DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Yadi Dost
Yadi Dost
Giriş Tarihi : 27-01-2021 02:02
Güncelleme : 30-01-2021 18:33

Güzel bir şeyi bulmanın korkusu

Hepimiz kendimizde olmayanı arıyoruz ve hepimiz kendimizde olanı buluyoruz. Belki de bu yüzden ben, bulmayı değil, aramayı seviyorum. Sanırım korkuyorum. Güzel bir şey bulduğumda içimi hep korku kaplar; "ne zaman kaybedeceğim" korkusu... Bu yüzden bulmaktan korkuyorum. Hem bulsam ne olacak? Mutlu mu olur insan? Mutluluğun tanımını nasıl yapabilirsin ki? Belki de sadece değişim isteğidir mutluluk, gerçi kimsenin değiştiği falan da yok ya.

Kimi zaman da dayanamaz, isyan edersin ve dikilirsin hayatın karşısına, tıpkı yarım kalmış bir heykel gibi anlarsın çaresizliğini; susarsın, dudakların kurur konuşamazsın. Cevapsız kalmış bir bulmaca gibi bölük pörçük yaşamaya alışırsın. Soğuk, puslu ve rüzgârlı bir havada yalpalayarak uçmaya çalışan bir kuş gibi yalpalar, kendine bir yön bulmaya çalışırsın. Her şeyden, herkesten ve bu şehirden kaçmak istersin, vazgeçmek istersin. Ama nereye gidersen git, kendinden kaçamazsın. Saçına yapışmış, bir türlü söküp atamadığın sakız gibi yapışmıştır her şey üstüne. Bu yüzden ruhumuzu kandırıp kendimizi olduğumuzdan başka biri sanarak yaşamaya çalışırız, ama bir yanımız aslında kim ve ne olduğumuzu hep bilir. Gerçekleri söyleyen içimizdeki o haini susturmaya uğraşırız. Bu yüzden bütün o övünmelerimiz, kızgınlıklarımız, başkalarını suçlamalarımız, kendimize acımalarımız ve anlaşılamamaktan şikâyet edişimiz, aslında kendi gerçeklerimizden kaçışımız... İnsan kendinden yine kendine kaçıyor oysa.

Benim de kaçtığım bir arka bahçem var. Kimsenin bilmediği ve kimsenin yaşamadığı, yalanların olmadığı bir dünya: Yalnızlığım. Yalnızlık benim kurtuluşum, soluğum, özgürlüğüm, bu sıradan, tekdüze hayattan, bu günlük, insanı haysiyetsiz bırakan bu korku ve kaygılardan, kendimi korumak için girdiğim rollerden, baskılardan, yalancı ve yapay maskelerden, ikiyüzlü dünyadan, yavan sohbetler ve ucuz cümlelerden, kendi bahçesinde dal olamamış ama senin bahçende ağaç olmaya kalkışan sahtekârlardan, ucuz kahkahalar ve sahte gülümsemelerden, ölçülü ve tutarlı olmaya çalışıp efendi ve kibar görüntüsünün altında yatan mağara insanlarından, kendini dâhi sanan delilerden ancak yalnızlığıma kaçabilirdim.

Ne bir kuş uçsun istersin, ne de kervan geçsin, bir bank üzerinde eski sevgiliye yazılmış mektuplar gibi unutulmak istersin. "Kimse aramasın, kimse sormasın," dersin, kendi boşluğunda yok olmak, kaybolmak istersin, korkunu kendinle yenersin. Çünkü insan yalnızken bir tane daha kendisinden doğurur kendi içinde, "Korkma, korkma ben buradayım,” desin diye. Ona sımsıkı sarılmak istersin, tıpkı elleri kolları olmayan sakat doğmuş bir çocuğun o en sevdiği oyuncağına dokunduğu gibi yüreğinle dokunursun yalnızlığına. Kendi içine kapandıkça, yalnızlaştıkça, hayatın görünen yüzünden kaçıp diplere dalınca okyanusun karanlığında yüzen fosforlu balıklar gibi ışık saçarak beyninin derinliklerinde dolaşan o cümlelere dokunursun. O cümleler senin ellerin olur ve bir yüreğe dokunursun. Tek tek toplarsın. Umarsız insanların tuttuğu, dokunduğu, ucuz cümleler ve boş sözlerle döküp saçtığı, kirletip attığı yerlerden. Tıpkı çöpten umut toplayan, yarın arayan, gördüğünde sevineceği bir şeyleri bulmayı uman çocuklar gibi toplarsın harfleri, kelimeleri ve sevinebileceğin, seni mutlu edecek cümlelerden kaleler kurarsın. Sığınmak için.

Sanırım bu yüzden, ruhuma gövdemden başka sığınacak bir ev kurmak için yazıyorum. Yazamadıklarım da var tabii; söyleyemediğim, içimde, beynimde dolanıp duran, dışarı çıkmak için haince fırsatlar kollayan sözcükler. Böyle zamanlarda söylenemeyen sözcüklerin öksüz kalmış boşluklarını doldurması için halimizden anlayan birilerinin gözlerimizi okuması yeterdi, elleriyle olmasa da yüreğiyle dokunurlardı.

Eğer seni bir anlayan yoksa, ne yaparsan yap, ne yaşarsan yaşa, sadece bir hikâye kalıyor geriye; anlatılınca yalan gibi gelen, hiç olmamış gibi gelen. Zaten ne yazarsan yaz, okuyandır ona anlamı veren.

Neden bunları anlatmaya çalışıyorum, bilmiyorum. Sonu bir türlü gelmeyen yazılı bir zırvalıktır belki de; kime ne kazandıracaksa. Aslında hiç de umurumda değil doğrusu. bir şeyler yaparken, şunun-bunun ne diyeceğini umursamam, umursasam zaten yapmam. Çünkü asıl yıkıcı kaygı, daha sonra kendi kendini suçlama olasılığıdır. Bir insan kendi diline düşmeyegörsün, susturamaz içindeki o suçlayıcı sesi. Kendi diline düşmek, başkasının diline düşmekten çok daha acı, çok daha ıstırap vericidir.

Dedi ve...

Yarısı suya batmış, karaya oturmuş bir gemi kalıntısı gibi oturduğu sandalyesinden kalktı, ayak sesleri kalabalığın ayak seslerine karışıp gözden kayboldu.

Tıpkı denize düşen bir yağmur damlası gibi.

Hiç olmamış gibi. Yalan gibi.

NELER SÖYLENDİ?
@
cevat 1 ay önce
Kutlarım..
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Süper Lig'de hangi takım şampiyon olur?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum