Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 17-11-2020 01:59

Konu: İlişkiler 8/66: Tabula Speculo

Kendini bir lamba gibi düşün.

Karanlık bir odada, bir sehpada tek başına öylece duruyorsun. Fişin prize takılı. Ampulünün takıldığı duya en yakın noktadan şah damar gibi sarkan bir zincir iniyor aşağıya. Zincirin çekilmesini ve ansızın ışımayı bekliyorsun.

Sehpanın yanında bir koltukta biri oturuyor. Karanlıkta... Oturduğu yerden görüp de idrak edeceği o kadar çok şey var ki... Ve ansızın eli oynamaya başlıyor ve zinciri tutuyor. Yavaşça çekiyor, bırakıyor ve aydınlanmaya başlıyorsun.

Koltukta oturmuş, dünyasını keşfetmek için ölçülü bir aydınlığa ihtiyacı olan ruh, senin sayende oturduğu yerden tüm dünyayı seyredebilecek. Ve sen de tüm bunlar için bu dünyada ananın rahminden çıkıp ışığa ilk temas ettiğin an, hayat boyu sana nefes verecek akciğerlerini genişletmek için çığlıkları patlatıyorsun.

Tabula rasa... Bomboş bir levha gibi işlenmeyi bekleyen bir halde doğuyorsun diyor 17. yüzyıl düşünürü John Locke. Latince terimi ile "Tabula Rasa"... İnsanın, doğduğunda boş bir levha olduğunu ve hayat boyu öğrendikleri ile levhasını doldurduğunu düşünür. Düşünür düşünür ve insanın hayatta yerine getireceği en yüksek amacın özgür düşünceye varmayı hedeflemesi olduğunu öne sürer. Yani der ki insan ancak tüm dogmalardan, tüm otoritelerden bağımsız sadece akıl yolu ile ilerlemelidir. Ben de ekliyorum: Bu otoriteye bildikleriyle yarattığı kimliği de dahildir.

İnsan aklının gittikçe incelen yollarında yürüyebilecek kadar istikrarlı olanlar artık akıllarını öyle yerlere getirirler ki eski bildikleri işe yaramaz ve bir zamanlar kendi tekil aklı ile bulduğu çözümler, yaptığı seçimler artık işe yaramaz. Çünkü bir gün insan, hayatı boyunca ne öğrenmişse tüm bildiklerini hiçe sayan bir gerçekle karşılaşır: Aklın sınırı...

Her aklın bir sınır vardır.

"Bu yollara akılla girilir sonra akıldan çıkılır kalpte devam edilir," der Sufi.

Aklın bir sonu vardır ama insanın devamı... O zaman sadece boş bir levha değilsin. Sadece aklınla ilerleyen bir canlı değilsin. Kalbine gelen ilhamlar olmasa hiçbir şeyi öğrenemezdin. Sadece yaşadıklarından öğrendiklerinle kendini şekillendirmiş olsaydın mucize diye adlandırılan akla sığmayan bir takım yetenekleri de öğrenmiş olman gerekirdi.

Artık bilim diyor ki... İnsanın telepati yeteneği vardır. İnsanlar bilmedikleri şeyleri iç görüleri ile ön görebilirler. Yani öğrendiklerimiz bir yere kadar Locke.

Belki de öğrenmiyoruzdur, onun yerine hatırlıyoruzdur.

Belki de kader vardır ve bizim tarafımızdan da yazılıyordur.

Gelelim lambaya o zaman.

Zincirin çekildi ve aydınlanmaya başladın. Odayı aydınlatıyorsun fakat topraklı değilsin. PAT! Patladın. Topraklanmayan lamba gibi voltajı kaldıramadın ve patladın. Kendin başına yapabilirsin sandın. Bildiklerin yeter dedin. Kendini, arzuların uğruna feda ettin. Evet Locke, gerçekten akıl inanılmaz işe yaradı. KENDİNİ ARZULARIN UĞRUNA FEDA ETTİN! İşte al sana paradoks... Düşünün haydi, sık sık yapmadık mı bunu?

Zamana, biraz alana, sessizliğe belki biraz tek başımıza kalmaya ihtiyacımız varken, ihtiyacı göz ardı edip kovalamadık mı arzuladıklarımızı, kaçıyorlar sanıp?

Vakit geldiğinde, artık alanı paylaşmamız gerektiğinde, ses etmenin yeri geldiğinde, belki artık biraz tek başınalığımızdan ödün verip orada olmamız gerekirken, ihtiyacı gözardı edip kaçmadık mı arzularımıza, kovalıyorlar sanıp?

Her ikisi de arzuya gider bu yolların. Biri kovalayarak, diğeri kaçarak; ama her ikisi de korkuya gider bu yolların.

Akıl nerede? Arzuna koşup korkuya varmanın neresi akıllıca?

İşte bazen akıl yetmez sevgili okuyucu. Bazen okumak gerekir. Odayı okumak gerekir. Bedenini okumak gerekir. Biraz durulup öylece sabredip durmak gerekir. Kalbini dinlemek gerekir.

Yoksa öğrendiklerinden yeni bir bilgi diye zannedip de çıkanlar eskinin kötü bir kopyası, bastırılmış arzuların varoluş yakarışları ya da korkularının yaşamak uğruna seni ölümüne sürükleyen çaresizlik çığlıklarından başka bir şey değildir.

Köklenmek şart o yüzden. Topraklanıp bildiklerinden bazıları artık o mevsime uygun değilse bırakman şart. Fazla olan enerjini toprağa salıp dengelemen şart. Yoksa kaldıramadığın voltajlarla yanar, bir daha da yanmaktan korkup kapatırsın kendi kendini. Yalvarırsın ruhuna "Açma beni!" diye. O da açmaz, usulca görür işini.

Nedir çözüm?

Özetleyeyim de dileyen baştan okusun hisleri için:

İster boş bir levha ile doğ, istersen hayatlar boyu öğrendiklerinle gelip burada yeni bilgiler edinmeye geldiğini unutarak... Her türlü sen, elinden geleni yapacaksın. Elinden gelen çaba, sonuna kadar gitmektir. Çabanın sonu da, onu bırakmayı bilmen gereken yerdir.

- Yorulana kadar devam et. Yorulduğunu fark et. Dur.

Hayat bir aynadır. Senden ışıyan ışığı dünyaya yansıtır ve gören ruh da sana aksettirir. Sen ruhun değilsin, onun gözlerisin. Bakan sensin, gören o. Duyan sensin, işiten o. Öğrenen sensin, anlayan o. İç dünyanda bunlar olurken dışarıdan yansıyanlar da aslında senin bir yansımandır.

- Öyleyse sen yansımalara bak ve kendini görmeye çalış. O zaman haki ilişki başlar: Sen ve kendinle... Bu da bu sefer dışarıya yansımaya başlar. Kendini sev, sevsinler. Kendine gör, görsünler. Kendi işit, işitsinler. Kendinle ol, seninle olsunlar.

Ve bir gün... Her şey yoluna girdiğinde ve kendinle keyifli bir ilişkiye geldiğinde biri gelecektir.

Geldiğinde içeri al. Ona bak, onu besle... En yüce misafir gibi konaklamasına izin ver. En önemlisi de hep dinle. Ama hatırla ki o bir konuktur; bugün konar yarın uçar. Canın yanar, yansın. Ama bil ki o acı özünde evinden ayrılmış bir ruhun ev özlemidir. Sonunda yine kendine geldiğinde evini yeniden bulduğunda huzura erersin.

Sadece lütfen dikkat et. Yavaş yavaş yeni yıl yaklaşıyor. Doğrudan nedir, ne değildir yazılacak ilişkiler... Bildiğim ve unuttuğum kadarıyla...

Ama sen hep kendini hatırla... Yaşadığın her ilişkide geçmişinden aşina olan şeyler, sonunda aşina olan acılar için gelir. Madem çocukken öğrendiklerinle bildiklerini yaşamayı istiyorsun; madem arzularınla öğrenecek ve arzularınla ilişki yaşayacaksın, o zaman şunu aklında çıkarma:

Aşina acılarının vakti geldiğinde bırak onlar da girsin.

Geldiğinde içeri al. Ona bak, onu besle... En yüce misafir gibi konaklamasına izin ver. En önemlisi de hep dinle. Ama hatırla ki o bir konuktur; bugün konar yarın uçar. Canın yanar, yansın. Ama bil ki o acı özünde evinden ayrılmış bir ruhun ev özlemidir. Sonunda yine kendine geldiğinde evini yeniden bulduğunda huzura erersin.

Gerçekten misafir edilmiş, gözlemlenmiş ve dinlenmiş acılar -kaçmadan yaşanan her deneyim- sonunda diyeceğini der, görevini yerine getirir ve gider.

Tekrar eden her durumun, vermeye çalıştığı mesaj dinlenilmemiş demektir.

Sevgiliyi nasıl misafir ettiysen, acısını da et. O da onun parçasıdır. Senden kopmuş, sana dönmeyi bekleyen bir parçandır esasında. Sevgili de sensin, acısı da... Aynalar... Unutma. Tertemiz, parlak, sırtı sırlı camdır ayna. Tabula Rasa ile doğar, yazdıklarını levhadan siler ve anlık ilhamlarla yazılan bir cam olduğunu görürsün. Bir Tabula Speculo...

"Konu: İlişkiler" yazı dizisine sormak istediğin, katkı sağlamak istediğin mailler için: hbyazidizisi@gmail.com

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor820
  • 2Fenerbahçe920
  • 3Galatasaray917
  • 4Gaziantep FK914
  • 5Fatih Karagümrük913
  • 6Başakşehir FK913
  • 7Beşiktaş813
  • 8Konyaspor812
  • 9Çaykur Rizespor812
  • 10Kasımpaşa912
  • 11Hatayspor712
  • 12Göztepe811
  • 13Yeni Malatyaspor811
  • 14Sivasspor89
  • 15Trabzonspor99
  • 16Antalyaspor99
  • 17BB Erzurumspor88
  • 18Kayserispor87
  • 19Gençlerbirliği85
  • 20Denizlispor85
  • 21MKE Ankaragücü72
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum