Neydi bu Marshall Planı?
Adını dönemin Dışişleri Bakanı'nın isminden alan bu olguyu yaş itibariyle ne ben yazar olarak, ne de okuyucu kanlı canlı olarak görmüştür. Gören nesiller belki de artık toprak altında kalmışlardır. Nesillere uzanan bir plandan bahsediyorum yani.
En sık başvuru kaynağımız Google'da bile komünizmi engelleme amaçlı uygulamaya sokulduğundan bahseder. Haksız da değil yani. Muvaffak olduğu bile söylenebilir. Ama ne pahasına?
Bunu nasıl yaptı ABD’li emperyalistler? Kılıfı, İkinci Dünya Savaşı sonrası yıkılan ekonomileri tekrar ayağa kaldırmak idi. Türkiye bu savaşa dahil olmadığı halde bu plandan yararlandırıldı ve bu da komünizmi engelleme amacını belgeliyor âdeta.
Bir kere en büyük kalemlerden biri karayolu taşımacılığı üzerinedir. Sefil Anadolu halkımızın cebine ya da midesine tek kuruş girmemiştir, lakin kasabasından geçen asfalttan heyecanlanması beklenmiştir ve öyle de olmuştur.
Üç çeyrek yıl sonra gelinen noktaya bakalım: Cumhuriyetin ilk yıllarında sözü edilen “demir ağlarla örtülü” ülkeden geriye asfaltla dümdüz edilmiş arazi kalmıştır. Bir kere planın kaynak ülkesi olan ABD gibi bizim ülkemizin nerdeyse sınırsız geniş toprakları yoktur üzerlerinde altı şeritli yolların yapılacağı. Ki araba ABD’ye göre bizde çok daha zor erişebilinecek bir ulaşım aracıdır. Öyle ki ABD’de araçlarla yarışma yapılmaktadır ve birçoğunda bu arabalar bile-isteye çarpıştırılarak perte çıkarılmaktadır.
Bizde ise ulaşım çok büyük ağırlıkla karayoluyla ve motorlu araçlarla icra edilebilinmektedir. Her gün, her saat altımızda mini bombaların patlaması suretiyle yolculuk etmekteyiz. Fabrikasyon çıkışı arabalar bile yine karayolu ile taşınıyor, komünizm işi demiryollarının adı bile yok.
Dahası zor erişilen bu araçların bir yan sanayisi var ki akıllara ziyan. En küçük yedek parçalara astronomik ücretler ödemek zorunda kalıyoruz.
En büyük şehrimizin yüzölçümünün üçte biri yol, asfalt iken bu miktara yaşam alanlarımızı işgal eden otopark alanları dahil değildir. Otopark en büyük sorunlardan biridir ve yine cebimizden ücret ödeyerek bu sorundan azade olabiliriz. Hatta cebinizde para olsa dahi otoparklarda yer bulamayabilirsiniz.
Karayolu ağırlıklı değil, tamamen karayolu üzerinde örgütlenmiş bir ulaşım politikası bunların ötesinde de sorunların kaynağıdır. Her yıl binlerce insan ve onun kat kat üstünde vahşi ya da evcil canlı, karayollarında bu araçların altında kalarak can vermektedir.
Bu insan ve canlı kaybı telafi edilemez niteliktedir. Araba yinmez karın doyurmaz.
Nerdeyse yüzyıl önce uygulamaya sokulmuş bir plan ülkemizi ve dünyamızı yaşanmaz hale sokmaktadır.
Bu sadece ve sadece birkaç otomobil tekelinin muazzam kâr sağlamasının bedelidir. Böyle bir kâr oranı sağlamayı planlayabilmişler miydi o sermaye sınıfı, işte belki de cevabını bulamayacağımız bir soru olarak duruyor.
Faxri078@gmail.com