Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının, Türkiye tarihinin siyasal ve yargısal bakımdan önemli özellikleri var.

Mitingi, ev sahipliğini Türkiye’nin en yaygın ve köklü dört sivil toplum örgütü olan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB yapmıştı.

2013- 2015 Çözüm Süreci taraflarca bitireli daha birkaç ay olduğu için “Emek, Barış ve Demokrasi” başlıklı çağrıya ülkenin dört bir yanından bütün muhalefet çevreleri destek vermek amacıyla ülkenin başkentine akın etmişlerdi. Barışta ısrar etmek için yola çıkmışlardı. Bunun ne derece kıymetli olduğu, bugün daha fazla fark edilmiş olmalı.

İnsanları harekete geçiren iki şey olmuştu. Çözüm Süreci’nde ölümlerin durmasının kıymetinin idraki ve cihatçı IŞİD’in ülkemizde ve bölge ülkelerinde her gün yaptığı katliamların dehşeti.

Savaşa, çatışmaya ve katliamlara karşı onurlu yaşam ve barış için tarihi Ankara Garı önünde halaya, horana duranlar, kortej oluşturmaya çalışanlar peş peşe patlayan iki bombayla dört bir yana savruldular.

104 ölü ve 500 üzerinde yaralı. Büyük karmaşa ve panikle bütün ülke sarsıldı. Ankara hastaneleri doldu taştı, insanlar günlerce yakınlarına, yararlılara ve ölülerine ulaşmakta zorluk çekti. 30’dan fazla yaralının hâlâ tedavisi sürüyor.

Ülkenin 81 ilinin 49’unda cenazeler kaldırıldı. Her 10 Ekim’de mezar başlarında ve farklı yerlerde anmalar yapılıyor. Katliam, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve kültürel yapısında derin yaralar açtı. Barışa her gün biraz daha uzak düştük. Yaramız kanamaya, derinleşmeye devam ediyor. Ülkede 10 Ekim kâbusu sürüyor.

Cihatçı IŞİD örgütü saldırıyı hemen üstlendi. Katliamı yapanların Gaziantep’ten özel araçla geldikleri, keşif araştırma yaptıkları açığa çıktı

2023 Mayıs seçimlerinden sonra İçişleri Bakanı koltuğuna oturan ve her gün yeni bir çete, örgüt operasyonuyla yurttaşlara günaydın diyen Ali Yerlikaya o dönem Gaziantep valisiydi. IŞİD saldırılarının ve örgütlenmesinin en aktif ve yoğun olduğu dönemde.

Konuşun da yer yerinden oynasın

Dönemin AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Konuşursam yer yerinden oynar” diye konuştu. Partiden tasfiye edildi, Gelecek Partisi’ni kurdu ama hâlâ suskunluğunu koruyor. Kamu görevlilerin ve yetkililerin hakikati açıklamaktan, gerçek suçlular yargılanmadan kamusal adalet ve geçmişle yüzleşme nasıl sağlanacak, ilk taşı kim atacak? Konuş da suç bataklığına dönüşmüş köhnemiş sistemin yapı tuğlası çöksün.

Bunun gibi birçok tutumları nedeniyle Davutoğlu’nun AK Parti muhalifliği seçmen tarafından ciddiye alınmıyor.

Davutoğlu, başbakanlık döneminin, Türkiye’nin bugünlere sürüklenmesinin kapısını aralandığı gerçeğinin idraki ile davranmıyor. Bu ülkeye ve insanlarına nasıl bir kötülük yaptığının farkında dahi hâlâ değil. Bu nedenle muhalifliğini bir kenara bırakmak gerek.

Mitingin güvenliğinden devlet sorumlu olduğu için, öncelikli şüphelilerin kamu görevlileri olması doğaldır. Bunları korumak, kamunun gizli emellerle ortaklığı anlamına gelir.

Katliamda ölenlerin yakınlarının, mitingi düzenleyen ve katılan kurumların temsilcileri, katliamdan hemen sonra 2016 yılında 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneğini kurdular. Amaçları suçluların yargılanması ve adaletin sağlanması. Katliamın unutulmamasını sağlamak ve IŞİD katliamında ölenlerin anısına Ankara Tren Gar’ında Anıt yapılmasını sağlamak.

İnsanlığa karşı işlenen suçu örtmek

Dönemin Ankara valisi derneğin kapatılması için dava açtı ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kapatıldı. Kısa bir süre sonra aileler tarafında 10 Ekim Barış Derneği kuruldu.

10 Ekim Gar Katliamı davası, Kasım 2016’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. IŞİD adlı örgütün saldırısında hayatını kaybeden 104 kişinin yakını, emek ve meslek örgütleri ve yanı sıra hak ve hukuk örgütleri müdahil oldular. En son iki gün önceki duruşmada Türkiye Barolar Birliği’ Başkanı Erinç Sağkan’ın müdahillik talebi kabul edildi.

Önümüzdeki hafta mahkeme kararını açıklayacak. Sürpriz olma ihtimali yok. Karar verilmiş. Türkiye siyasetinin ve yargısının turnusol kâğıdı.

Dokuz yıldır müdahillerin kovuşturmanın genişletilmesi, araştırmanın derinleştirilmesi talebinin neredeyse hiçbiri mahkemece kabul görmedi. Üç kez sil baştan oluşturulan mahkeme heyetinin mağdurlara ilişkin yaklaşımında hiçbir biçimde değişiklik olmaması bir tesadüf olamaz.

Yasal mitingde gerçekleştirilen hatta dava dosyasında ismi geçen çok sayıda kamu görevlisinden hiçbirinin hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmaması ve gözaltına alınan, tutuklanan IŞİD’linin kısa sürede serbest bırakılması geleneksel cezasızlık politikasının bir sonucudur.

Keza firari 16 IŞİD’liden bugüne kadar hiçbirinin yakalanmamış olması aynı yaklaşımın bir sonucudur. İnsanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında hazırlanması ve yargılanması gerekenlerin TCK 309. maddesi kapsamında Anayasal düzene aykırılık suçu kapsamında değerlendirilmesinin veya savcının mütalaa vermesinin, yakalanmayan 16 cihatçı IŞİD’linin affedilmesinden başka bir anlamı yoktur.

Kamu görevlilerinin sorgulanmadığı, katliamcı IŞİD’lilerin korunduğu, mağdurların davacıların taleplerinin dikkate alınmadığı bir yargılama süreci; yargılama değil, oyalama, katliamın üstünü örtme girişimidir, yeni katliamlara davetiye çıkarmaktır.

Yerel mahkemenin, yasal mitingde yaralanan ve ölenlerin yakınlarına verdiği simgesel tazminatın üst derece yargı tarafından kamunun kabahati, eksikliği yoktur olamaz gibi absürt, hukuk dışı gerekçeyle uygun görülmemesi, cezasızlık politikasının bir uzantısıdır.

Böylece Türkiye ölüler mezarlığı olmanın ötesine geçerek, tam anlamıyla yargı/cezasızlık mezarlığına dönmüş olacak. Ülkenin yükü her gün ağırlaşıyor. Barış her gün daha da zorlaşıyor. Derin “imkânsızlık denizinde” kulaç atılıyor.

(Yeni Arayış)