Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 31-08-2020 02:17

Ölçülülük ya da dengesizlik

9 koronavirüs dersi

6- Ölçülülük

"Dengeye en yakın yer dengesizliktir."

Diğer dersler:

1. Sorumluluk

2. Duyarlılık

3. İfade

4. Sabır & Sebat

5. Çalışkanlık

Ve şimdi:

6. Ölçülülük...

Bu aralar düşünüyorum da, kimler okuyor bu yazıları acaba? Çok mu ağır? Ya da boş mu geldi birilerine? Peki ölçüsü nerede?

Son modadan bahsetmiyorum. Paranızı neye yatırmanız gerektiğine dair ipuçları da vermiyorum. Politik demeçleri de deşifre etmeye çalışmıyorum. Ama aslında hepsini yapıyorum.

Kimler okuyor, merak ediyorum, çünkü burada aslında ucundan yakalasa herkesin hayatını baştan aşağı dönüştürecek sırlarla ilgili ipuçları veriyorum.

Yazıyorum çünkü kendim de dahil herkesi huzura, sağlığa, coşku ve özgürlüğe çağırıyorum. En önemlisi de paylaşmaya... Bildiğimiz değil belki ama görünenin ötesinden gelen olana da hâkim olabilen ince bilgilere loş bir ışık tutuyorum. Biraz ruhsal, aslında biraz romantik takılıyorum. Çünkü cazip kılmaya çalışıyorum. Gerçekler, her ilişkide bal ayları bittiğinde olduğu gibi biraz tatsız biraz acı ama hatırla diye söylüyorum; eğer istersek acıya da alışıp sever oluyoruz. Hatta eski tadı artık tercih bile etmiyoruz. Bu ince bilgileri talep eden herkesle paylaşıyorum. Etmeyene susuyorum.

Yıllardır bu tür paylaşımlar yaptığım çeşitli insanlar oldu. Tanıdık-tanımadık, yakın-uzak demeden masalarda sohbetlere dahil oldum. Ben samimiyetin baştan beri olduğuna, sadece zamanla açığa çıktığına inanırım. Isınmak için beklemem. Karşımdakine ve kendime bu zamanın tadını çıkarmamız için saygı duyarım sadece. Bir çeşit flört eder gibi. Her seferinde de o samimiyet ortaya çıkar ve iki yabancı yabancılıklarının sahteliğinde bir an yakınlaşır, bir an o dert edilen her şey anlamını kaybeder. Yine hayat o anlamı buldurur tabii o ayrı. Daha az buldurur ama. İşte yıllardır olan bu sohbetlerimden ve derslerimden aldığım bilgi şu oldu: Herkesin derdi kendine hasken, çekirdekte aynıydı. Özde senden benden yana bir fark yok aslında. Ben ruhsal gelirim, sen yüzeysel belki. Belki ben uçuyorumdur, senin ayakların köklenmiştir. Sen ve ben hayatı hangi tarzda yaşıyorsak yaşayalım, amaçlarımız ve yöntemlerimiz ne kadar farklı olursa olsun aslında hepsinin ortak bir noktası var. Sen ve ben birlikte dengeleniyoruz. Birbirimize karışıp ölçülü şekilde bölünüyoruz. Ölçülü, çünkü bölmeyi, çarpmayı, yani paylaşmayı hayatın akışına bırakabiliyoruz. Ölçüsünü bilmiyoruz. Kantarcıya güvenmeyi seçiyoruz, seçmek durumunda kalıyoruz. Ben uçuyorum, sen ayağımdan tutup yere indiriyorsun, böylece ben güneşte yanmıyorum, sen yere yapışmıyorsun. Hayat böyle işte. Hepsi denge... Hayatın dilini bilip okuyabilene...

Yine de bu sohbetler her zaman çok mutlu etmedi herkesi. Kimi baştan kaçtı, kimi hoşlanır gibi yaptı, sonra bir daha uzun bir süre aramadı. Duydukları hoşlarına gitmemişti ama gerçekti, inkâr da edemedi. Nezaketle sessizce varlığını buharlaştırıp bazıları gitti. Dengeleri şaştı tabii, benimkiyle birlikte. Aradan geçen zamanda birçoğu o gün duyduklarının değerini bilip teşekkür için geri geldi. "Duymaya hazır değildim," demedi ama hiçbiri. "Hazır olduğum şey, beklediğim şey değildi," dedi. Kaldığımız yerden devam ettik.

Şimdi burada da merak eden olursa, ona mesajlar var. Bu mesajlar, aldıkça verdiren türden. Eski bilgileri iptal eden bilgiler, derdi devaya dönüştürecek diye iş çıkaran bilgiler... Yine de işini yaptın mı temcit pilavı gibi pişe pişe karşına derdi çıkartmayan türden işler... Daha incelikli olanları merak eden ulaşıyor zaten. İster sosyal medyada buluyor bilgiyi ya da beni, isterse eğitim alıyor bir yerden ya da benden, isterse bir şekilde sohbete katılıyor gerçek bir bilmeyenle ya da benimle. Bir kez görüyor hayatında o kişiyi ya da beni, ama o gün onun dönüm noktası oluyor. İnsana deprem etkisi oluyor benim gibileri. Değdiğimizi hafiften sallayan bir şeyler oluyor. Ya bir olay ya bir sohbette bir bilgi, belki de bir ayıbımız sebep oluyor buna. Sıradan olmuyor birçok şey. Görünürde o kadar da sıradan ki... Kaos getiriyoruz düzene ya da düzen geliyor kaos hallere. Bir nevi Korona...

Biraz kendimi görüyorum Korona ile dünyada olanlarda. Normal bitiyor, anormal başlıyor. "Normalleşme" deniyor ama hiçbir şey bildiğin normal değil artık. Alnının ortasına silah dayar gibi ateş ölçüyorlar, sinirleniyorum, ateşim çıkıyor. Alnımın ortası, epifiz bezinin noktası... Beynin sol ve sağ lobunun ahenkle işlemesini destekleyen bir bez epifiz bezi. Görevi tüm bedene yayılan hormon kokteylinin tarifini vermek. Yani canım, algını ve böylece hislerini, dolayısıyla düşüncelerini ve sonuç olarak da hayat hikâyenin ses tonunu belirleyen bir bez kendisi.

"Gama ışını ile epifiz bezine zarar veriyorlar," diyor bir bilgi. Acayip işliyor ya hani bizimkisi. Olsun ama hissi pis. Neyse, içinde bir saçmalık var o belli. Bileğimi uzatıyorum, "Öyle çalışmıyor," diyor görevli. Daha da sinir bozucu olan nasıl çalıştığını bilmesi, iddia etmesi. Nasıl çalıştığını ya da gama ışını ile neremi sarstığını boş veriyorum. Sadece basit bir bilgi biliyorum: Alnıma elini bile silah yapıp işaret etsen, belki pek fark etmem ama bedenim gerilir, savunmaya girerim. Nereden mi bilebilirim? Deneyin de görün bakalım ne kadar öyle durabileceksiniz? İçiniz şişecek.

Bu silah gibi alnımdan ateş ölçümüyle genellikle ne oluyor? Sinirleniyorum, geriliyorum, korkuya geçiyorum, çevremde olup bitende en ince detayına kadar tehdit araştırıyorum. E araştırınca da buluyorum. Stres artıyor, moralim bozuluyor, kararlarım etkileniyor. İnancımı yitiriyorum, çünkü inançta değil, bilme ihtiyacındayım artık. Bilmeyi arzuladıkça bilemediklerimle yüzleşiyorum. Lanet olsun(!) belirsizlikten nefret ediyorum! Bak, oldu mu şimdi? Tükendim ya, daha çok tüketmek istiyorum. Alışveriş yapıyorum.

Ya da olan bitene hâkim olup fark ettiklerimden ders alıp bileğimi uzatıyorum. Kaza eseri alnımdan vurulduysam Game Over, baştan başlıyorum. N'apayım? Gülüyorum.

Basit bir ateş-ölçerin beni getirdiği dengesizlik, farkında olmadan gerçekleşti. Tek başına bu beni bu hale sokamaz ama yeterince şiştiysem tek bir hamlede ateşimi alnımdan ölçmeye kalkan görevliyle bayağı kavga edebilirim. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, stres yapabileceğimiz bu hayatta çok fazla şey var. Başta belirsizlik ve onu belirlemenin bizim için ne kadar zorunlu ve zor hale getirilmiş olması...

Ve anlıyorum ki tüm bu belirsizlikle bir günün diğerinden farklı olduğu bu zamanlarda denge, dengesizliğin kendisinde. Bırak. Dengesizliğini dinle. Huzur ve neşe, her ikisinin birleştiği o ince çizgide. Denge, yani düzen ve dengesizlik, yani kaosun birlikteliğinde...

Kaos ile düzeni birlikte çalışan bir disiplin olan yogada denge dersleri verirken eğer sınıfta pozlarda zorlanan biri olursa dediğim şeyi hatırlıyorum: "Dengeye en yakın yer dengesizliktir. Bakın ayağınıza. Tek ayak üstündeyken yerdeki ayak devamlı çalışır." Sürekli o kemikler hareket eder, kaslar ve tendonlar bir piyanonun tellerinde "Flight of the Bumblebee"* çalıyor gibi hareket eder. Bilgiyi ve linki de aşağı bıraktım, bakarsın bir mola eşliğinde. Parmaklar sürekli baskıyı dengeli şekilde yaymaya çalışır. Sen yapmıyorsun bunu, bedenin kendiliğinden yapıyor ve sürekli bir dengesizlikle şu anki dengesizliğini nötrlüyor ve sen dengede kalıyorsun. İşte o yüzden dengeye en yakın yer dengesizliktir.

Korona, Korona... Terazide bir dengesizlik dönemi...

Yeni bir dönem getirirken eskisi yıkılıyor tabii. Yıkım da deprem gibi insan eli, temeline uygun olmayan her eseri yıkarken yerine dağlar getirir. İlhamın en yüksek olduğu dağ tepelerinden inen her bilge, dünyaya da yeni bir denge getirdi. Sarsılmaz şeyler her zaman birer sarsıntı sonrasında çıkageldi.

Ağır mı geldi?

Yoksa isterseniz modadan, paradan ve politikadan da bahsedebilirim.

Çünkü dengeye gelmiş bir beyinle nasıl ki görünenin ötesini gören o göz açılırsa –adı sezgi– aynı şekilde her şeyde onun arka planındaki gizemleri de açabilirim. İşlemcim yavaş sadece ama sonuç belli. Biraz sol biraz sağ, ortası karşında. Moda, para, politika ya da her neyse hepsi birer dil sadece. Mesele biraz da söylenmeyenleri dinleyebilmekte.

Ama önce dersimize iyi çalışalım ki sindirebilelim. E malum 9'uncu, son ve en önemli –hatta tek aslında– ders "paylaşmak". O da ancak bölünür ve teker teker sindirilip toplanırsa gerçekten anlaşılabilir.

Daha 7 ve 8'inci dersler var: Maneviyat ve otorite. Onca zaman sonra Korona dönemini bulan Ayasofya konusu da bu iki dersin örneği. Geçtik mi yoksa bütünlemeye mi kaldık, o da zamanın işi.

Şimdilik biz dengesizliğin içinde dengesini bir şekilde bulan, bizi izole ederken normalden fazla kendimizle bırakan Korona ile hayata bakıp şunu diyebilelim:

"Her kış yazı, her yaz da kışı arayan bizlerin heyecanının raf ömrü mevsimlerin ilk çeyreği kadar. O zaman bu bir gün bitecek dengesiz zamanların tadını çıkaralım. Ne de olsa sonra yine düzen geliyor. Anormal bir düzen..."

* Flight of the Bumblebee, "Bumblebee'nin Uçuşu", Nikolai Rimsky-Korsakov'un 1899-1900 yıllarında bestelediği Çar Saltan'ın Masalı operası için yazdığı bir orkestra kesintisidir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor616
  • 2Fenerbahçe614
  • 3Galatasaray610
  • 4Fatih Karagümrük68
  • 5Kasımpaşa68
  • 6Antalyaspor68
  • 7Yeni Malatyaspor68
  • 8Göztepe67
  • 9BB Erzurumspor57
  • 10Sivasspor47
  • 11Başakşehir FK67
  • 12Gaziantep FK67
  • 13Hatayspor47
  • 14Konyaspor56
  • 15Kayserispor56
  • 16Çaykur Rizespor55
  • 17Trabzonspor65
  • 18Denizlispor55
  • 19Beşiktaş44
  • 20Gençlerbirliği54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum