Tüm çirkinliklerin yaşandığı bir ortamda güzeli görmek, güzele bakmak ve güzele yönelmek...
Hayatta ise kulakları çınlasın, değilse ışıklar içinde yatsın Avanos–Nevşehirli bir abimiz vardı: Ahmet Uslan.
Yetmişli yılların sonlarıydı sanırım.
Bir gün oturup gençlikten ve gelecekten konuşurken etraftaki gençleri ve çocukları göstererek, “Şimdiki çocuklar ne güzel. Bizim zamanımızda köyde annemiz hamileyken etrafta eşekten, attan, hayvandan başka gördüğü bir şey yoktu; o yüzden doğan çocuklar da onlara benzerdi. Şimdi öyle mi? Televizyon var, sinema var; onlara bakıyorlar, güzelleri, güzellikleri görüyorlar, haliyle doğan çocukları da güzel oluyor,” diye ironi yapmıştı.
Gerçekten de öyle değil mi? Fiziki güzellik değil ama ruhsal ve düşünce olarak bu kadar çirkinleşmenin nedeni de bize gösterilen, dayatılan toplum düzeni ve diziler değil mi?
Türkiye bilinçli olarak bilimden ve sanattan uzaklaştırıldı, eğitim dinselleştiriliyor. Dolayısı ile cahil bir toplum yetiştiriliyor. Böyle bir toplumsal yapıda, adına demokrasinin gereklerinden dediğimiz sandıktan demokrasi çıkar mı?
Hep yazıyor, söylüyoruz, "körle yatan şaşı kalkar" diye. Sanattan ve bilimden uzaklaşmanın sonucudur yaşadıklarımız. Siyasal erkin uygulamaları ve baskılarıdır bu yaşananlar.
Bilim ve sanat adına yapılan etkinliklere yasaklama, engel, her türlü kısıtlama yürürlükte. Böyle bir etkinliğe ve etkinliklere vali gelirse kaymakam da gelir, belediye başkanı da gelir. Belediye başkanı gelirse, meclis üyeleri de gelir. Gelmezlerse diğerleri de gelmez. Ön teker nereden geçerse, arka teker de oradan geçer.
Bu güzel topraklarda demokratik ve özgür bir ortamda güzel ve aydınlık gelecekler için sanata yönelin, sahip çıkın...
Güzele bakmak sevaptır (iyidir) diye boşa dememişler.
Güzele bakın, sanata bakın...