İnsanları tanımak için yetiştiği ortama, köklerine bakmak bize bir fikir verebilir. Gerçi yaşanılan kimi örnekler bunun tersini de gösteriyor. Güncel deyişle, muhafazakâr (tutucu) bir aileden çağdaş, demokrat gençler yetişebildiği gibi; çağdaş, demokrat bir aileden muhafazakâr bir genç de çıkabiliyor.

Bu durumda eğitimin ve ilişki içinde olduğu, sempati duyduğu düşünce ve grupların durumu da çok önemli. İnsanların davranış ve düşüncelerinin biçimlendiği çocukluk ve gençlik yılları, geleceğini de belirliyor.

68 kuşağına, 78 kuşağına bakınız; bu kuşak, çok okuyan, araştıran, öğrenmeye açık ve meraklı bir gençlikti. Dünyadaki tüm bağımsızlık ve devrim hareketlerini yakından izler, çözümlemeler yaparlardı. Emperyalizme karşı başlatılan ve sürdürülen tüm direnişler, başkaldırılar, onlar için birer kutsal isyandı.

Kitap, elden düşmezdi. Bilime ve sanata düşkündüler. Tiyatrolar, sinemalar, konserler, dinletiler, konferanslar, söyleşiler, paneller, bu dönem gençliğinin en çok uğradıkları ve ilgilendikleri alanlardı. Sanatın her türüne ilgi duyarlardı. Şiir yazarlar, makale yazarlar, resim ya da spor yaparlardı. Her yönüyle dolu dolu, birikimli, donanımlı, yurtsever bir gençlikti.

Bu kuşağın gençleri, aldıkları eğitimleri, toplumsal duyarlılıkları, kültür ve sanata bakışları, mücadeleleri ile övünç kaynağıdır. Bugün 70-80 yaşlarına gelmiş insanların gençlik sevdaları, mücadeleleri hâlâ yüreklerinde, dipdiri, düşünceleri ve idealleri ile ödünsüz dimdik ayaktalar.

Ağaçlar Ayakta Ölür, İspanyol yazar Aşejandro Sasona’nın tiyatroya uyarlanmış eseri 1964’te sahnelenmiş, daha sonra film olarak da gösterime girmiş. Eserin adı, insanların ve sanatçıların yaşam biçimini de vurgulamaktadır.

Sanatçının emekliliği olmaz. Sağlık koşulları elverdiği sürece sanatını yapar, sanatın içindedir. Sanatçı olmak, devrimci olmak, aynı zamanda onurlu bir yaşam için duruştur. Devrimcilerin dayanağı toplumdur; sanatçı da topluma dayanmak zorundadır. Topluma dayanmayan sanat, sarayların süsü, oyuncuları sarayın soytarısı, müzisyenleri de eğlence mekânlarının, sofraların mezesi olmaktan öteye geçemez.

Bunun içindir ki, sanatçılar ve devrimciler için ölüm yoktur. Düşünceleri ile, eserleri ile yaşarlar.

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR.