Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 20-07-2020 00:15

Zamansız amele

Yıl 1841, 1 Haziran... Arkadaşlarının iknasıyla İskoçya'dan yola çıkıp, 25 Mayıs günü geldiği New York'a ayağını ilk olarak Ellis Adası'na bastığında şair Robert Allan, yaşamak için sadece 6 günü kaldığını bilmiyordu. Geride bıraktığı ailenin fakirliği için herhangi bir çabada bulunacak mıydı belirsiz. O gün, 67 yaşında, o zaman için oldukça yaşlı ve hayatından gayet mutsuzdu. 1 Haziran günü yorgun öldü.

Aynı gün 23 yaşında Alman genç bir adam, "Düzenbaz" adlı şiirini yayımlatmıştı. Yıllar sonra Rus bir yazar tarafından bu genç yazarın, toplumun sorunlarını inceleme bilimi ile şiir yazma güdüsü arasında kalması, akıl karışıklığı olarak yazılacaktı. Çünkü kendisi komünizmin babası Karl Marx'tı ve bir sabah farklı uyandı. İçindeki sanatçı ile düşünür arasında kalmış, yorgun beynini boşaltmak için çareyi yine mürekkepte, ama bu sefer bir şiirde aradı.

Aynı günün sabahı, evliliğinin ilk yılını henüz devirmiş genç bir kadın, evini nasıl çekip çevireceğini merak edeceği sıradan bir güne uyanmıştı. Sıcak yatağında yanında kocası Albert ile Kraliçe Victoria, devlet meselelerine girmeden önce kocasına, onun da sıradan bir kadın olduğunu göstermenin önemini o zamanlar artık anlamıştı. Her iki dünya arasında sıkışmaktan yorgun hisseden Victoria ne var ki o sabah, kocasına yanaşmadı. Sabah kalkıp yüzünü yıkadı. Ve sessizce aynasında kendiyle bir an çırılçıplak kaldı. Yaşadığı en uzun andı.

Dünyanın diğer bir ucunda sabahı çoktan geride bırakmış ruznâmeci Cezmi Efendi, haftalık gazetesi Takvim-i Vakayi'yi okurken gününü, ayını, geleceğini düşünmeye başlamıştı. Ne var ki acımasız belirsizliklerle karşı karşıya geldiği o an, günün ilk ışıklarıyla açılan gözlerinin hayata ne kadar da huzurla baktığını hatırladı. 9 yıl önce Eyüp'te Feshane-i Âmire'nin yapımında maliyet hesabı için görevlendirildiğinde, memleketin halinden çok memnun olmasa da şimdiki kadar karamsar değildi. Kendine de şaşmıyor değil; bir muhasebeci olarak geleceği hesaplamanın onun için ne denli açlık yarattığını bildiğinden ket vuruyordu düşüncelerine, hesaplama şehvetine. Ama birkaç yıl önce kraliçenin yönetiminde makineleşmiş yeni dünyayı avucunun içine almış İngiltere'nin cenderesinde memleketini gördüğünden beri, fabrikada çalışmak ay sonunu değil, devletin sonunu düşündürmeye başlamıştı. İmal edilen feslerden giymek onun için gurur sembolüydü bu yüzden. Bina yapım masraflarını hesaplarken, sonrasında işçilerin ödeneklerinden sorumlu olmaksa bugünlerde pek huzurlu hissettirmiyordu onu. Her geçen gün kısıtlamalara gidiliyor, devletin tüm desteklerine rağmen fabrika istenen güce gelemiyordu. Cezmi Efendi'nin karısı ise tam bu esnada hamamda ter atarken onun attığı soğuk terlerden habersiz, bacılarla kahkahalara boğuluyordu. Geçtiği mübarek cuma günü o, bir kişiyi daha amelinden alıkoymuş, fabrika kapısında salıvermişti. Ruznâmeci Cezmi Efendi 1 Haziran 1841 günü ancak çocuklara yaraşır bir huzurla uyanıp öğle saati o dayanılmaz cendereyle yine yüz yüze kalmış, bir kişinin daha umutsuz gözlerine bakamayacağını anlamıştı. Aynı günün gecesi evine usulca dönerken neler olacağını düşünemeyecek kadar yorgundu artık. O gece, uykusundan uyandı ve gündüz atlı arabaların boy gösterdiği Galata Köprüsü'nden kendini aşağı sallandırdı. O gün orada hesap kesildi. Osman kaybetti. Cezmi Efendi şanslıydı ki ona hayatı zindan eden elin gâvuruyken bir başka gâvur da onu ipinden salıvermişti. Olduğu gibi suya düştü. Cezmi hayatında ilk defa hayatta olmanın her şey ve her koşulun ötesinde, bilinmezliğin içinde bir mum yakmak olduğunu anladı. Ona elindeki şansı gösteren o gâvurla belki de o dönem insanları arasında bireyselleşen ilk Türk oldu. Çünkü o yoksa, millet de yoktu.

1 Haziran 2018 sabahı Mert, alarmını kurmayı unutunca uyanması gereken saatten 2 saat sonra panikle uyandı. Bu onun alışkanlığı değildi. İşe geç kalmanın risklerini düşünmesine gerek kalmadan, kalbi zaten yeterince onu bunun korkusu içine almıştı ve yine fermuarını çekmeden dışarı çıktı. Mert normalde sabahları kalkar kalmaz duşunu alır, kahvesini içer, maillerine bakar ve hızlıca arabasına binip işine giderdi. İşinde gösterdiği şey basitçe maillere cevap vermek, birkaç müşteriyle görüşmek ve gerekli/gereksiz tüm toplantılarda gizli/aleni şakalar yapmak değildi. Onun başarısı tüm bunlara olan uzaklığıydı. Kendinden emin duruşunda akıl almaz bir hinlik yatıyor gibiydi. Gizemliydi. Mert uyanamadığı o sabah kalkıp işe gittiğinde ofiste kimse yoktu. Neler olduğunu anladığında gülmek yerine sandalyesine çöküp oturdu. O gün günlerden pazardı ve Mert yıllardır içinde gizlediği o korkunun bugün nasıl gün yüzüne çıktığını gördüğünde, aslında sakladığı yalanın en çok kendine zarar verdiğini şimdi görebiliyordu. Her şey elinde, geleceği planlı ilerlerken günbegün aldığı iltifatlarla Mert, gözde çalışan iken aslında içinde gözlerden uzakta olmayı, biraz susup oturmayı, yaşayamadığı mutlulukların, kaçırdığı fırsatların yasını yaşamak istiyordu. Ama bunun için en uzun yolu seçmişti. Kendini hedeflerine öyle kaptırmıştı ki, süreçte hayatın sunduğu fırsatlara gözünü çevirmişti. Tam da artık açık kapısı, penceresi kalmadığını düşündüğü esnada boynu bükük, fermuarının açık olduğunu fark etti. Kendi kaosunun içinden derinden bir kahkaha attı. Ertesi sabah kahvesini içerken bu sefer, maillerine bakmak yerine penceresindeki ağaçlardaki kozalaklara daldı. Bir yere koyamadığı rahatlığı ile delirdiğini düşünürken, sürece sadece izleyici kalma kararı aldı. Pazartesi istifa etmeye bile gerek duymadan şirketten öğlen vakti çıkıp ilk defa sadece kendi için bir adım attı. Güzel bir yemek yiyip keyfederken bunu paylaşmak için dostunu çağırdı. Özlemle hayal ettiği o yüz karşısında, içi artık ferahtı. Toparlaması gereken çok şey vardı hayatında. Ama artık hırslarından yorgun, hedeflerinin özünde yatan için, daha esnek olmaya kendini bıraktı. Biraz o biraz hayat, adım adım yaşamanın tadına, yaşarken varmak adına, derin bir nefes aldı. Ve anlatmaya başladı. Hafta sonu yazdığı yazılarıyla üstüne çalışmaya başladığı kitabı durmaksızın anlattı. Sonra şirkete döndü. Kitabın adı “Açık Fermuar”dı.

***

177 yıl önce ya da sonra bunlardan farklı olmayacak hikâye. Sen ve ben bugün... sabah uyandığımızda yine bir anlamla yaşamak üzere kalkacağız. Emelimizi ararken amelelikte kaybolacağız. Çünkü sen, ben ve şuradaki, "Hayat anlamsız," denildikçe ondan anlam çıkarmaya inat, "Hayat anlamlı," diyenlere de, "Neresi? Neymiş?” diye ayağa kalkacağız. Ama bu işin güzel tarafı, sonunda her türlü yorulacağız. O zaman başlayacak neşe, coşku, kahkaha. Çünkü sonrasının belirsiz olduğunu, belirsizliğin endişe kadar umut da demek olduğunu hatırlayacağız. Sonraki her adım kaygıdan korkudan, umuda heyecana evrilecek. İyi kötü, acı tatlı...

Ortalama insanın en büyük amacı mutlu olmaktır. Mutluluk için yaratılan her türlü şey (ki 'eşya' kelimesinin çoğuludur 'şey') ya da koşul ile betimleme yaparsın. Sağlıklıdır bu. Hayattan beklentilerinin olması, onlara hâlâ ulaşabilmeye inancının belirtisidir. Ne yazık ki bir türlü gerçekleşmemiştir. Kontrol mekanizması yürürlülüğe girmiştir ve ulaşmak için yapılan planlara harfi harfine uyulmalıdır. Ne yazık ki hayat izin vermez. Karşına engel çıktıkça daha yükseğe zıplamak istersin. Zıplar, geçersin. Daha yükseği gelir onu da aşarsın. Sonra bir gün, bir an, bir olay ya başından geçer, ya da sevdiğinin başından geçip sana çarpar. Sarsılırsın. Hem de artık tahammülünün kalmadığı o yaşlara geldiysen, bu sefer sayısını unutmuş olarak yine sarsılırsın. Pes ettin, edeceksin. Son kez dayanmaya kalkarsın. İyi yaparsın.

İnsan böylece anlam aradığı yaşamında, geçmişten gelen bildikleriyle farklı bir gelecek kurmaya çalışır. Geçmişi nasıl algıladıysa zihniyle, aynı bakışla farklı bir sonuç beklerken bizler ona "Deli" yerine "Gayretli" deriz. Ve o gelecek gelmez. Nokta. Şeyler ve koşullar yerine otursa bile, bunlar hayal edilirken içine girilen his hâlâ özlemle saklı kalır. Her şey yerine gelse bile içinde hep bir tutam acı kalır. Çünkü... Çünkü insan kendini bilmez. Öğrenmeye gelmiştir. Öğrenci olarak bilmemek, bu okulun ön koşulu ve hayatın dinamiği iken, "Ben biliyorum," ile geçer zaman. Elindekine itiraz ile sıradışı olmanın peşindesindir. Başkalarına göre olmasa bile kendine göre sıradışı ol be! Sabah bir farklı uyan. İşe giderken sevgiline gider gibi git. Sevgilinle mesela en yakın dostun gibi ol. Ne dersen, ne yaparsan yap, seni öyle sevecek birin; ne yaparsan yap, satacak işin olsun. Ama öyle işlemez hayat. Karmakarışık bir sistemde adına kaos diyerek mükemmel bir şekilde işler yaşam. Sen kendini öyle görmeden öyle şekillenmez gelecek. Umut yok, bilinmezliğin sürprizlerine yer yok, o ufak mucizelere bırakmaya risk yok hayatında. Bunlar olmadıkça en özenilesi işi de yapsan, en güzel kadının kalbini de kazansan, o güzel adamın ruhunu bile okusan içi boşalır. İcraat yok çünkü ortada. İşte bu emeldir insana. İnsanın zamansızlığında emeli, buna amele olmak aslında. Görünen her şeyin maskesinin arkasında, görünmeye doğru yürüyebilmek korkutucudur. Korkuyu geri çekilesi, etrafından dolanası ya da alt edilesi görenler ile ona heyecan olarak bakanlar, titreyerek de olsa kalbini açanlar, korkunun gözlerinin içine dimdik bakabilenler olarak ayrılır insanın coşkusuzu ile coşkulusu. Yoksa o iş bu iş, evlenmek evlenmemek, yerleşik ya da göçebe hayat ile ölçülmez değer. Çünkü şu dünyadan en sessiz şekilde ayrılanlardır hep bizim kahramanlarımız; en yakınlarımız, canlarımız.

Yani şunu demek istiyorum sevgili O. Hayatının amacını bulup ondan vazgeçebilecek kadar hayatın özünü yakalayamadıysan, o amaç seni ölesiye yorar. Ve bir gün yorgunluktan ne bildiğini unuttuğunda, kendini artık tanıyamaz olursun. Bu işte insanın kendine ilk defa döndüğü, hayatının değil; hayatın amacına doğru yürümeye başladığı, içedönük yolculuğun ilk adımıdır. Yorgunluktan ölmekle başlar.

İşte buna gelene kadar sevgili zamansız amele, mutlu olmak için ne yapmaktan bahsetmeyelim. Çünkü daha yorulmak için yapmak gereken tonlarca iş var.

Şimdi... o yorgunlukla ne yapacağını bilmeyenler... 177 yıl önce kraliyetten ayaktakımına kadar her türlü insanın geldiği o yorgunluğun özgürleştirici tarafına bak. Bundan sonraki her adım sonsuz olasılıklarla dolu. Bu yazıdan sonra istifa edebilir, patronuna uzun zamandır demediğini diyebilir, sakladığın işleri ortaya çıkarabilir, her şeyi bırakıp eve gittiğinde sevişebilir ya da gecenin tadını çıkarıp içinden geliyorsa yapabilirsin. Çünkü sonuçta seneler önce, Karl Marx şiirlerini yazdıktan sonra, seçtiği hayatıyla ne yapacağına karar verdiğinde ortaya komünizmi attı ve bu düzenin kapitalizmin doruğundan sonra ortaya çıkacağının sürprizini de yaptı. Anlaşılan daha çok var. Şimdi tüketim dünyasının tadını çıkarmanın tek yolu, onun oyunlarını kendine yapıştırdığın kimlikler gibi fark etmek. Belki batarsın, belki çıkar. Ama yaşamanın heyecanı da biraz gizem biraz macerada. Aradığın şey şartlarda, koşullarda, eşyada değil, bilinmezlikle ne yaptığında. Hiçbir şey aslında bilinir değil sonuçta.

Çünkü Shakespeare de bundan 400 yıl kadar önce, tüm dünyayı bir sahne, hepimizi de birer oyuncu olarak yazmıştı. Ve oyunun amacı bilinmek değil; her zaman sadece izlenmek oldu.

Şimdi ben de iki dost; A. ve E. ile Haliç'in kıyısında elimizde kadehlerle dikilmiş, bir zamanlar kendisini sallandırmış hayali Cezmi Bey'in sudan çıkıp bize Bay Gâvur ile katılmasını bekliyoruz. Rasgele olmasa da, anlamsız kararının karşısında hayatta her gün kutlanacak bir açılış var diyorum. O bir fermuar da olsa...

Tüm bunları da alıp Karaköy'e doğru yürüyoruz. Anlamlı olmasa da her gün, var bu hikâyenin bir izleyeni. Bazen ben, bazen sen, bazen O.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor616
  • 2Fenerbahçe614
  • 3Galatasaray610
  • 4Fatih Karagümrük68
  • 5Kasımpaşa68
  • 6Antalyaspor68
  • 7Yeni Malatyaspor68
  • 8Göztepe67
  • 9BB Erzurumspor57
  • 10Sivasspor47
  • 11Başakşehir FK67
  • 12Gaziantep FK67
  • 13Hatayspor47
  • 14Konyaspor56
  • 15Kayserispor56
  • 16Çaykur Rizespor55
  • 17Trabzonspor65
  • 18Denizlispor55
  • 19Beşiktaş44
  • 20Gençlerbirliği54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum