Tek yaratıcı insan diyoruz ya hani, bunu inandırıcı bulmuyorlar. Tek kullanıcı kim?
Öyle ya, etrafımız bunlarla dolu. Hani bütün çekmeceler açılsa, bütün bagajlar açık seyahat etse ya da park etse arabalar, bütün kapılar açık bırakılsa, ya da işte origami, yani katlama sanatımızı göz ardı etsek inanın ki bir adım atacak yerimiz kalmaz, o denli meta ile doldurmuşuz yaşadığımız gezegeni.
Ama onu da geçtim; nasıl bir zenginliğe sahibiz ya da sefaletin içindeyiz onu irdeleyeceğim.
Diyelim ki sermayeniz, 40 kilo streçe sarılmış tavuk döneriniz var. Ekmek arası satarak bir nevi servet kazanabilirsiniz. Ya da kasa kasa domatesiniz, yine kasa kasa muzunuz var, semt pazarında satacaksınız. O sizin hazineniz aslında. Ya da araba dolu galeriniz var. Ya da market zinciriniz var. Elektrik santrali sahibisiniz, envai çeşit hırdavat malzemeniz var, tarlalarınız var, oteliniz var, ya da birkaç tane madeniniz var, onları işletiyorsunuz. Örnekler çoğaltılabilir. Ne büyük zenginlikler değil mi? Katma değerini hesaplamaya kalksanız işin içinden çıkamazsınız. Ya da hiçbiri yok, buzdolabınız bunların bir kısmı ile dolu; bu da bir zenginlik değil mi? Belki bunlar büyük sermayedir, lakin bunlar kendi kendilerine hiçbir şey ifade etmezler.
Öyle ya, madeni çıkaracak işçi lazım, moda defilesinde koleksiyon denilen elbiseleri giyecek, gösterecek kadınlar ve erkekler lazım.
Döneri kesecek, ekmek arasına koyacak, pazarda kasadaki meyve ve sebzeleri tasnif edecek, tezgâha dizecek, tartacak insan lazım. O alet edevatı kullanacak hünerli eller lazım. Özel hastanende, özel okulunda iş görecek, o tuğla yığınlarını anlamlandırabilecek emekçi, emekçiler lazım. Yani insan lazım, şu yukarıda saydığım zenginliklerin zenginlik katabilmesi için. İnsanı çekin alın, hepsi olduğu yerde kalır, hiçbir işe yaramaz.
Peki, en büyük hazine nedir?
Bir işçi inşaatta öldüğünde, kan parası denen bir şey takdim edilir vefat edenin yakınlarına. Bu miktar neye göre belirlenir bilmiyorum ama ben bir hesap işine girdim bile. Şöyle ki, cenin ana rahmine düştüğünden itibaren hesap makinesi toplama başlar. Tüm gebelik süresince, doğumdan sonra çocukken o insana yapılmış masraflar, zorunlu harcamalar, hepsini toplayın. Hele günümüzde bir çocuğun eğitim ve sağlık masraflarını da ekler iseniz bu meblağ katlanarak artar.
Devam edelim: İnsanımız büyüdü, erişkin oldu. Günde üç öğün yemek yiyor, belki ara öğünler, belki yemek sonrası bir porsiyon tatlı, belki meyve sepeti tüketiyor. Hepsini gram gram hesaplayın. Bu insanın barınma, ısınma, aydınlanma masraflarını da ekleyin ve bu hesabı bir kere için yapmayın. Her gün yemek ve her ay kira gibi bir hesap yapın. Maliyet iyice arttı değil mi?
Bu hesaba, ne bileyim, işe gidiş gelişi, belki senede bir tatili, bir sinema, tiyatro oyunu fiyatlarını da ekleyin. Ve soluklanın. Bunun hesabını kimse yapamaz. Demek ki inşaatta düşüp ölene patronun insaf edip verdiği meblağ değil, bu şekilde hesap kitap edilen miktar verilse o patron tüm varlığıyla bu borcu ödeyemez.
En büyük hazine insandır.
En değerli varlık yine insandır.
Başta yazdığımı alıntılayayım: “Her şeyin yaratıcısı insandır”a inanmıyorsun ama o “her şeyin devam etmesini de sağlayan da insandır”a nasıl inanmayacaksın?
Ne yapılacağı bellidir.
En değerliyi yüceltmemiz gerekir: İnsanı.
faxri078@gmail.com