DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Yeşim Tektaşlı
Yeşim Tektaşlı
Giriş Tarihi : 11-08-2021 01:01
Güncelleme : 11-08-2021 01:22

Yandık ey halkım, unutma bizi!..

29 Temmuz öğleden sonra Marmaris-Bozburun'a varış yaptım. 20 yıldır tanıdığım, yazları zaman geçirdiğim bu bölgede, bir kısmı, hatta Almanya yıllarıma dayanan köklü dostluklarım mevcut. Ülkemizin eşsiz doğası ve güzelliği içinde, sayısız birbirinden güzel koylarıyla Marmaris-Datça arasında yer alan bu Hisarönü Körfezi veya Bozburun Yarımadası olarak anılan bölgeyi tanıyan insanlar için, buranın ayrı bir büyüsü vardır.

Vardığımda, "İçmelerde yangın başlamış," denmesiyle birlikte, üstümüze doğru gelen yangın bulutlarını görmeye başladık.

30 yıldır annemlerin İzmir-Seferihisar'daki yazlığında sık yangınlar gördük; ve genelde bunların THK'nın "eski" uçaklarıyla yarım gün içinde söndürüldüğüne şahit olduk. Çok gündemde olan bu uçakların, bizim Seferihisar koylarında nasıl hızlıca 4900 litre su alıp yangın söndürmeye gittiklerine sık tanık olmuştum. O sebepten yangının en kısa sürede söndürüleceğine dair hiçbir endişe yaşamadım. Ancak ertesi gün karşılaştığımız manzara daha da vahim oldu ve üstümüzden kül yağmaya başladı.

Öğrendik ki uçağımız yokmuş! İçmeler, Turunç, Çiftlik Koyu, Bayır köyü bölgesi üzerinden Bozburun Yarımadası'nı kasıp kavuran ve bize doğru hızla ilerleyen yangına karşı sadece 1.5 tonluk su taşıma kapasitesi olan bir adet helikopterimiz varmış. Ve bu helikopter, öncelikle yerleşim yerleri olan İçmeler ve Turunç'ta kullanılacakmış.

Yangının geçtiği bölgelerdeki çiftçileri, hayvanları, pırlanta gibi ormanları düşündükçe içimiz yandığı gibi, yangın kokuları da bizi esir aldı. Mahallede yapılan anonslardan, su, buz ihtiyacı olduğunu duyduk, ancak hızlı bir şekilde bölge bağışlarıyla temin edildiğini öğrendik. Çalışmaları engellememek adına, işi olmayanların trafiğe çıkmaması rica edildiğinden, yangınlara "bakmaya" gitmedik.

Yangının üçüncü gününde, çalışanlar için yemek ihtiyacı ilan edildi. Mahalleli olarak bir şeyler hazırlatıp göndermeye başladık. Ve takip eden günlerde sürekli bölge esnaf ve hotellerden, gönüllülerden yemek teminleri devam etti.

Dördüncü günde yangının dağılımı bizi artık dehşete düşürdü:

Pazartesi, beşinci günde ilk kez, çalışmalara yardım edecek gönüllülere ihtiyaç duyulduğuna dair anonslar yapıldı. Bunun üzerine erkek komşularım, "Biz bir gidip bakalım" dediler, eski hemşire esnaf arkadaşımız Yasemin de yardıma gidenler arasındaydı.  Selimiye'den gelen gönüllü gruplarıyla birlikte, Delik Yolu'na ulaşmak üzere olan ve oradan Selimiye'ye sıçramasından endişe edilen yangına karşı refleks girişimlerle su dökmeye çalışmışlar.

Selimiye'den görüntü buydu:

Gönüllülerin çalışmaya başladığı Delik Yolu üstündeki alan:

Akşam arkadaşlarımız döndüğünde, ertesi gün daha kalabalık bir grupla gitmeye karar verdik. Ancak pazartesi akşam saatlerinde, Selimiye Kekik Otel'in önünde kundaklama girişimlerinin olduğu iddiası üzerine komşum Erdem ve Nalan ile gece Selimiye'ye gittik ve iddiaların asılsız olduğunu gördük. Ancak bu iddiaların yayılması üzerine, gruplarda paylaşılan yanıltıcı bilgilerle bölge gençlerinin ayaklandığını, koruma içgüdüsüyle yolları tuttuğunu endişeyle izledik. Tarihte çok görülen, yanıltıcı algı operasyonlarıyla halkların kışkırtılması, birbirine düşman edilmesi örneğini yaşıyorduk. Konuştuk, izah ettik, sağduyuya çağırdık. Daha sonra bölge jandarma komutanımızın da bu gençlerle görüşüp sözkonusu iddiaların asılsızlığını ve davranışlarının sakıncalarını kendilerine izah ettiğini, dağılmalarını sağladığını sosyal medyada yayılan videolardan gördük.

Bir terör eylemi veya başka bir şey olduğuna inanıyor muyum?

Hayır; çünkü terör eylemi olsaydı, Devlet Başkanı televizyonlara çıkar, ülkenin terör tehdidiyle karşı karşıya olduğunu açıklardı. Ve akabinde askeri veya ilgili özel timleri vs. bölgeye göndermesi icap ederdi. Bunların hiçbiri yapılmadığına göre, ırkçılığa veya ayrımcılığa sebep olabilecek her türlü terör iddialarını ret ediyorum. Halkımızı da linç girişimlerin karşısında durmaya davet ediyorum.

Devletin fark etmediği bir terör girişimi olabilir mi? Bu çapta bir hareketin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda istihbarat ve güvenlik güçlerimizin, eniştelerden haber çıkmasa dahi, terör eylemlerini vaktinde fark edecek ve önleyecek nicelikte olduğunu düşünüyorum.

Devletin izniyle veya derin devlet veya imar niyetiyle yapılan girişimler olabilir mi? Ben bir matematikçiyim. Temmuz sonu, ağustos başı dünyada çıkan yangınlara baktığınızda, Türkiye'de çıkan yangınların orantısız olmadığını görebiliyoruz. Ayrıca çam ormanlarının ortalama 50 yılda bir, kendini yenilemek amacıyla, yüksek sıcaklarda kendiliğinden yandığına dair bilimsel açıklamalar mevcut. Ve iklim değişikliğinin yaz aylarında bu tür yangınları çoğaltacağına dair de bilimsel uyarılar zaten mevcuttu. Aksini iddia edenler varsa, bunu kanıtlamaları gerekir.

Ancak bizi şaşırtan durum, güçlü uçak filolarımızın olmasına rağmen, bir adet bile yangın söndürme uçağımızın olmamasıdır ve söndürülebilir yangınların dahi söndürülmemesidir!

Türkiye'de halen yangınların yüzde 90'ının insan eliyle oluştuğu söyleniyor ki, öncelikle vaktinde tespit edilip engellenmesi gereken bunlardır. Yaşanan yangınları, imar ve rant için değerlendirmek isteyenler, kuruluşlar veya şahıslar olursa şayet, halk olarak bunların karşısında durmalıyız ve bu yangınlarda kilitlenip seferber olduğumuz gibi duruşumuzu ortaya koymalıyız. Maalesef üzücü ve çarpıcı olan, halkımızın devlet kurumlarına, adaleti ve nizamı sağlayacağı konusunda, ormanları koruma ve haksız ranta izin vermeyeceği konusunda güveninin kalmadığını görmemizdir.

Ertesi gün, yani yangının altıncı günü (salı), ben de komşularımla Delik Yol'a yangına karşı mücadeleye destek olmaya gittim. Uçak veya helikopter olmadığı için, önceki gün tepenin arkasında söndürülemeyen yangın, artık tepeden Delik Yolu sahiline doğru dönecek mi diye izleniyordu.

Toplantılar yapılıyordu. Aralarında eğitimlilerin de olduğu gönüllü grupları ormana doğru çıkmakta ve yangının yolunu kesecek bir yol açmakta ısrarlıydılar. Orman şefi, insan canını tehlikeye atamayacağını ve bu tepenin yanmasına izin vereceklerini söylüyordu. Gönüllü grupları yine de hortumu çekip yukarı doğru çıktılar. İtfaiyenin ormanlara müdahalesi ise, orman şeflerinin kararlarına bağlı olarak gerçekleşebilirmiş ancak. İtfaiyelerin öncelikli görevi, yerleşim yerlerini korumakla ifade edilmiş. Gönüllü grupların ısrarla ormanlara çıkmasının sonucunda, suyu açmayı düşünen itfaiye şefini engellemek adına askeri komutan sahaya intikal etti ve suyun kesinlikle açılmayacağına karar verdi.

Gönüllü komşularımızın ısrarları üzerine bölgeye en azından bir helikopter gönderildi.

Ancak gördük ki, helikopter alevlenmiş bir yangını söndüremiyor. Alevlenmeden önce veya yangın söndürmeden sonra soğutma konusunda etkili sayılıyor.

Biz bu arada Hisarönü'nden talep edilen suları götürmek üzere yola koyulduk. Bu vesileyle yol boyunca Orhaniye'den de geçerek Hisarönü'nne kadarki çalışmaları gözlemledik ve ekiplerin su ve içecek ihtiyaçlarına destek olduk. Mersin'den İstanbul'a kadar sahil belediyelerimizin ve Eskişehir'den, Uşak'tan belediyelerimizin gönderdiği itfaiye yardım ekiplerinin seferber olduğunu söyleyebiliriz. Azerbaycan'dan yardıma gelen askerleri ve helikopterleri minnetle takdir ettik. Bu helikopterler sayesinde Hisarönü-Selimiye arasındaki ormanların çoğunlukla kül olmadığına mutlu olduk, fakat dip yangınları geçirdikleri için hasarlı olduklarını da fark ettik.

Sürekli gelen yardım malzemeleri ve onların dağıtımında çalışan gönüllüler sayesinde yaşanan dayanışma muazzamdı. Delik Yol'a döndüğümüzde, saat 19.00 civarı, koydaki orman yanmaya devam ediyordu.

"Azerbaycan askerimiz var da bizim askerimiz niye yok," diye sorduğumuz anlarda, ilk kez bir askeri helikopterin geldiğini gördük.

Ancak karanlık bastığında, bu helikopterler uçamıyorlar. Ve gözlerimizin önünde bu orman yandı ve hasar gördü.

Yangının başka yerlere sıçramaması için ekipler yerleşim yerlerine yakın yollar açmışlardı. Maalesef biz ayrıldıktan sonra yangın daha da şiddetlenmiş ve ancak sabaha doğru gönüllülerin ve ekiplerin yoğun müdahalesi sayesinde yangının Selimiye'ye doğru devam etmesi engellenmiş.

Bu arada Delik Yol'un biraz üstünde, üç yol kavşağında, oluşturulan tıbbi destek ve malzeme dağıtım yerine ulaşan yardımlar sayesinde, bölgede çalışmaya devam eden ekipler ve gönüllülere ihtiyaç duyulan beslenme, giyinme ve ekipman desteği sağlandı.

Çarşamba, yedinci günde Delik Yol'undan tekrar yukarı doğru devam eden ve Turgut köyüne ulaşan yangınları söndürmek için gösterilen olağanüstü çabalar sayesinde, nihayet perşembe, sekizinci günde bölgemizdeki yangınlar söndürülmüş oldu. Özellikle Turgut köyü yangınının söndürülmesinde İstanbul İtfaiyesi'nin üstün başarısı bölge halkımızda takdir görmüştür.

Ve artık günlerdir, gönüllülerimizin başarılarını ve çalışmalarını konuşuyoruz. Burada size hangi birinden bahsedeyim? Örnek olması için sadece yakın tanıdığım birkaç ismi saymak istiyorum: İlk günden itibaren cipiyle gece gündüz koşuşturan, dağlara taşlara çıkan müteahhit arkadaşımız Nalan, tıbbi destek ekibini kuran Yasemin ve arkadaşları, organizasyon ve ikna yeteneğiyle katılan komşum Erdem, ormana girerek birçok ufak çaplı yangını bizzat söndüren (konuya dair eğitim almış arkadaşlarımız) Zafer ve Turan, yemek dağıtan ve çöp toplayan komşum Nicoletta, araçlarıyla su tankeri gibi çalışan insanlar ve işini gücünü bırakmak zorunda kalan bölgenin bireysel su tankeri işleticileri ve Türkiye'nin her yerinden yağan malzeme yardımları... Size minnettarız!

Peki ülkemizde nasıl bir afet yönetimi olmalı?

Vaktinde söndürülen bir yangın normaldir, ancak kontrolden çıkan bir yangın, afettir. Ülkemizde afet yönetimi yeterli midir? Hayır... Devletten başlayarak halka kadar afetlere yeterince hazırlıklı olmadığımızı bir kez daha gördük.

Devlet, AKOM, belediyeler ve tüm kurumların kriz yönetimini geliştirmesi ve iyileştirmesi gerekmektedir. Bunu biliyoruz, fakat bu yeterli değil! Halkımıza, bizlere görev düşüyor! Mahalle mahalle, sokak sokak gönüllü ağını kurmamız şart. Sel, su, deprem, yangın; her şeye hazırlıklı olacak şekilde eğitimlerimizi tamamlamamız ve görevlerin önceden belli olduğu sistemi kurmamız zaruridir.

Peki ormanlarımızda son durum ne?

Birçok yerde ormanlarımız zarar görmüş bir şekilde muhafaza edilebilindi, ancak yarımadanın doğu tarafı çok zarar görmüş. Ve doğal bir cennet olan Turgut Şelalesi tamamen yanmış durumda.

Bu yangınlar sizin için neyi ifade ediyor bilemiyorum ama bana ülkemin içten içe yandığını, çaresiz kaldığını, yenilenmek istediğini haykırıyor âdeta...

BAYIR

İÇMELER

TURGUT ŞELALESİ

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Fenerbahçe716
  • 2Trabzonspor715
  • 3Altay715
  • 4Beşiktaş714
  • 5Hatayspor713
  • 6Konyaspor713
  • 7Alanyaspor713
  • 8Kayserispor711
  • 9Fatih Karagümrük711
  • 10Galatasaray711
  • 11Sivasspor79
  • 12Adana Demirspor79
  • 13Antalyaspor78
  • 14Gaziantep FK78
  • 15Başakşehir FK76
  • 16Kasımpaşa76
  • 17Yeni Malatyaspor76
  • 18Göztepe75
  • 19Giresunspor72
  • 20Çaykur Rizespor71
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Türkiye'de erken seçim ihtimali var mı?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum