Kendine hasret bir biçareydim ve kalbim karardığı zamanlarda yok olmak isterdim. Oysa yatağımın sıcaklığına sığınan bir sinek gibi vızıldardı içsesim.

"Kendimi kaybetmek bu kadar zor olmasa gerek," derdim.

Hokkabazların şapkasında kaybolan tavşanlardan neyim eksikti. Bu dünyaya fazlalık bir biçareydim.

"Alıp başını gidebilenlerden neyim eksik ki," derdim.

Gittim sonunda.

Gide gide bir ağaç kovuğuna ulaştım. Sessiz, kimsesiz ama asla ayazda değil. Ayazlara sığamazdım, yanıp uçuverirdi kanatlarım.

Gittim sonunda... Gecenin ardından ılık bir sabahı müjdeleyen gökyüzüyle çevrili bir düş ülkesine.

Düşlerde kaybolabilmek mümkün sanırdım.

Sırtımı yasladığım ağaç beni koynunda uyutsun isterdim. Oysa hep olmayacak hayaller kuşatırdı uykularımı. Yakılıp yıkılan şehirler gibi kalakalırdım.

Kaybolurum diye sığındığım o düşler ülkesinin hayalet kentlerinde, korkunç bir kâbusa dönüşürdüm kaybolamadıkça.

Düşüne hasret, kendine hasret ve biçare...