Bahar sendromu

Bünyamin Pehlivan

09-03-2025 06:32

31 Mart yerel seçimlerinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Seçim sonuçlarını değerlendirerek izlenecek yol partilerin gündemi olması gerekir. AKP, 31 Mart’tan gerekli dersi almamış olacak ki, her gün daha bir hırçınlaşma ve baskıcı bir davranış içerisine girmekte.

DEM Parti’nin yanı sıra CHP’li belediye başkanlarını da şafak operasyonları ile gözaltına almalar ve tutuklamalar demokrasi adına gelinen noktanın özetidir. Hedef, CHP’dir; bunu artık herkes biliyor.

Bu arada düşman iki kutuptan birbirlerine övgüler...

Hayırdır; bayram değil seyran değil misali... Bir de böyleleri için söylenmiş bir özlü söz vardır; o da benden gelsin bari: Eğer düşmanın seni övüyorsa, sende bir puştluk var demektir. Bu durumda övgüde olduğu gibi, puştlukta da karşılılık var.

Baharın ilk günlerindeyiz. Mart, nisan ve mayıs, bahar aylarıdır. Gelin hep birlikte 65 yıl öncesine, 1960 yılına dönelim ve tarih sayfaları neler söylüyor bakalım:

...aynı yıl CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’e karşı Çanakkale’de, Geyikli’de olaylar düzenlendi. 1960 ilkbaharında Yeşilhisar olayı oldu. İnönü’nün oraya gitmek istemesi Kayseri olaylarına yol açtı. Muhalefet gezilerini zorbalıkla, korkutarak, yıldırarak önleyemeyen DP iktidarı, bu kez sorunu kökünden çözmeye kalkıştı. 12 Nisan 1960 günü DP grubunun yayımladığı bildiri CHP’yi “silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla”, bir kısım basını da bunu yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçluyor ve üç ayda işini bitirecek bir Tahkikat (Soruşturma) Komisyonu’nun kurulması yönündeki kararın alındığını açıklıyordu. 18 Nisanda DP’nin önergesi TBMM’de kabul edildi.

Kurulan ve hepsi de DP’li olan 15 kişilik Komisyon, ilk iş olarak 3 şeyi yasakladı:

Partilerin tüm etkinlikleri (fakat soruşturulacak olan yalnızca CHP idi),

Partilerin tüm etkinlikleri ile ilgili yayınlar,

TBMM'de Komisyonla ilgili görüşmeler ve bunlar hakkında yayınlar...

İnönü o gün TBMM’de iki konuşma yaptı. Kendilerinin ihtilalden gelip demokrasiye geçtiklerini, ihtilal yapmalarının olanaksız olduğunu, kurulacak komisyonun gayrimeşru olduğunu, TBMM’nin üstünde bir baskı düzeni getireceğini, bu durumun kendileri dışından kaynaklanan bir ihtilale yol açacağını söyledi.

Ve ünlü cümleleri:

“Bu demokratik rejim istikametinden ayrılıp baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam... Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır.”

Bu konuşmaları yayımlamak yasaktı. Buna rağmen Ulus ve Demokrat İzmir gazeteleri aynen bastılar, bu ve başka yollardan ülkenin her yanına dağıldı. CHP boyun eğmek niyetinde değildi. İnönü bunu açıkça Meclis’te söylemişti. Bir de bunalımdan çıkmanın yolunu göstermişti: Demokrasinin gereklerine uyarak dürüst bir seçim yapmak. Ama Menderes “ihtilal olabilir” uyarısını, “bunlar ihtilal yapmak istiyor” biçiminde yorumlayarak DP grubunu daha şiddetli önlemler almaya ikna etti.

27 Nisan 1960 günü çıkarılan ve Tahkikat Komisyonu’na olağanüstü yetkiler tanıyan yasa, Komisyonu, her türlü yayınları yasaklamaya, süreli yayınları ve basımevlerini kapatmaya, her türlü siyasal etkinlikler konusunda ve soruşturmanın selameti için önlem ve karar almaya, bu amaçla hükümetin bütün olanaklarından yararlanmaya yetkili kılıyordu. Komisyonun önlem ve kararlarına “her ne suretle olursa olsun muhalefet edenler”, 1-3 yıla kadar ağır hapis cezasına, gizli olan soruşturma konusunda açıklama yapanlar 6 ay ile 1 yıl arasında hapis cezasına çarptırılacaklardı.

Komisyonun çalışmaları ceza usulündeki ilk soruşturma niteliğinde olacaktı. Buna karşı İnönü şöyle diyordu:

“Biz tedbiri aldık. Bu tedbiri yürüteceğiz diyorsunuz... Gayrimeşru baskı rejimine girmiş olan idarelerin hepsi böyle demiştir... Bu tedbire teşebbüs eden baskı tertipçileri zannediyorlar ki: Türk Milleti’nin Kore Milleti kadar haysiyeti yoktur.” (Kore diktatörü Rhee, öğrenci ve halk gösterileri karşısında, 21 Nisan 1960’ta istifa etmek zorunda kalmıştı.)

Bu konuşma karşısında Meclis, İnönü’ye 12 oturum Meclis’e katılmama cezası verdi.

Ertesi gün (28 Nisan) İstanbul Üniversitesi öğrencileri büyük bir gösteri yaptılar. Polis çaresiz kaldı, ordu birlikleri çağrıldı. Bir öğrenci öldü, 40 kişi yaralandı. Rektör Sıddık Sami Onar tartaklandı. Hükümet sıkıyönetim ilan etti, üniversite tatil edildi. Yayın yasağı getirildiği için olaylar kulaktan kulağa abartılarak aktarıldı.

Ertesi gün Ankara’da Siyasal Bilgiler ve Hukuk öğrencileri gösterilere başladılar. Polis başa çıkamayınca ordu birlikleri geliyordu. İktidar sertleştikçe sertleşiyordu. Menderes radyoda konuşmalar yapıyor, Ege’ye gidip İzmir’de kendisini karşılayan kalabalıklar karşısında maneviyat yükseltiyordu.

Bayar, Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in 30 Nisan’da yaptığı hükümetin istifa etmesi tavsiyesine “Hayır, tenkit zamanı geçti. Şimdi tenkil (örnek ceza, ortadan kaldırma) zamanıdır,” diyordu. Oysa ordudan işaretler geliyordu. Emekli olmak üzere izne ayrılan Kara Kuvvetleri Kumandanı Cemal Gürsel, Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes’e yazdığı mektupta Cumhurbaşkanı ve hükümetin değişmesi gerektiğini söylüyordu.

21 Mayıs günü Harb Okulu öğrencileri Atatürk Bulvarı’nda yürüyüş yaptılar. Düşünülen tek çare, Harb Okulu’nu en kısa zamanda tatile göndermek oldu. DP Genel İdare Kurulu’nun ve DP Meclis Grubu’nun Menderes’i tuttuğu yoldan geri çevirmek için yaptıkları girişimler de onu etkilemedi.

Böylece 27 Mayıs 1960 darbesine gelindi.

Bugün de Atatürkçü teğmenler ordudan atılıyor, tarikat şeyhleri her alanda cirit atıyor. Gazeteciler, siyasiler sorgusuz, hukuksuz cezaevlerindeler.

Baharın ilk günlerini yaşadığımız şu günlerde yine bir bahar şahlanışı yaşamıştık. Anımsarsınız; İstanbul seçimleri iptal ettirilmiş, yenilenmesine karar verilmişti. Ekrem İmamoğlu’nun “her şey çok güzel olacak” çağrısı İstanbul için gerçekleşmişti.

Tarihi unutmamak, ara sıra tarih sayfalarına bakmakta yarar var diye düşünüyorum.

DİĞER YAZILARI Kendinle olmak 01-01-1970 03:00 2026 nereye! 01-01-1970 03:00 Yaşananlar, 2026 ve beklentiler! 01-01-1970 03:00 Güzele bakmak! 01-01-1970 03:00 İtibar ve tasarruf 01-01-1970 03:00 İdol... 01-01-1970 03:00 Uyduk imama! 01-01-1970 03:00 Görünen köy kılavuz istemez! 01-01-1970 03:00 Bahçeli nereye koşuyor? 01-01-1970 03:00 Gündem; sevmek, sevilmek... 01-01-1970 03:00 Bir yol hikâyesi 01-01-1970 03:00 Mapushane 01-01-1970 03:00 Arabesk demokrasi ve çözüm süreci 01-01-1970 03:00 Yaban çiçekleri 01-01-1970 03:00 31 Mart'tan 15 Temmuz'a 01-01-1970 03:00 Yeni Türkiye manzaraları 01-01-1970 03:00 Atatürk’ten bir anı 01-01-1970 03:00 Kartalkaya'nın hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Demokratik çözüm ve güven 01-01-1970 03:00 Ümit fakirin ekmeği 01-01-1970 03:00 Suriye bilmecesi 01-01-1970 03:00 Turnalar 01-01-1970 03:00 Duvarlar ve Anılar 01-01-1970 03:00 Rüzgâr eken fırtına biçer 01-01-1970 03:00 Oyun içinde yeni oyun 01-01-1970 03:00 AKP iktidarı ve Makyavelizm 01-01-1970 03:00 Arabesk 01-01-1970 03:00 Narin ve Teğmenler 01-01-1970 03:00 Unutuldu yeminler 01-01-1970 03:00 Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş 01-01-1970 03:00 Sanat ve spor 01-01-1970 03:00 Hakim Bey 01-01-1970 03:00 Malumun ilanı mı? 01-01-1970 03:00 Gündem ve sanat 01-01-1970 03:00 Yeni anayasa oyunu 01-01-1970 03:00 Yolun sonu 01-01-1970 03:00 Ahlak – Aptal – Aptallık 01-01-1970 03:00 Gidiş nereye? 01-01-1970 03:00 Yılların günahı ne? 01-01-1970 03:00 Yüz yılın kronolojisi 01-01-1970 03:00 İlk kurşundan 30 Ağustos'a 01-01-1970 03:00 Alemdar’da bir top gülüm var 01-01-1970 03:00 Hedef 2023, nereden nereye! 01-01-1970 03:00 Akrep gibisiniz 01-01-1970 03:00 Sarı Öküz hikâyesi 01-01-1970 03:00 Maraş'tan bir haber geldi 01-01-1970 03:00 Seçime doğru 01-01-1970 03:00 Sanata ve sanatçıya sahip çıkmak 01-01-1970 03:00 Türk resim sanatına damga vurmuş bir sanatçı: Turan Erol 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin önceliği 01-01-1970 03:00 Sanat ve ahlak 01-01-1970 03:00