Atilla Aytemur
Atilla Aytemur
Giriş Tarihi : 09-10-2020 21:45

İktidar ülkeyi nereye sürüklüyor?

15 Temmuz 2016 darbe girişimini geride bırakalı beş yıla yakın bir zaman oldu.

Bu vahim olay, can kayıpları ve yaralılar pahasına bertaraf edildi ama bugün ülkenin adım adım sürüklendiği yerden endişe duymamak artık mümkün değil.

O gün, demokratik yollardan seçilmiş bir hükümete karşı yapılmak istenen kanlı darbeye, TBMM'de partiler ve milletvekilleri; sokakta, meydanlarda ve köprülerde halk direnmiş; demokrasiye ve kendi iradesine sahip çıkarak, darbecileri başarılı bir şekilde püskürtmüştü.

Bu, Türkiye’nin mevcut demokrasisini ve kurumlarını tasfiye etsin, güçler ayrılığını bir kenara itip, otoriter tek adam rejimi kursun diye, AK Parti iktidarına verilen "Allah'ın bir lütfu" değildi.

Bu ibret verici olay ders çıkarmayı bilenler için, yıllardır açmazlarla boğuşan bu ülkede, ideolojik ve politik gerilimlerin bitmesi, ötekileştirme ve kutuplaşmanın son bulması, demokratik bir siyasal sistem inşa edebilmek üzere uzlaşmaya dayalı ve geniş katılımlı yeni bir anayasa yapılması için bir fırsattı.

Toplum nefes alamıyor

AK Parti iktidarı ve ortakları, gözlerini karartıp tam ters istikamette davrandılar ve ülkeyi nefes alınamaz hale getirdiler.

23 Temmuz 2020’de Serbestiyet'te yayımlanan "AK Parti'yle nereye kadar?" başlıklı yazımda iktidarın durumunu ele almış ve tehlikeli gördüğüm gidişatın önüne geçilmesi için, muhalefetin üzerine düşenlere işaret etmiştim.

Yine aynı yazıda, "AK Parti için dönüş mümkün mü" sorusu için de, "...iktidarın kimi demokrasi rötuşlarıyla rejimi toparlayıp ıslah etmesi ve yeniden geniş tabanlı bir toplumsal rıza üretmesi, mevcut verilere bakınca artık çok zor. Ayrıca, böyle bir planı ve çabası da yok" demiştim.

Ortakların tehlikeli uyumu

Mevsim sonbahara dönerken, AK Parti iktidarından ve Cumhur İttifakı partilerinden art arda gelen demokrasi ve hukuk aleyhtarı hamleler, maalesef bu karamsar beklentiyi pekiştirir nitelikte.

Öyle ki, TBMM açılırken üçüncü büyük partiye (HDP), politik amaçlı olduğu besbelli bir operasyon çekmekten, önce başkanını tutuklayıp arkasından Kars Belediyesi’ne el koymaktan hiç sakınılmadı. Bu partinin neredeyse kazandığı belediyesi kalmadı. Yedi milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak için mekanizma tıkır tıkır işliyor.

Ülkede denge ve denetleme adına kalmış ender kurumlardan olan yüksek yargıyı, Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) hizaya getirip etkisiz kılma niyetini, hem MHP lideri Bahçeli, hem de iktidar partisi temsilcileri açıkça itiraf etti. AYM'nin yeni rejimin hukukuna ayak uyduramadığı gibi komik bir gerekçe ileri sürüldü.

Mesleki fonksiyon ve saygınlıkları yüksek olup, kendi alanlarında önemli bir denetleyicilik rolü oynayan geleneksel kurumlardan Baro'yu böldüler. Tabipler Birliği’ni ise toptan kapatmanın peşindeler. Kendilerine biat etmeyen bu kurumlara yapıştırdıkları hazır yafta ise "teröre destek".

Doludizgin nereye?

Abartmış olmayı çok isterim amma, bütün olan bitenler, Türkiye'de rejimin istikrarlı bir şekilde, toplum çoğunluğunun asla kabullenemeyeceği bir yere doğru hızla evrildiğini gösteriyor.

Adı ister Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, ister Türk tipi başkanlık olsun, AK Parti İktidarı ve ortaklarının, 2018'den beri resmen de içinde yaşadığımız demokrasi dışı baskıcı rejimi en uç noktasına kadar götürmeye niyetli oldukları anlaşılıyor.

Varılacak uç noktanın da ne menem bir şey olduğunu anlamak için, doğrusu kütüphaneler dolusu kitap devirmeye, aylar yıllar sürecek bilimsel çalışmalara gömülmeye gerek olmadığı kanısındayım.

İktidar bu adımları hangi hesapla atarsa atsın ve hangi söylemle savunursa savunsun, sonunda karşılaşılacak olan şey başarısızlık, toplumsal çöküntü ve ülkede herkesin kaybettiği bir durum olacak.

Muhalefet partilerinin değerlendirmelerini bir yana bırakırsak, vicdan ve sorumluluk sahibi bazı yazarlar, akademisyenler ve düşünce insanları, uzunca bir süredir iktidarın böyle bir yola girdiği hususuna dikkat çekiyor ve rejimin adını koymaya çalışıyorlar. Ama iktidarın kulakları farklı seslere kapalı.

20. yüzyılda dünyayı cehenneme çeviren böylesi rejimler ve ideolojiler iyi biliniyor. Ama yaşanan büyük insan kaybı ve yıkım nedeniyle, artık kimse faşizmi ve Nazizm'i göğsünü gere gere savunamıyor.

Bugün, ABD ve Avrupa dahil, farklı gelişmişlik düzeylerine sahip ülkelerde gördüklerimiz ise daha değişik özellikler taşıyor. Ne yazık ki, Türkiye de bunlar arasında değerlendiriliyor.

Çoğunlukçuluk illetine yakalanınca...

Yaşanan büyük değişimler ve farklılaşmalar nedeniyle, günümüzde yaşanan demokrasiden köklü uzaklaşmaları, mülteci ve göçmen düşmanlığını, her türlü ötekileştirmeyi, kural tanımazlığı, baskıcı, despotik, otoriter tek adam rejimlerini, klasik diktatörlük örnekleri üzerinden tanımlamaya çalışmak yeterince açıklayıcı olamıyor.

Özellikle, son birkaç yıldır Türkiye’de yaşamakta olduğumuz şeyleri, bu tarihsel deney kalıpları içinde yorumlamak yetersiz kalıyor ve yanlış değerlendirmelere götürüyor. Bu nedenle onları geçelim; daha farklı bir durumla yüz yüzeyiz.

Hatırlayalım: AK Parti ve MHP’nin dayattığı 16 Nisan 2017 tarihli başkanlık rejimine geçiş referandumunda aldıkları oy yüzde 51.41 idi. Yeni rejim için 24 Haziran 2018'de yapılan seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aldığı oy ise yüzde 52.6 olmuştu.

Yani, AK Parti ve ortaklarının arkalarına aldıkları destek toplumun yarısından ibaretti. Toplumun diğer yarısı ise böyle bir rejim değişikliğine karşıydı.

Kuralsızlık ve kurumsuzluğun karşı konulmaz cazibesi

Ama iktidar ve ortakları, böyle kıl payı bir çoğunluğu arkalarına alıp, toplumun diğer yarısı yokmuş gibi davrandılar. Elde ettikleri çoğunluğu istedikleri her şeyi yapmak için yeterli gördüler.

"Yeni rejimin taşlarını oturtuyoruz", "eski rejimin çapaklarını temizliyoruz" iddiasıyla, demokrasi ve hukuk adına geride kalan ilke, kural, değer, işleyiş, kurum artık ne varsa dümdüz üzerine gidiliyor.

Yalnızca güçler ayrılığı prensibi sonlandırılıp, bütün yetkiler tek kişide toplanmakla kalınmadı, kurumların fonksiyonları da uygulamada olağanüstü yetkilerle donanmış lidere kaydırılarak kurumsuzluk ve kuralsızlık olağanlaştırıldı.

Bir zamanlar rejim ve kurumları, askeri vesayetin tahakkümü altında iken, şimdi hemen her şey, hem devletin hem de partinin başı olan liderin kontrol ve yönlendirmesi altına girdi. Bu tek kişilik sistem varlığını, kuralsızlık ve kurumsuzluk zemininde, liderin olağan dışı bir güç temerküzüyle gösteriyor.

Doğru dürüst bir ideolojik omurgası olmayan, popülist ve dışlayıcı söylemlerle iktidara gelip, kısa sürede demokrasi dışına savrulan bu tür rejimler genel olarak otoriter popülist olarak niteleniyor. Kendi içinde çeşitleri de bulunuyor ama ortak özellikleri iktidara gelmek ve iktidarda kalmak uğruna her şeyi kullanmak.

Politik cephanelikte fazla bir şey kalmadı

Son yazılarımda üzerinde fazlaca durduğum bu sorunlarla sizi sıkmak istemem. Ama Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uygulamalarıyla bu rejimin "normal"e dönme eşiğini geçtiğine bir kez daha dikkatinizi çekerim.

Yerli ve milli hamasetlerin istiap haddi sınırlı. Oradan buradan fışkırtılan saldırgan milliyetçi hezeyanların sirayet gücü artık eskisi gibi değil. Bekaydı, savaştı, terördü, dış düşmandı, işbirlikçilerdi filan derken fazla bir şey kalmadı. Çıplak gerçek gün gibi ortaya çıktı.

Yoksulluk, yolsuzluk, yalan dolan, süfli bir pragmatizm, ahlaki çürüme getiren ve esasen eşe dosta çalışan bu sistemin devamı için, Siyasi Partiler ve Seçim yasalarının değiştirilmesinin de çıkış filan olamayacağını kestirmek zor değil.

Şüphesiz muhalefetin bu şartlarda da demokrasinin ve kurumlarının kırıntısına sarılması gereklidir ve öyle de yapıyorlar. Ama bu yetmez. Türkiye’nin nereye sürüklendiğinin sürekli dile getirilmesi gerekir.

Demokrasiye sadakat ve toplumsal sorumluluk icabı Millet İttifakı, günlük gelişmelerin ötesinde, hem birlikte ve hem de ayrı ayrı AK Parti’yi ciddiyetle uyarmalıdır. İzlenen politikalar nedeniyle iktidarın hem kendini ve ülkeyi nereye sürüklediği, sonuç vermeyecek olsa bile, samimiyetle anlatmalıdır.

Bu da demokrasi mücadelesinin önemli bir boyutudur.

NELER SÖYLENDİ?
@
Atilla Aytemur

Atilla Aytemur

DİĞER YAZILARI İktidar ülkeyi nereye sürüklüyor? 09-10-2020 21:45 Hukuku tuşa getiren HDP operasyonu 29-09-2020 15:35 "Samimi demokrasi" buysa... 22-09-2020 19:25 İçişleri Bakanı böyle davranamaz! 16-09-2020 01:19 Atlamayalım... Bahçeli bu defa idam istedi! 11-09-2020 02:51 Barış Atay'a saldırı geçiştirilemez! 05-09-2020 02:24 Müjde ve felaket: Karadeniz’in gazı ve seli 30-08-2020 00:55 İktidarın boş işleri 21-08-2020 03:39 'Nepotizm' dediğin böyle olur! 14-08-2020 03:19 Bugün CHP'den ayrılma ne anlama gelir? 08-08-2020 02:04 CHP'deki muhalefet ne diyor? 02-08-2020 02:48 AK Parti'yle nereye kadar? 24-07-2020 01:45 Muteber işadamı ve durmaksızın patlayan fabrikası 16-07-2020 02:51 İktidar, kıdem tazminatında IMF ile aynı noktada buluştu 08-07-2020 00:46 Ak Parti’nin "ince" hesapları 30-06-2020 02:31 Türkiye, Kürt sorununu kiminle çözecek? 22-06-2020 02:30 HDP'yi kapattırma sevdası 11-06-2020 23:20 Yine neler oluyor? 06-06-2020 00:53 Siyasette iki tıkanma 29-05-2020 23:56 Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil! 15-05-2020 23:09 Kullanım süresi geçmiş suçlama 06-05-2020 20:50 Adalete ve eşitliğe uzak İnfaz Yasası 17-04-2020 23:31 Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu? 14-04-2020 00:49 Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge 02-04-2020 20:56 Korona günlerinde siyaset 15-03-2020 01:28 Ömer Faruk'tan 'Aşk ve Ereksiyon Aşk'ı' 28-02-2020 03:05 Kavala şimdi de FETÖ’nün beyni ve finansörü mü oldu? 20-02-2020 23:42 Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı? 18-02-2020 23:44 Siyasi ayağı ararken 11-02-2020 21:38 Kanal İstanbul tartışması ve son gerçekler 31-12-2019 18:03 Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti 20-12-2019 18:59 Kanal İstanbul-3: Risk bombası! 14-12-2019 02:00 Türkiye ücretli geçişe zorlayabilir mi? * 08-12-2019 01:02 Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı? * 03-12-2019 23:06 Bunu da gördük: Üniversiteye haciz! 25-11-2019 23:32 Dipsiz Göl’ün ölümü 17-11-2019 23:37 Otizmli çocuklara ayrımcılık 11-11-2019 00:57 Zor denklem! 02-11-2019 21:29 Yargı ve adalet krizi 08-10-2019 00:06 Bütün anneler birleşin! 29-09-2019 00:06 Sosyal medya ve 'Gariplikler' * 04-09-2019 16:17 İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş! 29-08-2019 21:57 Yine mi kayyım! 26-08-2019 21:57 HDP Diyarbakır Mitingi'nin düşündürdükleri 31-07-2019 21:54 Hedefteki adalet! 22-07-2019 21:53 Doğu Akdeniz krizi ve iklim değişikliği 20-07-2019 21:51 Ak Parti’de ayrılık rüzgârları 12-07-2019 21:50 Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var? 06-07-2019 21:49 Metamorfoz (başkalaşma) ve 23 Haziran Seçimi 28-06-2019 21:48 S-400'ler ve sol partiler 20-06-2019 21:47 "KHK uygulamaları ve Medeni Ölüm" 26-08-2019 21:45 Türkiye Gemisi 23-05-2019 21:43 #sanatçıyadokunma! 15-05-2019 21:41 İktidar, YSK kararı ve muhalefet 07-05-2019 21:38 Ortada kalan İttifak 02-05-2019 21:37 23 Nisan ve linç girişimi 25-04-2019 21:35 HDP bu seçimlerde ne yaptı? 18-04-2019 21:34 Ak Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı? 11-04-2019 21:33 Ak Parti mahallesinde adresini arayan uyarı 03-04-2019 21:32 Sıradaki kriz: S-400’ler 26-03-2019 21:29 Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği * 15-03-2019 21:27 Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz! 07-03-2019 21:25 CHP manifestosu neler vaat ediyor? 27-02-2019 21:09 Ak Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor? 14-02-2019 21:11 Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezüela 06-02-2019 21:23 Kaz Dağları'nda itiraz ve isyan! 26-08-2019 12:45
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor513
  • 2Fenerbahçe511
  • 3Fatih Karagümrük58
  • 4Antalyaspor58
  • 5BB Erzurumspor47
  • 6Galatasaray57
  • 7Sivasspor47
  • 8Kasımpaşa57
  • 9Hatayspor47
  • 10Göztepe56
  • 11Konyaspor46
  • 12Kayserispor56
  • 13Çaykur Rizespor55
  • 14Trabzonspor55
  • 15Yeni Malatyaspor55
  • 16Denizlispor55
  • 17Gaziantep FK54
  • 18Beşiktaş44
  • 19Gençlerbirliği44
  • 20Başakşehir FK54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum