Hep biz sana gelecek değiliz ya; gel bize: Gebze...

Adını "gel bize"den alan Gebze, 41 plakalı Kocaeli Büyükşehir'e bağlı yoğun nüfus patlaması ve yoğun bir sanayi, iş ve yaşam alanı olduğu kadar, bir o kadar da tarihi ve kültürel zengin mirası bulunan ilçedir.

Geniş yüzölçümü ve 400 bine varan nüfusu ile dikkat çeken Gebze’yi merakla gezmek, bilinmeyeni keşfetmek, tanıtmak; tarihi, sosyal, kültürel, doğa ve insan manzaralarını, yeniden gün yüzüne çıkarmak ve de alternatif turizm potansiyelini, farklı ve şiirin yol öyküsü sıcaklığında gezmek, yazmak ve belgelemek için, Yoleri Gezgin Derviş ya da Modern Seyyah olarak, Kocaeli’nin batı, İstanbul’un doğu kapısı olan Gebze'ye yolumuz düştü... Yolunuz ve bahtınız açık olsun...

Milli Mücadelemizde (1918-1923), Gebzeli Kuvayı Milliye Müfrezesi’ne bağlı vatansever yiğitlerin, İstanbul’dan kaçırılan İngiliz silahlarının Anadolu’ya ulaşması sırasındaki özverili direnişlerini belgelemiştim 5 Ağustos 1920 Pozantı Kongresi kitabımda.

TRT Belgesel Kanal için yaptığım; 13 bölümden oluşan Anadolu Su Medeniyeti ve Kültür ve Turizm Bakanlığı için yaptığım Anadolu Karızları adlı belgesellerime de konu olan Gebze Su Dolabı, Su Terazileri ve Tarihi Su Sarnıçları’nın yanı sıra; 350 yıl Osmanlı toprakları olarak birlikte, kardeşçe yaşadığımız, Berberilerin vatanı ve Kuzey Batı Afrika’nın dost ülkesi olan Tunus’ta yaptığım çalışmalar üzerine, Tunus Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafında adıma verilen ‘Altın Palmiye Ödülü’ almam ve “Kurtuluştan kuruluşa giden bu yolda” mazlum ulusların umudu, kurtarıcı-kurucu ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün esin kaynağı olan, Tunuslu Kartaca Kralı Hannibal’ın anıt mezarının Gebze’de (TÜBİTAK sahası içinde) oluşu, beni Gebze’ye çeken nedenlerin başında gelmektedir. Yoleri farkıyla Gebze’yi gezmeye devam...

Çok sayıda işçinin çalıştığı ağır sanayi özelliğindeki büyük fabrika, organize sanayilerin ve orta işletmelerin çokça bulunduğu Gebze bölgesinde, gece ile gündüz konaklayan sayısı farklı ve oldukça yüksek orandadır.

Gebze, Anadolu'daki çoğu ilden büyük ve yoğun bir iskân planlaması olan kenttir. Yeni yapılan toplu konut, park ve yeşil alan çalışmaları, kent içi trafiğe de çözüm olacaktır.

Özel aracınızla ya da toplu ulaşım araçlarıyla Gebze’ye ulaşmak çok kolay. Sabiha Gökçen Havalimanı yarım saat mesafededir. Gebze tren garından, YHT ve Marmaray var. D100, çevre otoyolu ve kuzey Marmara karayolu ile her yöne ulaşmak çok hızlı ve çok kolay. Yalova, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve İzmir güzergâhı için Feribot ve Osmangazi köprüsünü tercih edebilirsiniz.

Gebze'ye Giriş

Gebze’ye girişte ilk adım... Hünkâr Çeşmesi, Gebze Cumhuriyet Mahallesi’nde. Osman Hamdibey Müzesi ve evi, Eskihisar sahilde restorasyon çalışmalarıyla yenilenmektedir... Eskihisar’daki Tarihi Yağhane’de gezilecek yerlerden biridir. Gebze Güzeller Mahallesi’ndeki şehir merkezinde bulunan, 195 rakımlı bir düz alanda kurulu, Tarihi Su Dolabı hâlâ çalışır durumdadır. Osmanlı izlerini taşıyan Su Dolabı’na bağlı olarak çalışan Su Terazileri ve toprak künklerle kentin içme ve kullanma su gereksinimini karşılayan su taşıma sistemi de yok edilmiştir. Yazık.

Kocaeli’nin batı, İstanbul’un doğu kapısı Gebze’nin aksakal-bilge dervişleri gibi herkesin sevdiği, Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz; İspirli, şehir planlamacısı, çalışkan, dinamik, geleneksel ve titiz özelliği yanı sıra; 81 ilin, Balkanların, Türk ve İslam dünyasının sosyal ve kültürel mozaiği ve Anadolu insan coğrafyasının sevgisi sebil-bereketli harmanı olarak; zengin bir marka kent olan Gebze’nin, yüz akı olmanın haklı heyecanını ve onurunu yaşıyor.

Yöresel Yemekler: Çarşır Mancarı, Kazayağı Mancarı, Ebegümeci Mancarı, Efelik Mancarı, Mantı, Yamayuka Böreği, Tava Tutuşturması, Bulgurlu Börek, Sirkem Mancar, Kabak Tatlısı, Höşmerlim, Peynir Höşmeli, Kocagörmez, Cızlama (Nazlım), Kabaklı Börek, Tartı (tarta-dartı)...

Giysiler: Gebze’nin dağ köylerinde yaşayan ve özellikle keten ekerek geçinen bölümlerinde halk, kendi el örmesi elbiseleri giyer. Kadınlar çoğunlukla şalvar, yelek ve hırka giyer. Başlarına işlemeli yazma ya da beyaz yazmalar; boyunlarına gerdanlık takarlar. Elbiseleri çoğunlukla basmadan yapılmıştır. Bu kentte, özgün Gebze yemek kültürü, gastronomi ve mutfak damak tadı pek yoktur. Birkaç Manav yemeği yanı sıra; Urfa, Antep, Adana, mancarlı pide ve kebap çeşitleri çokça olmasına karşın; İspir fasulyesi, Niğde tava, Tatar böreği ve deniz ürünlerini arasan da bulamazsın. Her şeye karşın, sokakta candan selamlaşmalar, hal hatır sormalar, saygı ve sevgide odaklanan Gebzeli esnafın, Ahilik kültürü ve sebil sofraların dostça paylaşımı güzeldi... Özellikle ramazan ayı boyunca ve cenaze sonrası bu tür dayanışmalar, Anadolu insanının yitirmediği özelliklerinden biri olarak yaşatılmaktadır.

Tarihi Su Dolabı önü

Gebze'nin Tarihi

Gebze’nin de içinde bulunduğu, eski Yunanlıların ve Romalıların Bitinya (Bithynie) dedikleri coğrafi bölgenin bilinen en eski tarihi M.Ö. XII yüzyıla kadar dayanır. Bölge, özellikle Kocaeli Yarımadası, coğrafi konumunun öneminden dolayı tarihin hemen hemen bütün dönemlerinde, birçok ulusa yurt olmuştur. Asya ile Avrupa kıtaları arasındaki en önemli geçit yeri olan Kocaeli Yarımadası, ya birçok ulusun yurdu ya da gelip geçtikleri, medeniyetlerinden izler bıraktığı bir yer olmuştur.

Bilinen ilk ulus göçü de M.Ö. XII. yüzyılın başlarındadır. Bu ulus Yunan kökenli Frikler’dir. Boğaz (Bosforos) yoluyla Anadolu’ya inmişlerdir. XII. yüzyıla kadar Trakya’dan İzmit dolaylarına göçler devam etmiştir. Fakat bu dönemde eski Gebze’nin yerine dair hiçbir bilgi edinilememiştir. Kısaca antikçağ Gebze’sinin yeri kesinlikle bilinememektedir.

Bugün Gebze’nin olduğu yerde, M.Ö. 281-246 yıllarında Kral 1. Nicomede’nin egemenliğindeki Bitinya Krallığı döneminde Dakibyza ve Libyssa adında yerleşmeler vardır. Eski Gebze’nin yerine dair söylenenler, işte bu tarihlere aittir. Daha eski tarihlere ait bilgiler ise çelişkilidir.

Bu yerleşim alanlarının araştırmalara konu olmasının en önemli nedeni ise, ünlü Kartacalı Komutan Hannibal’ın krallık döneminde buraya yerleşmiş olmasıdır.

Hannibal, Zama Harbi’ndeki yenilgisinden sonra ülkesinde itibar görmemiş ve Bitinya Krallığı’na iltica etmek zorunda kalmıştır. Bitinya Kralları I. ve II. Prusias’ın savaş danışmanlıklarını yapmıştır. II. Prusias’ın ihaneti sonucu düşmanın eline düşmemek için intihar etmiş ve Lybissa’ya gömülmüştür.

İşte birçok tarihçinin ve araştırmacının eski Gebze olduğu iddia edilen bu yeri araştırmasının en büyük nedeni budur. Hannibal’ın burayı seçmesinin birçok nedeni vardır. Devamlı izlenme kuşkusu, Nicomedia başkent olduğu için gelenin gidenin çok olması ve tanınma ihtimalinin fazla olması, yönetime güvenmemesi bu nedenlerin başlıcalarıdır.

Roma kuvvetlerinden gizlenen Hannibal, korunaklı, kaçışı kolay ve denizle ilişkili bir yer aramıştır. Sonunda bu özelliklere sahip Libyssa’yı seçmiştir. O dönemde Libyssa’nın kurulduğu yer, hem denize hem de karaya hâkim bir tepe üzerindedir. Tepe, körfezin en dar yeridir.

1330 yılında Osmanlılarla Bizans arasında yapılan savaştan sonra Gebze’nin de içinde bulunduğu bölge, Osmanlı idaresine dahil edilmiştir. Bugünkü Gebze’nin kurucusu Orhan Gazi’dir. Gebze’de kendi adına cami de yaptıran Orhan Gazi, bölgede izler bırakan ilk Türk büyüğüdür. Orhan Gazi, bölgenin imarı ve yaşaması için büyük çabalar göstermiştir. Bu amaçla işletmeler kurmuş, vakıfları desteklemiştir.

Osmanlıların devlet olma çabaları sırasında, Gebze yine ordugâh yerleşimi olarak kullanılmıştır. Osmanlı Beyliği’nin kurulmasında büyük emekleri geçen Akçakoca Bey’in oğlu olan İlyas Çelebi de hem Gebze’nin fethinde, hem de kuruluşunda büyük rol oynamıştır.

Gebze, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına kadar kimi zaman İstanbul’a, daha çok da Kocaeli’ne bağlı bir kaza olarak, önemli bir yer niteliğini uzun yıllar korumuştur. 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğunun yenik düşmesi üzerine, Anadolu ve Trakya’nın birçok yöresi gibi Gebze de düşman kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir.

1920 yılında İngilizlerin bölgeyi işgaline, 1921 yılı başlarında Yunanlılar da katılmıştır. Daha sonra Anadolu içerisinde yenilgiye uğrayan Yunan kuvvetleri, amaçlarına ulaşamamanın üzüntüsüyle geldikleri yoldan geriye kaçmışlardır.

Bu yıllarda Gebze, Anadolu’nun en dikkate değer yerlerinden biridir. Türk kuvvetlerinin biraz ilerisinde İngiliz askerleri bulunmaktaydı.

18-19 Ocak 1923 tarihli Hâkimiyet-i Milliye ve Ankara Gazetesi’nde, Atatürk’ün bölgeyi ve Gebze’yi ziyaret ettiğinden bahsedilir. Atatürk Gebze’deki askeri birliklerin durumundan memnun kalarak geri dönmüştür. İstanbul’un terk edilmesinden sonra, Gebze ve çevresi tamamen emniyet altına alınmıştır.

Atatürk, Cumhuriyet kurulmadan önceki son mesajını Gebze’de verdi. Annesi Zübeyde Hanım’ın vefatını Eskişehir’de öğrendiğinde, yakın tanıkları, Gebze Tavşancıl halkının da kendisine başsağlığı dileklerini ilettiğini söyledi. Atatürk bu bölgede ziyaretler yaparken, İngilizlere, “İstanbul’u boşaltmazsanız savaşmaya devam ederiz,” mesajı vermişti.

Hannibal Anıt Mezarı

Savaşı kaybedip gittiler

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Gebze Tren Garı’nda (17 Ocak 1923)... Paşa’nın beraberinde ise; Gebze’de Halide Edip Adıvar, Naşit Uluğ, 1. Tümen Komutanı Albay Hüseyin Hüsnü Erkilet, Mecdi Sadrettin Bey, General Galip Bey ve Cevat Abbas Gürer bulunmaktaydı. Ata’nın 17 Ocak 1923’te Gebze’de olması sıradan bir ziyaret değildi. Bir süre sonra, Lozan Anlaşması ardından İngilizler, İstanbul’u boşaltı. Bir kurşun dahi atılmadan gittiler deniyor. Neden gittiler, çünkü savaşı kaybettiler de ondan gittiler...

Cumhuriyet’in ilanına kadar kimi zaman İstanbul, kimi zaman da Kocaeli’ne bağlı bir kaza olan Gebze, Cumhuriyet’in ilanından sonra yeni iller kanununa göre il olan İzmit’e bağlanmıştır. Oysa Gebze, Kocaeli ile İstanbul metropolü arasına sıkışmış, çoktan il olma hakkına sahip, her yönüyle cazibe merkezi ve büyük bir kenttir.

Libyssa'dan Gebze'ye

Gebze adı, köken olarak, diğer eski yerleşmelerin ismine bağlanmaktadır. Araştırmacıların birçoğu bu görüştedir. Bazılarıysa Libyssa ve Dakibyza isimlerini bazı ufak değişikliklerle kullanmışlardır. Antik Çağ araştırmacılarının hemen hemen hepsi Libyssa adını kullanmışlardır. Roma ve Bizans döneminde Dakibyza adı da kullanılmaya başlanan bir diğer isimdir. Okunuş açısından da bu isimlerin Gebze sözcüğünü andırması, kelimenin kökeninin çok eski olduğunu kanıtlamaktadır.

Bazı araştırmacılar da yöreden bahsederken, Gebseh, Gebisseh, Gjabseh isimlerini kullanmışlardır. Gekbuze, Ghviza, Gavize, Dschebse, Dschebize ve Gebize de kullanılan diğer isimlerden bazılarıdır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde de bir kez “Kekbeziye” ismini kullanmış, Erzurum seyahati esnasındaysa Gebze kelimesinin “Gel bize”den kaynaklandığını yazmıştır.

İbrahim Hakkı Konyalı ise, eski Osmanlı arşiv kaynaklarında Geybüyze, Geybüveyze, Geyibüveyze, Geyiboyze ve Geykivize şeklinde yazıldığını, halen yaşayan ismininse Gebze olduğunu vurgulamıştır.

Bazı araştırmacılar da Gebze’nin bir zamanlar Osmanlı ve Bizans savaşçıları arasında sık sık el değiştiren ve özlenen bir yöre olması itibariyle “Gel bize” veya “Bize gel” ifadelerinden oluşan ve zaman içinde değişerek, halkın öz dilinde “Gebze”ye dönüşen bir ad olduğunu belirtmişlerdir. Ancak, 1640 yılında Gebze’ye geldiği anlaşılan Evliya Çelebi, ünlü Seyahatname’sinin ilgili bölümünde, “Gebze, ‘Gel bize’den galattır,” ifadesiyle bu konuyu vurgulamaktadır.

Öte yandan, Arap Seyyah Mısırlı Bedrü’d-din İbn Raziyyi’d-din el-Gazzi, 1529 yılında Şam’dan başladığı ve İstanbul’da son bulan yolculuğunda geçtiği yerlerdeki şehirler ve mekânlar hakkında izlenimlerini aktarmaktadır.

Mısırlı Seyyah, Gebze hakkındaki izlenimlerini şöyle aktarır:

“...İzmit’ten göçtükten sonra rüzgârlar esmeğe, biz de rahat nefes almağa başlamıştık. Çok geçmemişti ki, gökler gürüldemeğe, şimşekler çakmağa ve sağanak halinde yağmur yağmağa başladı. Vadiler bir nehir haline dönmüştü. Bir müddet sonra havalar açıldı. Yerler suları çekmeğe ve her şey eski halini almağa başladı. Gün batmak üzere iken akarsuları, pınarları ve bol çimenleri olan, içinde yıkılmış eski binaların enkazı bulunan (ki bu enkaz evvelce büyük bir şehrin mevcut olduğuna büyük bir delildir) geniş arazideki büyük hana indik. Yüklerimizi ve eşyalarımızı kontrol ettikten sonra geceyi orada geçirdik. Şevvalin 29. Cumartesi günü sabahleyin erkenden yola çıktık. Nihayet zevalle beraber Gebze’ye vardık. Gebze mamur, bolluk içinde güzel bir şehirdir. Burada nüfus kesafeti fazladır. İçinde geniş çarşıları, cuma namazını kılmağa mahsus bir camii vardır. Merhum Mustafa Paşa tarafından yaptırılan bu cami son derece mükemmeldir. Buraya yakın insana ferahlık verecek zümrüdü andırır, suları bol, çayırlık manzaralar pek hoştur. Günün artanını ve pazar gecesini burada geçirerek fecirle beraber göçtük...”

Gebze, Karadeniz’den Marmara’ya, İstanbul’dan Kocaeli’ne uzanan bereketli coğrafyayı yurt edinen Anadolu insanının, tüm farklılıklarına karşın; kardeşçe ve huzur içinde birlikte yaşamanın dayanılmaz hafifliğini ve mutluluğunu paylaşan Gebzeli hemşerililer, içinden sevdalı yol şarkıları geçen ve şiirin yol öyküsünü yazan nice yitik aşklara, kahramanlık destanlarına tanıklık etmek ve hayatı yeniden keşfetmek için, "Gel Bize" diyen, Gebze'yi seçin...

(Devam edecek...)