Gezi
Giriş Tarihi : 06-11-2016 12:37   Güncelleme : 06-11-2016 12:37

Miami, Ceviche, Key West, Ernest Hemingway ve Küba

Bir haftadan az bir sürede bu koca eyaletin her köşesini görmek mümkün olamayacağından, en ünlü şehir Miami ile çevresine odaklandık. Nüfusu 400 bini geçen Miami, ABD’deki hispanik asıllıların ve özellikle Kübalıların en yoğun yaşadığı şehirlerden biri. Bu trend devam ederse Anglosaksonların ve İngilizcenin azınlığa düşeceğini söylemek abartı sayılmamalı.

Miami, Ceviche, Key West, Ernest Hemingway ve Küba
Kanada’nın uzun ve yıldırıcı kışından kaçmak için, eğer direksiyona geçme, yollara düşme konusunda biraz da gözünüz kara ise, ya da benim gibi aynı zamanda otomobil yazarı iseniz, “aşağı inme” fikri, sizi her an baştan çıkarabilir. Özellikle okulların da tatilde olduğu Noel dönemi ya da Mart tatilinde, güneşe ve yaza çok daha yakın olacağınız Florida’yı gözünüze kestirirsiniz. Bizim için de, Ontario’dan yola çıkarak kıta ABD’sinde gidilebilecek en güney, en uç noktaya kadar olan yolculuk, hayata ne kadar çok şey sığdırabileceğimiz konusunda bir deneyimdi sanki. Yol arkadaşımız Dodge Grand Caravan (Türkiye’de bir dönem Lancia Voyager olarak satılan minivan), yedi kişilik yolcu kapasitesinin yanı sıra, tamamen zemine gömülebilen ikinci ve üçüncü sıra koltukları, 3.6 litrelik, 286 bg’lik altı silindirli motoru ile sıradan binek otomobillerinin sağlayamayacağı bir uzun yol konforu sunuyordu. Dört kişilik bir aile olarak seyahat ederken, üçümüzün dönüşümlü olarak direksiyona geçmesi ve herhangi bir anda iki kişinin, zemine gömülü orta koltukların yerindeki yataklarda uyuyabilmesi sayesinde bir otele ihtiyaç duymadan, kısa molalarla yol alarak, evden çıktıktan takriben 33 saat ve 2377 km sonra, Miami’nin yanı başındaki Fort Lauderdale kentindeki otelimize vardık. Yolculuğumuz buz gibi bir Aralık sabahında Mississauga, Ontario’daki evimizden hareketle başladı. Evde hazırlanmış sandviçlere eşlik eden Kanadalı kahve zinciri Tim Horton’s çayı ve kahvesi eşliğinde ABD sınırına varmamız bir buçuk saati bulmadı. Bir “doğrucu Davut” olarak ben, Amerikan sınır görevlisinin sorusu üzerine yanımızda yolluk mahiyetinde biraz yiyecek olduğunu söyleyince (ABD’ye yiyecek sokmak yasak) onları epey endişelendirdik ve arabamız yüzeysel de olsa aranırken biz de bekleme salonuna davet edildik. Neyse ki yirmi dakikadan az bir süre içinde, “Department of Homeland Security”, bizim ABD’nin güvenliği ve kamu sağlığına yönelik bir tehdit oluşturmayacağımıza karar verdi ve Kanada pasaportlarımızı iade etti. Biz de ABD’nin içlerine doğru yolculuğumuza devam ettik. Üstelik, yiyeceklerimize el konulmadığı için de kendimizi torpilli saydık. Grand Caravan’ın mükemmel çalışan navigasyon sisteminin desteğiyle, tam yedi eyalet geçip sekizinci eyalet, plakalarında “Sunshine State” (güneşin parladığı eyalet) sloganını kullanan Florida’nın sınırına ulaştık. Hedefe doğru ilerlerken, ABD bağımsızlığının kalelerinden Pensilvanya’daki, Pittsburgh şehrini hızlı bir tempoyla ziyaret ettik. Batı Virginia’da yol alırken, vakit gece olduğu için Apalaş Dağları’nın muhteşem manzaralarını dönüşe sakladık.  Virginia’da ilerlerken, Washington’ın yanı başındaki, CIA ve Pentagon gibi önemli kurumların merkezi olan ve tam sekiz tane ABD başkanı çıkaran bu eyaletin, “Başkanların Anası” unvanını hak ettiğini düşündük. Kuzey Karolina ve Güney Karolina’yı geçerken, her şeye rağmen yorgunluğumuz ve hedefe varma sabırsızlığımız ağır basmaya başladı. Benim en çok “Coca Cola” eyaleti olarak anımsadığım, (Coca Cola’nın dünya merkezinin Atlanta şehrinde olması nedeniyle) Georgia’ya vardığımızda artık güneyli havasına girmiştik. Ancak burada öyle müthiş bir yağmur bizi karşıladı ki, arabayı bir dinlenme tesisine çekip üç saatlik ve yolculuğumuzun en uzun molasını verdik. ABD’nin Güneydoğu ucunda, Türkiye’nin beşte biri büyüklüğünde ve 2170 kilometrelik kıyı şeridine sahip bir yarımada olan Florida’ya “adım attıktan” sonra direksiyona kızım geçti ve yağmuru yavaş yavaş geride bırakarak güneşin peşine düştük. Ve Miami’nin 30 kilometre kadar kuzeyindeki Fort Lauderdale’deki otelimize vardığımızda, 2377 kilometre ile hayatımızın (tek yöndeki) en uzun otomobil yolculuğunu tamamlamıştık. [caption id="attachment_17470" align="aligncenter" width="640"] Yolun ve ABD'nin bittiği yer.[/caption] Bir haftadan az bir sürede bu koca eyaletin her köşesini görmek mümkün olamayacağından, en ünlü şehir Miami ile çevresine odaklandık. Nüfusu 400 bini geçen Miami, ABD’deki hispanik asıllıların ve özellikle Kübalıların en yoğun yaşadığı şehirlerden biri. Bu trend devam ederse  Anglosaksonların ve İngilizcenin azınlığa düşeceğini söylemek abartı sayılmamalı. 2016 yılı itibariyle Miami ve civarında yaşayan Küba asıllıların sayısı 1 milyon 300 bin civarında ve sadece devrimden sonra buraya gelenlerin sayısı 500 bini buluyor. [caption id="attachment_17464" align="aligncenter" width="640"] Miami plajları, Kanada'nın kışından kaçmak için muhteşem bir seçenek.[/caption] Miami, denizle iç içe bir şehir. Yılda yaklaşık 5 milyon yolcuya hizmet veren dünyanın kruvaziyer başkenti. Miami ve Fort Lauderdale civarındaki, on milyonlarca dolarlık teknelerin, bir otomobil gibi kapılara “park edilebildiği” Biscayne Körfezi ve benzeri yerleşimleri birkaç gün boyunca turladıktan sonra insan Miami’nin zenginliğine alışıyor. Miami Adası’ndaki South Beach (Güney Plajı), restoran ve barlarıyla akşam saatlerinde müthiş bir canlılık ve bir insan seli sunuyor. Geniş kumsal ile 1920’li ve 30’lu yılların “art deco” denilen mimari tarzdaki otel, restoran ve barların arasındaki dar ve hareketli cadde ve yakın çevresinde, 800 kadar koruma altına alınmış bina var. “Ocean Drive”denilen bu cadde, akşam saatlerinde “piyasa yapmak” isteyenlerin istilasına uğruyor ve en lüks arabalar akşam altı sularından itibaren bu dar caddeyi  dolduruyor. Burada birkaç saat içinde onlarca Porsche (özellikle Panamera modeli), Aston Martin, Ferrari, Maserati ve Lamborghini görmek çok olağan. Mercedes, BMW, Audi, hatta Corvette gibi markalar ise bu atmosferde sıradan kalıyor. Sandalyelerini kaldırıma atmış onlarca restorandan birinde yemek yerken, burnumun dibine park eden bir Ferrari bile beni şaşırtmaya yetmiyor. [caption id="attachment_17476" align="aligncenter" width="640"] Miami-Ocean Drive'da, her an, size kibrit uzatacak güzel bir satıcıya rastlayabilirsiniz.[/caption] Little Havana (Küçük Havana), adından da anlaşılacağı gibi, özellikle devrimden sonra ABD’ye kaçan Küba asıllıların yerleştiği bir bölge. Biz de kendimizi, bu mahallenin yerlisi gibi hayal ederek pazar günü geç bir öğle yemeği için ünlü La Camaronera’ya gittik. Bu mütevazı deniz ürünleri restoranında, küçük bir masa için kırk dakika kadar bekledikten sonra, değişik lezzetleri tattık. Benim en beğendiğim yemek ise, bizdeki çiğ böreğe benzeyen, içi karides ve çeşitli biberlerle doldurulan, yağda kızartılmış hamur olan “empanada” idi. Küba ve Latin mutfağına ilişkin deneyimlerimizi, dünyanın en iyi Küba restoranı olmak gibi çok büyük bir iddia taşıyan Versailles’da sürdürdük. Tadı damağımda kalan ve limon asidinde “pişmiş” çiğ balık “seviche” bir yana,  buranın gerçekten dünyanın en iyi Küba restoranı olduğundan kuşkuluydum. [caption id="attachment_17473" align="aligncenter" width="640"] Dünyanın en iyi Küba restoranı olarak nitelenen Versailles'de, latin müziğiyle eğlenen gençlerimiz.[/caption] Coconut Grove ve Coral Gables ise, İspanyol ve kolonyel mimarinin ve zenginliğin muhteşem örnekleri evleriyle mutlaka görülmesi gereken yerler. Tabii Miami’deki her günümüze bir plaj programı koyduk ve kendimizi Aralık ayında 18 derece civarındaki okyanusa bıraktık. Florida ziyaretimizin en ilginç bölümü ise, ABD’nin en güney ucundaki mercan zinciri olan Florida Keys adaları ve bu adaların ucundaki Key West kasabası idi. Florida Yarımadası’nın ucundaki bataklıklardan başlayarak Meksika Körfezi’nin ortasına doğru uzanan ve birbirine doğal ya da yapay köprülerle bağlı mercan adalarının en güney ucundaki Key West’e vardığımızda, evden tam 2681 kilometre uzaktaydık. Bu şehrin en önemli mekânlarından biri, Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway’ın 1930’lu yıllarda yaşadığı ve yazdığı müze ev. [caption id="attachment_17475" align="aligncenter" width="640"] Ernest Hemingway'in evi... Key West[/caption] 1928’de karısı Pauline ile birlikte Havana’dan Key West’e geldiği zaman Hewingway’in ilk sorusu, eşinin zengin amcasının düğün hediyesi olarak çifte aldığı Ford marka otomobili idi. Ford firması, arabanın Key West’e yollanmasındaki gecikmeden dolayı özür olarak, çifte şehirdeki Ford bayiinin üst katında geçici bir daire önermiş, onlar da bu teklifi kabul etmişlerdi. Ve usta yazar, sadece üç haftalık bu bekleme süresi içinde, Birinci Dünya Savaşı ile ilgili otobiyografik romanı olan “Silahlara Veda”yı tamamlamıştı. Romancı, öykü yazarı ve gazeteci olarak 20. yüzyılda derin izler bırakan Hemingway, bunalımlarını aşamayarak 1961’de yaşamına son vermiş olsa da, kedilerinin torunları, müze ziyaretçilerine aldırmadan burada keyif sürmeye ve Hemingway’in Key West anılarını yaşatmaya devam ediyorlar. [caption id="attachment_17465" align="aligncenter" width="640"] Küba, Kıta ABD'sinin güney ucuna sadece 144 kilometre uzaklıkta...[/caption] Key West, kıta ABD’sinin en güney ucu ve “Komünist Küba”ya en yakın noktası. Sahildeki işaret taşının yanında durup ufukta, 90 mil uzaklıktaki Fidel Castro’nun ülkesini görmeye çalışırken, yanımdan geçen açık tur otobüsünün rehberi, yolculara şöyle diyordu: “Küba buraya, en yakın Wal-Mart mağazasından daha yakındır.” Şimdi, bu geziden neredeyse dört yıl sonra rehberin o sözlerini tekrar hatırlıyorum. Ve ABD ile Küba arasındaki yakınlaşmayı, Havana’da tekrar açılan ABD büyükelçiliğini, Obama’nın Mart ayındaki tarihi Küba ziyaretini, Havana’daki ilk Sheraton otelini, artık Küba’da Amerikan kredi kartlarının kabul edildiğini, direkt uçuşların ve kruvaziyer seferlerinin başladığını düşünerek, neredeyse 60 yıllık ambargonun da eninde sonunda kalkacağını tahmin ediyorum. Ve Amerikan kapitalizmi, Castro ve Guevera’nın ülkesine Wal-Mart’ın bayrağını diktiği zaman, Key West’teki rehberin böyle bir benzetme yapması da artık bir anlam ifade etmeyecek. [caption id="attachment_17472" align="aligncenter" width="624"] Bu yıl Havana'da açılan Sheraton Oteli, ambargonun kalkması yönünde bir ilk adım, bir sembol olarak kabul edilebilir.[/caption]
NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2653
  • 2Başakşehir FK2653
  • 3Galatasaray2650
  • 4Sivasspor2649
  • 5Beşiktaş2644
  • 6Alanyaspor2643
  • 7Fenerbahçe2640
  • 8Göztepe2637
  • 9Gaziantep FK2632
  • 10Denizlispor2631
  • 11Antalyaspor2630
  • 12Gençlerbirliği2628
  • 13Kasımpaşa2626
  • 14Konyaspor2626
  • 15Yeni Malatyaspor2625
  • 16Çaykur Rizespor2625
  • 17MKE Ankaragücü2623
  • 18Kayserispor2622
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum