Gündem
Giriş Tarihi : 26-04-2021 14:21   Güncelleme : 30-04-2021 01:36

Sosyalist hareketin liderlerinden Ahmet Kaçmaz vefat etti

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) kurucularından ve uzun yıllar TSİP Genel Başkanlığı'nı yapan, sosyalist hareketin liderlerinden Ahmet Kaçmaz, organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti.

Sosyalist hareketin liderlerinden Ahmet Kaçmaz vefat etti

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) kurucularından ve uzun yıllar TSİP Genel Başkanlığı'nı yapan Ahmet Kaçmaz, yaşadığı Bodrum'da, üç gün önce böbrek yetmezliğinden hastaneye kaldırılıp yoğun bakıma alınmıştı.

Türkiye sosyalist hareketinin liderlerinden olan Ahmet Kaçmaz, bu sabah hayatını kaybetti.

Kaçmaz'ın cenazesi yarın 12.30'da, Bodrum/Akyarlar Kemer Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Sporu, müziği, edebiyatı seven, gezgin ve entelektüel bir Marksist: Ahmet Kaçmaz

1938'de İstanbul'da doğdu. Aile, baba tarafından Dağıstan kökenli. Soyadını aldıkları "Kaçmaz/Haçmaz" bölgesi şu anda Azerbaycan'ın kuzeydoğusunda, Hazar Denizi kıyısında bir vilayet. Babası Nedim Kaçmaz, DDY'de görevli mühendis iken 1979 seçimlerinde TSİP'in senatör adaylarından oldu.

1955'te Ankara Atatürk Lisesi'ni, 1960'ta İstanbul Teknik Üniversitesi'ni bitirdi. 1974'e değin Devlet Su İşleri ve Devlet Demiryolları genel müdürlüklerinde, özel sektöre bağlı şirketlerde yüksek mühendis olarak çalıştı. İnşaat Mühendisleri Odası'na üye oldu ve 1960'lı yıllarda "Zemin Mekaniği" üzerine uzmanlığını geliştirdi. Kitaplar ve broşürler hazırladı.

1960'lı yıllarda TİP'e üye oldu, Ankara-Altındağ ilçe örgütünde ilçe başkanlığı yaptı. 12 Mart döneminde önce Sosyalist Parti için Teori-Pratik Birliği dergi çalışmasına, ardından TSİP'in kuruluş çalışmalarına katıldı. 12 Eylül 1980 harekâtından sonra, kendisi ve partisi hakkındaki kovuşturmalar nedeniyle yurtdışına çıktı. Siyasal sığınmacı olarak Almanya'da yaşamını sürdürdü. 1990'da yurda döndü.

Kaçmaz'ın İleri Demokrasi (1977), Yaşasın Sosyalizm (1978) ve 8. Kuruluş Yıldönümünde TSİP (1982) adlı kitapları vardır.

Sporu olduğu kadar edebiyatı ve müziği de seven, gezgin ve entelektüel bir Marksist olan Ahmet Kaçmaz, Gültin Kaçmaz'la evliydi.

TSİP kurucularından olan Kaçmaz, TSİP'in kurulduğu 1974'ten kapandığı 1990'a kadar genel başkanlık görevini yürüttü.

Ferit Erkman, partinin ambleminin öyküsünü şöyle anlatıyor:

"Partinin kurucularının çoğu arkadaşlarım, dostlarımdı. Sosyalist parti İçin Teori ve Pratik Birliği dergisinin kapak ve sayfa düzenini yapmıştım. Parti için amblem yapmamı da istediler. Orak, çekiç kullanılmayacağına göre –yasaktı– ben de yumruk, başak ve anahtarı kullandım."

TSİP'in ilk kurulduğu günden beri TİP-TKP ve diğer sosyalist hareketlerle "Birlik" politikasını öne sürdü ve ısrarlı takipçisi oldu.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP), 12 Mart döneminden sonra kurulan ilk sosyalist parti olmuştu (1974). Aylık İlke, haftalık Kitle, on beş günlük Gerçek ve aylık gençlik dergisi olan Genç Sosyalist dergileri partinin görüşlerini yansıtıyordu.

TSİP'in önde gelen özelliği bilimsel sosyalist öğretiye titizlikle sahip çıkmak ve ideolojik çalışmaya ısrarla önem ver­mek oldu. TSİP, tercüme programlara karşı yerli olmaya, ona uygun program ve siyasetler geliştirmeye çalıştı. O dönemde partilerin öne sürdüğü öncü parti, tek parti anlayışlarını reddetti. 1990 sonrasında birlik hedefi doğrultusunda Sosyalist Birlik Partisi'nin bileşenlerinden biri oldu.

Ahmet Kaçmaz, 12 Eylül’den sonra Almanya'da parti çalışmalarına devam etti. 141-142’nin kalkması sonrası Türkiye'ye dönerek sosyalist hareketin birliği çalışmalarına destek verdi.

Kaçmaz, 1960-1980 yılları arasında var olan parti liderleri arasında, Marksizm'i kendi kaynağından okuyacak kadar yabancı dile hâkim ve en iyi bilenlerdendi. Çok iyi bir entelektüel, müziksever, şiir ve edebiyat okuru ve sporcuydu. Görüş Dergisi'nde kendi özel yaşamına dair bir soru üzerine şöyle diyordu:

"Kendimden bahsetmekten hoşlanmam. Kaldı ki, 'bir kimse hakkındaki düşüncemiz onun kendisi hakkında ne düşündüğüne da­yanmaz'. İnsan sosyal bir yaratık olduğuna göre toplumsal olarak nasıl görüyorsanız öyleyimdir. Örneğin yine teknik öğrenimden geçmiş bir başka politikacının, Turgut Özal'ın, 'bende kültür yok diye­mezsiniz... Çok roman oku­muşumdur... Tarihe de fevka­lade merakım vardır... Ben Red Kit de okurum, başka şey de. Arabesk de dinlerim, klasik müzik de. Bende fevkalade klasik şeyler vardır... Enrico Coruzo'nun plakları da dahil olmak üzere bütün senfoniler, konçertolar, bunların çoğunu bilirim. Sonra şiire de fevkalade meraklıyım... ben kendim de şiir yazarım,' türünden sözleri neyi değiştiriyor? Dahası bu sözler Turgut Özal hakkında­ki genel kanaati daha da pekiştirmiyor mu?

"Marx'ın kızlarına göre, babalarının özde­yişi, Terentius'un şu sözleri imiş: 'İnsanım, insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.' Gereğini yerine getirdiğimi söyleyemem ama bu özdeyişi ben de seviyorum." (Ekonomi ve Politikada GÖRÜŞ, Haziran 1987, Sayı:7, Sayfa: 6.)

TSİP, 1984-1990 yılları arasında Aylık Ekonomi-Politik Görüş, Düşün, Felsefe dergisi ve Gençlik Dünyası dergilerini yayımlamıştır.

Spora dair...

Sporu sever, ilgi ile izlerdi. O günkü siyasi liderler arasında onun kadar sporun her dalında bilgisi olan başka bir kişi yoktu. Olimpiyatlar hakkında Görüş dergisine yazdığı yazılar, değme spor yazarına taş çıkartan yazılardı.

"Bizim bir kısım 'entel'lerimiz sporu pek hor görürler. Böylelerine kalırsa akıl ve ruh yüceliği ile donanmış entelektüelin 'beden uğraşı' olan spora ilgi duyması yakışık almaz, zaaftır ve de ayıptır. İşte bir de böylelerine inat yazıyorum bu yazıyı. Hem koca Mağribînin en sevdiği motto Terentius'un ünlü 'insanım, insana dair hiçbir şeye ilgisiz kalamam' sözleri değil miydi?"

"Sonuç olarak Seul Olimpiyatları, sporun gelişmesi açısından, sosyalizmin kapitalizmden çok daha fazla avantajlı olduğunu bir kere daha kanıtladı. Ama sosyalizmin kapitalizme üstünlüğü herhalde spordaki başarıya dayandırılamaz. Sosyalizm hayatın pek çok alanında fiilen kanıtlandığı üstünlüğünü, sosyo-ekonomik formasyonun bütünü olarak da kanıtlama potansiyeline sahiptir. Ve bununla yükümlüdür."

Müziğe dair...

"...Müziğin her türünü ilgiyle dinler, Klasik Batı müziğini sever, özellikle Fransız şansonlarına özel ilgi duyardı. 17. yüzyıl klasik saz eserlerini büyük bir zevkle, duygu yüküyle dinlediğini ve bazılarını Bach'la karşılaştırdığını izledim. Ondaki plaklardan pek çok kayıt aldım." (Bülent Tuna)

Marksizm'e dair...

Bir Marksist olmasına rağmen Marksizm'i hiçbir zaman dogma olarak ele almadı. Görüş dergisindeki bir yazısında şöyle diyordu:

"Ben, kendi adıma, Marksizm'in tartışılma­sından gocunmuyorum. Hatta Marksizm'in tartışılmasını, onun hayat gücünün ve etkin­liğinin bir kanıtı olarak değerlendiriyorum. Marksizm statik olanın değil devamlı değiş­menin, ataletin değil hareketin bilgisini veri­yor. Daha doğrusu tabiat sadece hareketten ibaret. Böyle olunca da Marksizm'in, değişen şartlara göre devamlı kendini yenilemesi zorunlu. Aksi halde bir dogma olurdu ve donakalırdı." (Ekonomi ve Politikada GÖRÜŞ, Mayıs 1988, Sayı:18, Sayfa: 14)

Reel sosyalizmin yıkılışından sonra da sosyalizm hedefinden asla vazgeçmedi:

"Ben umutsuz değilsem, Ekim Devrimi çocuk­larının sosyalizmden umutsuz olmaya hiç mi hiç hakları yoktur. Ekim Devrimi'nin ve onu izle­yen sosyalist uygulamaların yarattığı impuls, hiç kuşku duymuyorum ki dünyamızı, sosyalist bir gelecek açısından çok daha olgun ve elverişli şartlara getirdi. Evet, sosyalizm kapitalizmi dünya çapında hâlâ domine edemedi. Görünen per­spektifte de kapitalizm başı çekecek gibi gözü­küyor. Ben buna üzülmüyorum; başarılanları dü­şünüyorum da, bu kadarı bile bana mucize gibi geliyor.

Spartaküs olmalı!

"Kaldı ki, kapitalizmin tırmandığı tarih sar­malının sonu yoktur. O zaman da kapitaliz­mi ıslah ederek sürdürme politikasının da so­nu gelmez. Ve bu da bir 'tez' olabilir. Ne ki bu 'tez', bilindiği gibi hiç de yeni değildir. Ama hemen belirteyim ki, şayet bu tez dahi doğru olsaydı, yani kapitalizmin ilelebet payidar olacağı kanıtlansaydı, ben, Troçki'nin bir zamanlar, bir başka vesileyle söyledi­ği gibi, Spartaküs olmayı tercih ederdim." (Ekonomi ve Politikada GÖRÜŞ, Mayıs 1989, Sayı: 30, Sayfa: 38)