Son zamanlarda değil, son yıllarda daha az yazdığım doğru. Ama Twitter’a ya da Youtube videolarına yorum ve cevap yazmalarımı paylaşmıyorum. Yine çok miktarda yazılarımı da henüz paylaşmayıp bir nevi depoladığım hesaba katılırsa, yazmadan duramadığım zamanlar kadar olmasa da yazmaya devam edebiliyorum.

Öğretim hayatımız, okuma yazma ile başlıyor. Ama mesele okuyabilmek, okuduğunu anlayabilmek, sonra yazmaktır. Üniversitede bir arkadaşım, “Posta gazetesi olmasa, insanlar okumayı unutacaklar,” derdi. Posta artık yazılı çıkmıyor bildiğim kadarıyla ve insanımız okumayı da unuttu. Daha vahimi okumayan, okuduğunu anlamayan kimse, izlediğini de anlamıyor. Bu da deneyle sabit.

Okumamanın tek sebebi cehalet değil. Kibir de okumaya engel.

İlk “Yazmak” yazısından farklı bir yazı okuduğunuzu, yazının sonuna geldiğinizde fark edeceksiniz.

En yakın akrabama, “Acaba ben yazarlık mı okumalıydım,” dediğimde, “Sen hayatının içinden yazıyorsun, o hayatı yaşamasaydın belki yazamazdın da,” demişti. Doğrusu yazarlığın bir meslek olması değil, hayatımızı yaşar iken o hayata dair bir iki kelam yazıya dökebilmektir bence.

Yazılarım öyle bir birikim yaptı ki misal bir gün bir kitaba dönüşse mesela, ilk kitap için isim de hazır, önsöz de hazır; lakin 2 ya da 3. kitap için bunlar yok.

“Bir Ateizm Denemesi” yazısının 2.’si çıkacak, “Xayvanlar” yazısının 2.’si çıkacak, “Eğitime Dair”in 2.’si, “Trafik” yazısının ya da İstanbul üzerine yazdıklarımın 2.’si, belki genel ahlaki kavramların devam yazısı çıkacak, “Altın” yazısının 2.’si çıkacak, lakin ben de bekliyorum bunları yazmayı. Belki bu 2. “Yazmak” yazısı, bunları yazmama vesile olur.

Okur kitlemin bir kısmının beklentisi ise şöyle: Hocam bizim şu meseleyi de yaz. Üzgünüm ama benim yazmamla değişmeyecek, sizin hareket etmenizle, sözcüğün tam anlamıyla ayağa kalkmanızla değişecek yaşamınızda bir şeyler.

İlk “Yazmak” yazımda, yazmanın düşmanlarından fazlaca bahsetmiştim. Bazen o ürettiğiniz şeye en büyük düşmanlık, en yakınlarınızdan gelir. “Acil Komedileri” 5’i mi 6’yı mı yazmışım, en yakınlarımdan birisi, “Bunu niye yazdın, bu yazılır mı?” diye eleştirilerini sundu. Diğer yakınım ise, “Bu yazdıkların hasta mahremiyetine girer, hiçbirini yazmasaydın!” dedi. Benim çözümüm ise, bir başlık uydurup, editöre Word dosyası olarak gönderip tıklayınca bomboş, tek kelimenin olmadığı bir dosya olarak yayınlamasını istemekti. Böyle eleştiriye, böyle çözüm buldum. Bomboş yazı.

Bazen dost sohbetlerinde henüz yazmadığınız şeylerden de bahsedebiliyorsunuz. Ben o can alıcı mevzuyu yazıma saklıyorum ama bazı kalın kafalılar meseleyi anlamak istemeyince belki ilk defa yazımda kullanacağım mevzuyu konuşarak tüketmek zorunda kalıyorum.

Yazılarıma tepkilere gelince; WhatsApp’a güncelleme geldi mertlik bozuldu.

Bir yorum ya da bir eleştiriden ziyade bir emoji, belki eleştiri, belki onay içeren bir emoji bırakmak bile değil, daha vahimi o mesajın o niyetle üzerine kondurulan emoji en vahimi. Bir kere yazılara zamansal tepki benim için önemli ama o emojinin bırakıldığı saat görünmüyor ve o emojiyi bırakan istediği zaman, belki 6 ay sonra, belki 3 yıl sonra o emojiyi kaldırabilir.

Tabii benim için önemli olan belki de bu yazıları bir kitaba dönüştürürsem bu emojili tepkileri en temel olacak Word belgesine belki de dökemeyeceğim. Tabii benim için mühim olan okur için öyle olmayabilir.

Burada da teknolojiyi devreye sokuyorum. Yazılarımı tamamlayınca telefonumdaki yapay zekâ uygulamasına okutuyorum ve yorumlatıyorum. İnsanın yaratmış olduğu bir aygıtın insandan daha anlamlı bir iş yapması zaten yeterince enteresan.

Bir yazıma ekimde yazmamla ilgili bir arızadan bahsetmiştim. Her insan hayatının bir bölmesinde heves ile, şevk ile, büyük bir coşku ile bir şeye sarılıyor. Ama o heves geçtiğinde o etkinliğe devam etmiyor. Ama insan aslında o meziyet için dünyaya geldiğinin farkına varsa ve o çok iyi becerebildiği işi, sanatı, sporu ısrar ile devam ettirebilse, inanın dünya çok ama çok daha güzel bir yer olabilir.

Kiminin akrobatik yeteneği var, atlar zıplar, kiminin sanatsal yeteneği var, resim yapar, şarkı söyler, enstrüman çalar, kimi de çok güzel hitap eder, kimi iyi spor yapar, bu böyle devam eder... Benim sanatım ya da becerim de bu: yazmak. Bizim kolektif hareketimizin en iyi yaptığı şey yazmak zaten.

Yazılarımı silmem, özenle saklarım. Bugüne kadar sildiğim yazı sayısı bir elin parmakları kadar değildir.

Yazdıklarımdan pişman değilim. Aklım hep henüz yazmadıklarımda ve yazacaklarımda.

Yazmak ya da yazmamak.

İşte bütün mesele bu.

faxri078@gmail.com