
Her gün aynı yolda gitmek, aynı yerleri, şeyleri görmek sıkıcı gelebilir insana. Gelebilir diyorum; genelde sıkıcıdır, ama Bodrum merkezden taşınalı iki-üç yıl oldu, merkezden ayrı kalamıyorum ve her gün geliyorum sıkılmıyorum.
Bir tarafta ormanlar, başını diğer tarafa çeviriyorsun deniz ve yukarı baktığında masmavi gökyüzü. Bu güzellikler arasında gider gelirim Bodrum'a. Belki de resimlerimdeki mavi tutkusu bundan kaynaklanıyor.
Bu güzellikler içinde gidiş gelişler hayallere daldırır insanı, beni de. Hayal etmek bir anlamda kendinle baş başa kalmak, kendini dinlemek değil midir? Sıkılmazsınız, düşüncelerle, kimseyi rahatsız etmeden hayallerinizle, sınırlamasız, sansürsüz, özgür düşünceler âleminde olursunuz.
Charlie Chaplin geliyor gözlerimin önüne, o ünlü "Diktatör" oyununun yeni versiyonunu izliyorum:
Diktatör kurmaylarını toplamış. Herkes uzunca masada yerlerini almış, Diktatör'e bakıyor. Diktatör, elleri arkasında, sinirli olduğu hareketlerinden ve yüz ifadelerinden belli, salonu boydan boya gidip geliyor.
"Anlamıyorum, nasıl bu kadar dirençli olabiliyorlar, bana direnebiliyorlar..." diyerek söze başladı. "Ben ki dünya lideriyim, neyim eksik; fazlam var, eksiğim yok, bir parti ile baş edemiyorum, olmaz böyle bir şey, olamaz. Yargı bizim, ordu bizim, polis bizim, basın, medya bizim, bu halde iken seçime gitsem beni alaşağı edecekler. Neye güveniyor bunlar? Dünyanın süper devletleri benimle... Olamaz böyle bir şey. Tutturmuşlar demokrasi falan filan. Demokrasi dediğin nedir ki, neyiniz eksik, istediğiniz gibi gezip tozuyorsunuz, memlekette her şey var, dünyada ne varsa bizde de var; nankör bunlar, aç, açık olan mı var, şükürsüzler..."
Masadakilerden, partiyi birlikte kurduğu arkadaşlarından birisi yavaşça elini kaldırarak söz istedi.
"Söyle," diye seslendi Diktatör, arkadaşına bakarak.
"Başkanım," diye söze başladı; "bizler yola çıkarken iktidarı hedefledik, bunun için dünyanın egemen güçleri ile birlikte yol haritamızı belirledik ve destekleri ile iktidar olduk. Demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerleri vaat ederek geldik. Hedeflerimiz doğrultusunda önümüzdeki tüm engelleri aştık, meclisteki çoğunluğumuz diğer partilerin engellerini aştı. Çok güçlendik ama başlangıçtaki söylemlerimiz ve düşüncelerimizi bir tarafa bıraktık, muhalefetin uyarılarını dinlemedik, muhalefet edenleri, istediğimizi yazmayanları, söylemeyenleri, yani Başkanım, biat etmeyenleri zindanlara doldurduk, halk perişan, bizler farkında değiliz. Muhalefet kontrolümüzden çıktı, önlenemez bir güç oldu, dozu kaçırdık Başkanım."
"Ne yapalım yani, kurduğumuz bu düzeni terk mi edelim? Bunca yıldır çalışmalarımız boşuna mıydı? Vaz mı geçelim? Seçime gittiğimizde, bittiğimiz gün olur."
"Başkanım, 'tekrar parlamenter sisteme dönelim' diyelim, göstermelik reformlar yapalım, zararın neresinden dönersek kârdır, gidiş kötü. Bunlar gücünü halktan alıyor, bu gücün önünde durulamaz."
"Bunun artık dönüşü yok, kaybettiğimiz zaman hesap sorarlar, HESAP SORARLAR."
"Son durak, garaja gelmişiz bile..."


