
Entegrasyon; kısaca, “bir araya gelerek birleşme” olarak tanımlanıyor. “Farklı sistemlerin bir arada çalışması” olarak da teknik ve bilimsel bir tanımlama yapılabilir. “Entegre olmak” ise, uyum sağlamak anlamına geliyor.
Entegre, entegre olmak, entegrasyon, çağımızda sıkça adı geçen ve kullanılan bir sözcük. Özellikle Batı, bu sözcüğün üzerinde hassasiyetle duruyor ve siyasi partiler iktidar olabilmek için kıyasıya mücadele veriyorlar.
1950’li yıllardan itibaren kırsaldan büyükkentlere, özellikle İstanbul’a başlayan göçlerle kentin varoşlarına yerleşip “gecekondu” adını verdiğimiz mahalleler oluşturdular. Bu mahalleler, genellikle aynı bölgeden gelmiş insanların kentte buluştuğu yerleşim alanları oldu. Kentte yaşıyorlardı, ancak köylerindeki yaşam biçimleri ve gelenekleri aynen devam ediyordu. Yani kent ile entegre olamamış büyük bir insan kitlesi.
Afrika, Ortadoğu gibi geri kalmış ülke insanları, işsizlik, açlık, savaşlar gibi nedenlerle Avrupa ve ABD’ye göç etmeye başladılar. Bu göçler büyük çoğunlukla kaçak olarak gerçekleşiyordu. Zamanla bu göçmenler gittikleri ülkelere entegre olamayıp kendi geleneklerini ve inançlarını sürdürme direncinde olunca, sosyal güvenlik sorunu ve çatışmalar baş göstermeye başlayınca, “yabancı düşmanlığı” kampanyaları başladı. Sığınmacılar, göçmenler ve varoşlar, sağ partilerin oy potansiyel bölgeleri oldular.
Yerleşik grup, sonradan gelen katılımları kabul etmek istemiyor ve sonradan gelenleri geçici olarak görüyor.
Şimdi entegre olmanın, entegrasyonun bir başka boyutuna bakalım. Sanata etkilerine...
Türkiye’de ve dünyada belli okullar vardır, adları ile simgeleşmiştir. İnsan kaynakları eleman alacağı zaman tercihlerini bu okullardan mezun olan kişilerden yana yapardı. Sanat konusunda Mimar Sinan Üniversitesi’nin de tarihi bir misyonu ve geçmişi vardı. Mimar Sinan mezunu olmak ve yetiştiği atölye çok önemliydi, çünkü oradaki hocalar gerçekten çok değerli hocalardı ve orada eğitim alan öğrenciler bu değerli hocalardan eğitim almışlar ve çalışmalarında örnek olmuşlardır. Bu okullara entegre olmuş öğrencilerin yapıtlarını gördüğümüzde mutlu oluyoruz.
Buradan sözü, özellikle turizm bölgesi ve büyükkentlerde oluşturulan sanat sokaklarına getirmek istiyorum. Buralara sanat geçmişi araştırılmadan rasgele yer verilmiş kişileri getirirseniz kentinizin değeri bununla ölçülür. Bu sokaklar artık sanat yeri değil, para kavgasının mekânı durumuna gelmişse, bu sisteme uymayanları dışlayıp düzenlerini sürdürmek isterler. Yerel yönetimlerin bu konuda çok dikkatli ve hassas planlama yapmaları gerektiğini de hatırlatmış olalım.
O toplulukların önünde uydukları ya da yöneldikleri bir kişi vardır. Buralara yeni katılanlar ya bu gidişe uyacak, ya da gitmek zorunda bırakılacak
Yani demem o ki; siz, siz olun, imama uymayın. Ne dediğini anlamaz ama âmin dersiniz.


