DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Cezmi Ersöz
Cezmi Ersöz
Giriş Tarihi : 09-02-2021 00:22

Yok karşılığı yüzünün

Yüzünü taşıyorum içimde günlerdir, herkesin ilk aşkına benzeyen yüzünü...

Yüzün sayesinde aşkı tanıdım, yüzün sayesinde kimsesiz kaldım. Yüzünü düşündükçe bu şehir bir şarkının arkasında yaşıyordu kendi macerasını. Yüzünü düşündükçe, bu şehirdeki insanlar öyle masum, öyle iyi kalpliydi ki, en kötüleri bile acıma duygusu uyandırıyordu bende. Yüzünü düşündükçe kaybolmak istiyordum doğduğum bu şehrin sokaklarında... Yüzünü düşünürken nasıl bakıyordum ki dünyaya; herkese Silahlı Kuvvetler rozeti takıyorlar, bir tek beni geçiyorlardı... Yüzünü içimde taşırken ilkokul arkadaşlarıma rastlıyordum yollarda...

Bir gün biriyle karşılaştım; beni eski, ahşap, yıkıldı yıkılacak evine götürdü... Öyle özlemişim ki, sarıldım durdum bütün gece. Bütün özlemlere, bütün kavuşmalara yüzün katılıyordu; gözü pek bir sevdalı oluyordum yüzünü hayal ettikçe... Arkadaşım yıllardır işsiz, karısı çekip gideli bir o kadar oluyor. Üç çocuğu var. Büyük oğlu evin hemen altındaki lunaparkta kalecilik yapıyor, ortanca oğlu evden kaçmış çoktandır, bir tek küçük kızı okuyor.

Arkadaşım biliyor cebinde para olmadığını, ama bunu belli etmemek için, ceplerini yokluyor telaşla. Ama içki gerek bize, çocuklara yiyecek bir şeyler. "Bende var, alırım," diyorum, ters ters bakıyor bana. "Kırk yılda bir rastladım sana," diyor, "olur mu hiç." Evin içinde gizli kahkahalar atarak dolaşan sincabını alıyor kucağına: gidiyoruz. Hemen satın alıyor birisi sincabı. Sincap hiç yadırgamıyor yeni sahibini, sarılıyor ona gizli kahkahalarına atmaya devam ederek...

"İnsanlar çok yalnız, gece sarılacak birini arıyorlar, sincaplar sıcacık sarılır insanlara," diyor arkadaşım...

Bir bakkala giriyoruz, arkadaşım sattığı sincabın parasıyla içki, biraz yiyecek bir şeyler ve okumaya devam eden kızına çikolata alıyor, en büyüğünden...

Balkon yok evinde, pencereleri hep uçuruma açılıyor. Bir uçurumun kenarına soframızı kuruyoruz. Aşağıda rengârenk lunapark... "Bak, benim çocuk yine gol yedi," diye gösteriyor eliyle. "Bugünlerde formsuz, âşık mıdır nedir?" O kadar ışığın, kalabalığın arasında göremiyorum kaleci çocuğunu...

Kaçan çocuğundan hiç bahsetmiyor. Kızının kaldığı odanın kapısını gururla gösteriyor: "Çalışıyor odasında. Dersini bitirmeden çıkmaz. O bambaşka. Bir prenses kanı var onda." Biraz sonra elinde çikolata, yavaşça odasının kapısını çalıyor arkadaşım, kulağına yalvarır gibi bir şeyler fısıldıyor. Kızı yan gözle beni süzüyor, 'Peki napalım,' der gibi başını sallıyor, sonra da kapısını kapatıyor. Yanıma geliyor, ama aklı kızında, ben de bunca yoksullukta kızına olan bu hayran halini düşünüyorum. Bu suskunluk birbirimize olan sevgimizi artırıyor. Sessizliği o bozuyor: "Yazılarını okuyorum, her hafta bir yere gidiyorsun. Neler konuşuyorsun bu kadar çok?"

"Yabancılaşma, yalnızlık, kimlik bunalımı gibi şeyler," diyorum.

"Benim yabancılaşmam da bu ev," diyor, "Yıkmak istiyorlar; kızı okutmam gerek; ama iş bulamıyorum, kimlik bunalımım da bu; yalnızlıksa gol yiyen çocuğumu seyrettiğim bu evin penceresi," diyor... Sonra birden yüzüme büyük bir dikkatle bakıyor; yüzü bir anda aydınlanıyor, tekrar sönüyor yüzündeki ışık. "Sen ne arıyorsun?" diye soruyor.

"Bir yüzü arıyorum," diyorum. "Yeniden eski halime döndüm. İlkokul çağıma... Sana yolda rastlamam çok anlamlıydı bence." Bu sırada kızı yanımıza, uçurumun kenarına kadar geliyor; saçları iki yandan örgülü; ona duyduğumuz sevgiden hiç etkilenmiyor sanki; mesafeli, içkiye düşman besbelli, yoksulluğa da; gözlerini pek açmadan Lafontaine'den bir şiir okuyor ezberden, Fransızca. Yırtık çoraplarını saklıyor ve şiirini bitirdikten sonra eteklerini iki yanından tutup reveransla selamlıyor bizi. Hiç konuşmadan çekip gidiyor odasına sonra. Kapısının kapanışını nefesimizi tutarak izliyoruz. "Demedim mi," diyor arkadaşım, "Onda prenses kanı var." "Haklıymışsın," diyorum, "prenses kanı var."

'Prenses' belli ki, hiçbir zaman bir prens olamayacak babasını pek umursamıyor, babasının hiçbir arkadaşını da...

"Şu kaleci oğlun gelmeyecek mi?" diye soruyorum. "Çok gol yediği zaman gelmez, kalenin arkasında bir kulübesi var, orada uyur," diyor, parmağıyla ışıklar içinde bir yeri gösteriyor, yine göremiyorum...

Tuvalete saklıyorum gözyaşlarımı. Bir ara başımı kaldırıyorum. Yıldızları görüyorum. Bu şehirde yağmur yağdığında ıslanan bütün tuvaletleri, bütün odaları düşünüyorum. Yüzünü düşünüyorum sonra, bu yoksulluğa bir şarkının arkasından bakan yüzünü... Bu yoksulluğa katlanma gücünü veren yüzünü...

Lunapark söndürüyor ışıklarını. Gizli ışıklar yarım kalpler çiziyor şimdi gece ağaçlarına.

"Yarın erkenden bir iş görüşmesine gideceğim, ama pek umudum yok. Neden iş bulamıyorum ben, yüzüme bakan neden bir garip oluyor, ne var yüzümde, iyice bir baksana," diyor... Arkadaşımın yüzüne baktığımda içim titriyor; çünkü, onun yüzünde senin yüzünü görüyorum. Bu dünyaya ait olmayan yüzünü. Kimsesizlerin yüzünü...

"Senin de yüzün benimkine benziyor, biliyor musun, hepimizi yok edecekler, bizim yüzümüz onları korkutuyor, bizim gibilerin kökünü kurutacaklar," diye endişeyle söyleniyor...

"Savaşırız," diyorum, bu sözün ağzımdan nasıl çıktığına şaşarak. Yüzü umutla aydınlanıyor o an. "Savaşırız değil mi?" diyor ve boynuma sarılıyor heyecanla: "Bunu diyeceğini biliyordum... Biliyor musun, ben bu yüzüm yüzünden öylesine yoksul kaldım, öylesine itildim ki; yüzlerimiz için, yüzlerimizi bu insanlara kanıtlamak için savaşırız değil mi, bir daha söyle ne olur," diyor... "Savaşırız," diyorum bir kez daha. Sonra uyuyoruz.

Arkadaşım bir ara uykusunda: "Çocukların harçlıklarını verdin mi?" diye bağırıyor, evi çoktan terk etmiş karısına: "Çocukların harçlıklarını verdin mi?" Sonra yeniden bir başka eski rüyasına dalıyor.

Dün akşam sattığımız sincabın gürültüsüyle uyanıyorum. Kimbilir bu kaçıncı dönüşü eve. İlkokul arkadaşım ve prenses kanı taşıyan kızından eser yok. Yüzümü yıkamak için tuvalete gidiyorum. Tuvalette başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Yüzünle selamlaşıyorum... Tam kapıdan çıkarken, sincap ayaklarıma kapanıp elindeki çerçeveli bir fotoğrafı gösteriyor bana. Sensin bu. Yanında lacivert takım elbiseli ilkokul arkadaşım. Yine öyle sevdalı, yine öyle imkânsız, yine öyle dünya dışı bakıyorsun. İşte bu sırada kapı çalınıyor. Açıyorum. Kravatlı, bond çantalı adamlar görüyorum karşımda, yanında iki polis... "Evi ne zaman boşaltacaksınız?" diye soruyor kravatlı adamlardan biri. Hiç düşünmeden, "Ne zaman istersek, o zaman," diyorum. Bir başkası: "O zaman zorla yıkarız," diyor. "Savaşırız," diyorum, polislerin gözlerinin içine bakarak. Sonra üstlerine doğru yürüyorum. Bir iki adım geri çekiliyorlar... Silahlarına davranıyor polisler. İşte o anda yüzünü hatırlamak istiyorum. Yüzünü görmek. Ama ne kadar çabalasam da göremiyorum yüzünü... Kimbilir kaç yıldır bastırdığım bir öfkeyle, zincirlerimden boşanırcasına polislerin üzerine yürürken yüzümün yazgısını bedenime saplanan kurşunlardan önce görürken, senin yüzün belirmiyor hayalimde...

Anlıyorum ki meğer aşklar bile yaşanan hayatlara kurguluymuş. En dayanıklı sanılan aşk yüzleri bile yoksul bir ilkokul arkadaşının evini savunurken alıp başını gidiyormuş... Meğer her zaman, her yerde, her durumda yokmuş yüzünün karşılığı...

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Spor Toto Süper LigOP
  • 1Adana Demirspor00
  • 2Aytemiz Alanyaspor00
  • 3Altay00
  • 4Fraport-TAV Antalyaspor00
  • 5Medipol Başakşehir00
  • 6Beşiktaş00
  • 7Çaykur Rizespor00
  • 8Fatih Karagümrük00
  • 9Fenerbahçe00
  • 10Galatasaray00
  • 11Gaziantep Futbol Kulübü00
  • 12Giresunspor00
  • 13Göztepe00
  • 14Atakaş Hatayspor00
  • 15Kasımpaşa00
  • 16Yukatel Kayserispor00
  • 17İttifak Holding Konyaspor00
  • 18Demir Grup Sivasspor00
  • 19Trabzonspor00
  • 20Helenex Yeni Malatyaspor00
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Süper Lig'de hangi takım şampiyon olur?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum