku yok, muhalefet fazlasıyla dağınık. Dahası ortak politik paydaları sadece Erdoğan karşıtlığı olan siyasal dinamiklerden söz edebiliyoruz. Erdoğan karşıtlığı o derece keskin ve dar bir alana sıkıştırılmış durumda ki, bu tutum, Kürt sorununun yakıcılığını ve barışın aciliyetini görmeyi engelliyor ya da Kürt sorunun ötelenmesinin tolore edilir olduğunu sanıyor.

Belleksiz kalmak

Türkiye, beka sorunu gerekçesiyle uygulamaya koyduğu "güvenlik" eksenli politikaları ve uygulamalarıyla, adaleti ve demokrasiyi tam anlamıyla ilga etti. Beka sorununa Kürt sorunu ve barış arayışlarının kaynaklık ettiği malum. Kürt çatışmasını bitirecek bir yola girilmesinin, bugünkü siyasal krizden çıkışı sağlayacağı bir başka gerçek.

Türkiye'nin demokratikleşmesinin kilidini açacağı kesin olan Kürt sorunu konusunda, "muhalif" siyasi partilerin ve toplumsal muhalefet güçlerinin belleksiz hareket etmeleri ciddi bir sorun. Türkiye'yi demokratik muhalefetsiz bırakıyor. 2020 yılında, 1990'lar yaşanmamış gibi barışsız, adalet ve demokrasi aramak, mücadele etmek, iktidarın "yeni bir bellek" yaratmasına hizmet eder. Bu tutum; siyaseti, emek hareketini, sendikaları, meslek örgütlerini ve sivil toplum örgütlerini hafızasızlaştırmaktır. Adalet ve demokrasi mücadelesinin barış ile olan güçlü bağını koparmak, sorunların kalıcı çözümünü getirmeyecektir.

Toplum, siyasal krizin, savaş ve çatışma politikalarının nedenlerini bilmeyecek ve doğru algılayamayacak. Bu noktada, muhalefet partilerinin ve güçlerinin, Cumhur İttifakı'nın Kürt karşıtı ve beka kaygısıyla, içeride ve dışarıda yürüttüğü güvenlik eksenli politikalarından farklı olarak, nasıl bir güvenlik politikası önerdikleri veya iktidar bloku ile ayrışma ve ortaklaşma noktaları nelerdir gibi sorular ortaya çıkıyor.

Muhalefet partilerinin hak ve özgürlükleri geliştirecek, kurumsallaştıracak alternatif insani güvenlik politikaları nelerdir veya bunlar var mıdır?

Türkiye "dış güvenlik sorununu" iç tehdit ve güvenlik sorunu olarak değerlendiriyor. İç ve dış güvenlik sorunlarını aynı sepete koyuyor. Bu, içeride ve dışarıda ciddi sorunlar oluşturuyor. Yalnızlaşan Türkiye krizden krize sürükleniyor. Bu sorunun çözümüne ilişkin muhalif partilerin önerileri nelerdir? Suriye'de, İran'da yaşayan Kürtlerin tercih ettikleri siyasal yaşamın ve idari sistemin, Türkiye için güvenlik sorunu oluşturması, Türkiye'de yaşayan Kürtlerin temel haklarının ipotek altına alınması, hangi politika ve yaklaşımla son bulacak veya son bulacak mı? Bu sorulara verilecek yanıtlar, aynı zamanda muhalefetin ne kadar demokrat olduğunu ortaya çıkaracak.

Sivil toplum etkinleşmeli

CHP, son birkaç yıldır muhalefetin sürükleyici gücü olmaya aday. Barış konusuna daha ciddi yaklaştığına dair sinyaller veriyor, arayışlar sergiliyor. Ama ulusalcı çizgisiyle hesaplaşmış değil. İYİ Parti, Türk milliyetçisi geçmişine sıkı sıkıya sarılmış durumda. Gelecek Partisi ile DEVA Partisi'nin siyasal bagajları kendilerini oldukça sınırlıyor gibi görünüyor.

Muhalefet partilerini zorlayacak, teşvik edecek, uyaracak sivil toplum ve toplumsal duyarlılık ise diplerde sürünüyor. Yine de siyasetin içinde bulunduğu çıkmaz sokaktan çıkışını, pekâlâ sivil toplum kuruluşları kolaylaştırabilirler. Eskisi gibi bir çözüm süreci olması mümkün değil, ama sivil toplum kurumları yeni bir çözüm sürecinin önünü açarak, demokratik muhalefet hareketinin filizlenmesine vesile olabilirler.

Sivil toplum kurumlarının rollerini oynayabilmelerinin ilk adımı, gettolaşmış hallerinden çıkmaları olabilir. Demokratik kültürün gelişmesine, kaynakların rasyonel kullanılmasına, kapasite geliştirilmesine öncelik verilerek, toplumsal kutuplaşmanın ve Kürt çatışmasının insan yaşamına etkilerini zayıflatan çalışmalar yapabilirler. Tüm siyasi ve sosyal tarafların katılacağı, çözüm sürecinin diyalog zeminlerini kurabilirler, güçlendirebilirler.

Bir anlamda sivil toplum, kendi misyonunu oynayarak barış fikrinin güçlenmesi eksenli çalışmalara ağırlık vermeli. Türkiye'nin Erdoğan ve barış olmak üzere iki başat sorunu arasında bugün güçlü bir bağ olduğunun farkında olarak, bunları birbirinden ayrıştırmak gerekiyor. Her ikisinin çözüm dinamikleri farklı. Bu saatten sonra Erdoğan barışın aktörü olamaz. Ancak Erdoğan'dan kurtulmak da tek başına barışı getirmez. Barışın önünü açacak bir yaklaşıma sahip olmayanların etkin olduğu bir süreçte, belki de barış çok daha uzaklara ötelenecek.

Diğer yandan iki sorunu doğru ve isabetli ayrıştıramamak, barış çalışmalarında diyalog zeminini çok fazla darlaştırır. Sivil toplum kurumu muhalefetin arka bahçesi olduğunda, işlevini yerine getiremez. Toplumun bir kesimine baştan sırt çeviren veya karşısına alan sivil toplum kurumu, barış çalışmasında istenen etkiyi yaratamaz.

Yeni cumhuriyetin inşası sürecinde tamamen etkisizleştirilen sivil toplum kurumlarının, bugünün koşullarında barış çalışmalarını yürütmelerinin zorlukları ortada. Açmazın kendisi tam da burada. Demokratik siyaset alanının genişletilmesine katkı sunacak, demokrasi, adalet, eşitlik mücadelesinin önündeki engellerin aşılmasına hizmet eden anlamlı bir barış çalışması yapmadan, toplumu dönüştürücü işlev ve sonuç üretemez. Sivil toplum ve siyaset kurumları bu gerçekle yüzleşmek durumundalar.

"Barış için daha ne kadar bekleyeceğiz" sorusunu önce sivil toplum kuruluşları sormalılar. Sorunun etrafında dolanmak, sorunu ortadan kaldırmıyor. Kürt sorununun kendiliğinden sona ermediği, siyasetçilere sık sık hatırlatılmalı. Barış fikri canlı tutulmalı, barışa giden yolu döşemedeki atalete son verilmeli.

http://www.hakantahmaz.com/

NELER SÖYLENDİ?
@
Hakan Tahmaz

Hakan Tahmaz

DİĞER YAZILARI ABD seçimleri, sorunlar, risk ve imkân 20-01-2021 02:41 ABD'deki faşizan kalkışma 13-01-2021 00:12 HDP'yi kapatmak ve seçmeni seçeneksiz bırakmak 06-01-2021 19:02 Roboski katliamı, bellek ve gelecek mücadelemiz 30-12-2020 01:23 Cumhur İttifakı'nın reform örneği ve algı yönetimi 23-12-2020 03:20 Türk siyasetinin bataklığı, 10 Aralık ve Barış Hakkı 15-12-2020 22:33 Çözümün / Barışın zamanı yok 08-12-2020 10:10 Artık AKP demek, aynı zamanda Bahçeli demek 02-12-2020 04:04 AKP'nin manevraları siyasal krizi çözemez 25-11-2020 05:55 Reform ya da yeni dönem 18-11-2020 03:22 ABD seçim sonuçları ve Kamala'nın seçilmesi 11-11-2020 01:12 Kabahatin büyüğü sende, fark et artık 04-11-2020 00:49 ABD seçimlerinin muhalefete öğretecekleri 28-10-2020 00:27 HDP'nin 8. yılı ve Bilgen’in çağrısı 21-10-2020 03:27 Babacan, Konya’da, Ankara’da konuşsa 13-10-2020 22:30 HDP'ye operasyon yeni süreç 07-10-2020 13:06 HDP'ye operasyonun farklı boyutu 29-09-2020 21:37 TTB ile dertleri 22-09-2020 18:42 Sağlık mı eğitim mi ikilemi olmaz 16-09-2020 00:57 Yeni Adli Yıl ve AİHM Başkanı Spano 09-09-2020 01:59 21. yüzyılda insan kalma mücadelesi 02-09-2020 02:09 Eksen değişmiyor, algı operasyonu sürüyor 26-08-2020 00:09 Barış için ezberlerimizi bozmalıyız 19-08-2020 02:49 Seçimler yaklaşırken CHP ve yeni arayışlar 11-08-2020 23:40 Fikri Sönmez'in bilinmeyen hikâyesi 05-08-2020 02:32 CHP'nin Genel Kurulu'na bir bakış 29-07-2020 01:40 Yeni Sistemi'nin İkinci Yılında Türkiye 22-07-2020 02:32 Ayasofya, Osmanlı Türkçülüğü 15-07-2020 02:28 Davutoğlu ile DİTAM Toplantısında Çözüm Süreci 08-07-2020 00:09 CHP kurultayı ve iç tutarlılık 01-07-2020 00:00 Barış, demokrasi mücadelesi ve adalet arayışı 24-06-2020 02:39 Barış ve Yürüyüş Hakkı 16-06-2020 23:33 Milletvekilleri neden tutuklandı? 09-06-2020 19:59 Korona günlerinde ırkçılık ve gezi 02-06-2020 22:47 İktidar koronavirüsü fırsata dönüştürmek istiyor 26-05-2020 23:23 İYİ Parti kavşakta 20-05-2020 00:47
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş1941
  • 2Fenerbahçe1939
  • 3Galatasaray1936
  • 4Gaziantep FK1934
  • 5Alanyaspor1931
  • 6Hatayspor1931
  • 7Trabzonspor1930
  • 8Fatih Karagümrük1927
  • 9Yeni Malatyaspor1927
  • 10Göztepe1925
  • 11Antalyaspor1925
  • 12Sivasspor1924
  • 13Çaykur Rizespor1924
  • 14Başakşehir FK1923
  • 15Konyaspor1922
  • 16Kasımpaşa1922
  • 17Kayserispor1919
  • 18Gençlerbirliği1919
  • 19MKE Ankaragücü1918
  • 20BB Erzurumspor2017
  • 21Denizlispor1914
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum