DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Cevat Turan
Cevat Turan
Giriş Tarihi : 31-12-2016 18:58

Gitmek özgürleşmek midir?

Bir şiirimde kullanmıştım, "gitmek kimi zaman boşaltmaktır kendini" diye. Gidebilmenin içinde müthiş bir özgürleşme duygusu egemendir. En azından bende bıraktığı etki böyle.

Sizden gidilen mi olmak istersiniz, yoksa giden mi?

Hangisi daha  hüzünlü kendinize sorduğunuzda?

Burada gitmenin koşulları da sizi ne kadar etki altına aldığı ile doğrudan bağlantılı. Zorunlu gitmek mi, yoksa gönüllü gitmek mi; ikisi arasında fark var.

Benim hayatımda gidenim de çok oldu, gönderilenim de. Ama hepsi anıların yurdunda naftalin kokulu eskimiş bir gömlek gibi saklı kalacak, kimseye söyleyemem.

Gidebilmek; alıp başınızı gidebilmek...

Bir mahpus için inanılmaz bir düştür bu. Uçsuz bucaksız yeşil çimenlerde özgürce koşabilmek duygusu. Bir onulmaz hastalığa düşen  için de öyle.

Gündelik hayatlarımızın mahpushanesinde yaşayanların özlem duyduğu, planlar yaptığı, ancak hiçbir zaman cesaret edemediği bir eylemdir gidebilmek.

Mahpusluk; kimisinin kafasının içinde, kimi hayatıyla mahkûm... Siz de tanık olmuşsunuzdur, ben öyle çok duyuyorum ki etrafımda "bir balıkçı kasabasında yaşamak istiyorum" söylemlerini.

 

Ama biliyorum, gidemez kimse...

Çoğu kez sahip olduklarımızın, gerçekte bize sahip olduğunun farkına varmadan yaşarız. Aslında gidemeyişimizin nedeni de budur. Asıl sahiplerimizden vazgeçemeyişimizdir bizi bağlayan.

İş kurarız, şirket kurarız, meslek ediniriz ve onu büyütmek için bin bir hırsla çalışırız ki müreffeh ve huzur içinde yaşayalım. Ancak öyle bir hale dönüşür ki yaşam, bu büyüttüklerimizin, şirketlerimizin, işimizin esiri olmuşuzdur farkında olmadan. Artık biz onu değil, o bizi yönetmeye başlamıştır.

Bütün planlarımızı, tatillerimizi, sevdiğimiz insanlarla buluşmalarımızı onun koşullarına göre yaparız. Onun izin verdiği kadar sosyalleşir, izin verdiği kadar kendimize zaman ayırırız. Burada roller değişmiş, kendi yarattığımız canavarın kemendi boynumuza çoktan geçmiştir.

Patron odur artık.

Yarattığımız ve gece gündüz demeden büyük bir hırsla büyüttüğümüz  işlerimiz, elimizden özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımızı alıvermiştir sessizce. "Sürekli büyü, sürekli kurumsallaş, sürdürülebilir kârlılık" gibi büyülü lafların esiriyizdir artık.

 

'Ferrari’sini Satan Bilge' kitabı neden yüz binlerce sattı sanıyorsunuz? Bu karmaşık ve içinden çıkılamaz kent yaşamından kaçışın ve kendine dönüşün ve yeniden kendini keşfetmenin hikâyesidir çünkü o. Hepimizin özendiği, ancak bunu yapabilme cüretini gösterenler hakkında konuşabilmekten öteye gidemediğimiz bir durumdur ne yazık ki!

İnsanın kendisini bilmesi kadar saygı duyulası bir şey yoktur. Kendini bilen zaten başkalarını anlamak için de çaba gösterir, empati yapar. Günümüzde televizyon yorumcularını izliyorsanız, ne kadar çok kendini bilmezin olduğunu görürsünüz. Öyle ya, kendini bilmeyen, sınırlarını da bilmez.

Mevlana’ya sormuşlar: "O kadar çok bilgilisiniz ki, en çok bildiğiniz şey nedir?"

"Ben en çok haddi mi bilirim," diye yanıt vermiş.

Ne öğretici değil mi?

İnsanın en az tanıdığı kimdir biliyor musunuz?

Kendisidir.

Çünkü insan, hayatta kendisi dışında uğraşacak ve emek vereceği her şeyi anlar, yapar.

Bir, kendisini tanımak için çaba göstermez. Aslında kendisini tanımak için çaba göstermesi gerektiğinin de farkında değildir.

 

Gitmek büyülü bir sözdür.

Gidenlerimizin ardından bazen bakakalırız.

Ya da gidenin dönebilme ihtimali üzerine şiirler yazarız.

Oysa ne giden gelir, ne de siz ‘gelsin’ istersiniz. Sizi büyüleyen şey, onu beklerken yaşadığınız duygunun gizemidir sadece.

Aşktan gitmek, çocukluğundan gitmek ya da hasretle yolunu gözleyen anaya gitmek... Hepsinin içinde gidenle kalanın, bekleyenle bekletenin vazgeçilmez özlem duygusu egemendir.

Ya yurdundan gitmek nasıl bir şeydir? Bunun empatisini yapmak bile inanılmaz acı verir insana.

Oysa o kadar çok aydın, yazar, şair bu memleketten zorunlu gitti ki. Birçoğu geri dönebilmenin hayalini düşleyerek öldü. Yakın ve uzak tarihimizde saymakla bitmez örnekleri...

 

Ya bir savaşın ortasında kalmak çocuklarınla, sevdiklerinle.

Ölümün her an kapınızı, bir tuz istemeye gelen komşu yakınlığında çalmaya hazır beklemesi nasıl bir acıdır düşünebiliyor musunuz?

Sınırımızın öte yanında, bazen de içinde memleketimizin, bir bomba yakınlığında kol geziyorken ölüm, yaşamdan ve yaşadığın anayurdundan gitmek.

Bu gitmek midir, gönderilmek midir?

Yoksa yurdundan sürgün olmak mıdır?

Çocukluğunu yaşadığın bahçeler, duvar diplerinde küçüklük hayallerinde büyüttüğün oyunlar... Bir ömür boyu anılarında saklı kalacak sokaklarının kokusu... Hepsini geride bırakıp sadece bir tek kuru canını, sevdiklerini ve bir bohça dolusu kıyafetle yollara düşmek.

Bazen gitmek, yeniden umutlanmak çabası ile bir deniz kumsalına upuzun yatan bebelerin ölü bedenlerine tanık olmak...

Bu çağın en büyük utancı ve modern dünyanın alnında kara bir lekedir bu yaşananlar.

Toprağından koparılan yeşil bir dal gibi başka memleketlere sürgün olmak  ve bir gün dönebilmenin hayalini kurmak.

Bu da gitmenin bir başka rengi, bir başka acı suyundan başka ne ola ki?

 

Gitmek, sancılı bir eylemdir ama bir başka umudun sancısını da içinde taşır.

Gitmekle kalmak arasında ince bir çizgi vardır.

O çizgi sizin yaşam çizginizdir.

Hangi yöne gideceğiniz, o yolda karşılaşacaklarınız ve tecrübe edecekleriniz, yaşamınızın kendisi demektir.

Gitmek ayrılığı da, kavuşmayı de hayata dahil etmektir.

Gittin mi dönecekmiş gibi değil, umudu yeniden yeşertecekmiş gibi yaşarsan, insan olmanın özgüveni ve özgürlüğü de seninle gelecektir.

Karar senin!

NELER SÖYLENDİ?
@
Cevat Turan

Cevat Turan

DİĞER YAZILARI Çorum Valisi'ne açık mektup! 10-02-2021 19:56 Siz kimsiniz ve fikri iktidar! 31-10-2020 23:51 Corona sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı 15-05-2020 01:56 Senin adın Deniz... 06-05-2020 17:21 Corona ve düşündürdükleri 23-03-2020 23:27 Anarşist olmanın kemik yaşı tespiti 03-02-2020 18:23 Şairler erken ölür! 10-12-2019 18:34 Gençlik nerede? 22-08-2019 19:11 Gıda terörü 12-08-2019 19:09 Tam bağımsız Türkiye mi (!) 21-07-2019 19:08 Devlet ve birey 07-06-2019 19:06 Gitmek özgürleşmek midir? 31-12-2016 18:58 En büyük güç ve silah, eğitimli insandır 13-12-2016 18:56 Fidel ve Küba'da gördüklerim 30-11-2016 18:53 Çobanına âşık olan koyunlar 16-11-2016 18:49 Avrupa Birliği hedefi neden gerekli? 11-11-2016 18:45 Yalnız ölüm 31-10-2016 18:43 Hayat nedir ki yalnızlıktan başka? 17-10-2016 18:42 Yoksulluk ve algı yönetimi 11-10-2016 18:33 Bir sonbahar daha 06-10-2016 18:31 Kirlenmemiş olanlara... 28-09-2016 18:30 Eylül 08-09-2016 18:11 1 Eylül Dünya Barış Günü 28-08-2019 18:09 Olgunlaşmayan aşka 26-08-2016 18:06 Ne olacak bizim bu saf solcuların hali? 09-08-2016 18:04 Vah benim garip ülkem! 03-08-2016 18:03 Darbenin romanını yazdım! 27-07-2016 17:59 Sevdaya dair ne varsa 15-07-2016 17:53 Demokrasi yenir mi? 14-06-2016 17:50 Bir tuhaf durum! 08-06-2016 17:47 Bir yolculuk düşlemiştim oysa 04-05-2016 17:47 Sahi siz kimsiniz? 28-04-2016 17:42 Toplumsal cinnet = Kadına şiddet 12-04-2016 17:40 Başkalaşmak 30-03-2016 17:39 Silahlanma ve açlık 26-08-2019 13:43 Size rağmen birlikte yaşayacağız 26-08-2019 13:27 Tutunacak iyi bir şey arıyoruz ama yok! 26-08-2019 12:40
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Süper Lig'de hangi takım şampiyon olur?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum