DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Mehmet Ferah
Mehmet Ferah
Giriş Tarihi : 04-07-2021 19:49
Güncelleme : 04-07-2021 23:37

Meczup

Aynanın karşısına geçip yeni terlemiş bıyıklarımın altındaki sivilceye baktım dakikalarca. Dudağımın sol üst kenarında âdeta 'Belgin Doruk’un beni' gibi duran, ucunda beyaz bir tomurcuk oluşmuş o şişkinliği bir an önce defetmem gerekiyordu; bir saat sonra hayatımın ilk randevusuna çıkacaktım çünkü.

Ayfer, uzun uğraşlar sonunda çıkma teklifimi kabul eden ilk kızdı. Ergenliğe yeni girmiş, on üç-on dört yaşlarındaydım, kavak yelleri esiyordu başımda. Âşık değildim, ondan hoşlandığımdan bile emin değildim. O sadece oltama takılmış bir kaya balığı gibi, benimle bir gün geçirmeyi kabul eden tek kişiydi.

Onun da benden pek hoşlandığını söyleyemem aslında, çaresizlikten bulmuştuk birbirimizi. Alain Delon gibi çocuklar çoktan kapışılmış, geriye sadece benim gibi pazar artıkları kaldığı için, biraz da zaruretten bir günlük deneme sürecine layık görmüştü beni.

Hay Allah, şu sivilce yok mu? Aslında daha birçokları vardı suratımda ama en rahatsız edicisi buydu işte. Önce, "Patlatsam mı acaba," dedim kendi kendime, sonra hemen vazgeçtim. Hem birini patlatınca, intikam almaya gelen aşiret üyeleri gibi çoğalmaya başladıkları tecrübeyle sabitti.

Aynanın yeterince iyi göstermediğini düşünüp tuvalet kâğıdıyla yüzeyini bir güzel sildim. Sonuç değişmeyince de türlü şekillere girerek en güzel duruşumun hangisi olduğunu bulmaya çalıştım. Ayhan Işık bakışında karar kıldım en son. Ama bıyıklarım henüz yeterince sık olmadığı için tam olarak onu andırabilmiş değildim. Olsun be, yine de fena sayılmazdı, hem nihayetinde Ayfer de bir Belgin Doruk değildi ki.

Krem sürsem geçer miydi acaba? Ya da boş ver, aynısından Ayfer'in de var nasıl olsa, hem de alnının tam ortasında. Bulamayınca, kim denk gelirse fark etmiyor işte. Ama Meltem olsaydı, öyle bir tutardım ki elini mengene gibi, benim diyen pehlivan ayıramazdı valla. Ne yazık ki Haydar'ın eli kavrıyordu şimdi onun yumuşacık elini. Hem sadece elini mi; düşündükçe kuduruyorum, sıkıyorum dişlerimi, çirkinleşiyorum bir de.

Salondaki duvar saatine son bakışım üzerinden sadece beş dakika geçmiş; zaman ne kadar da yavaş ilerliyor bugün. Masanın üzerindeki saate ilişiyor sonra gözüm: Eyvah ki ne eyvah, iki saatten biri doğruyu göstermiyor, ama hangisi? Arka odadaki masanın üzerinde üst üste dizilmiş kitap yığınının arasından gelen mırıldanmalarına kulak kabartarak bulabildiğim abime saati sorduğumda önce gözlüklerini çıkarıp arkasına iyice yaslandı, sonra sağ elinin başparmağı ve işaretparmağını kaşlarıyla burnunun birleştiği yere bastırarak esnedi:

"Doğrusunu istersen zaman kavramının pek de önemi yok Nihat," dedi, "Aslolan onu nasıl değerlendirdiğin."

Üniversite sınavlarına âdeta bir yarış atı gibi hazırlanıyor oluşu onun ruhsal durumunda birtakım değişikliklere yol açmıştı. Geceleri uykusunda at gibi kişniyor, burnundan hızla nefes alıp verirken birden yerinden doğrularak zıplayıp duruyordu.

Portmantodan ceketimi alıp hızla çıktım, bir solukta indim evin merdivenlerini. Biraz erken gidip beklemek, ilk randevuya geç kalmaktan iyiydi ne de olsa. Pastanenin yakınındaki çınar ağacına yaslanıp bir süre bekledim. Arada bir de pastanenin camına yaklaşıp duvardaki asılı saate bakıyor ve yavaş ilerleyen zamana küfredip duruyordum.

Aradan ne kadar zaman geçti, bilmiyorum. Sokaktan gelip geçeni saymaya başladığımı, saydığım kişileri önce cinsiyetine, sonra da yaş gruplarına göre ayırıp sınıflandırdığımı ve çeşitli istatistikler oluşturduğumu hatırlıyorum. Pastanedeki saate bakmaktan da vazgeçmiştim hem.

Gelmemişti aşüfte! Belki de hiç gelmeyecekti.

Son bir kez daha pastanenin saatine bakmayı ve ondan sonra eve dönmeyi düşündüm. Dudaklarımı kemiriyor, hırsımdan yumruklarımı sıkıyordum; bir yandan da Ayfer'i gördüğüm yerde ona söyleyeceklerimi kuruyordum kafamda. Tam pencereye yanaştığım sırada, Ayfer'in sesi çınlamaya başladı birden; ne söylediği anlaşılmıyordu. Kısa bir süre sonra sesin dışarıdan değil, içeriden geldiğini ayrımsadım. Benden yaşça büyük bir delikanlıyla oturmuş, hararetli hararetli konuşuyordu. Mevzu neydi, çocuk kimdi, neyin nesiydi? Bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyordu. Daha çıkmaya başlamadan aldatılmak çok koymuştu.

Öyle bir hışımla daldım ki içeri, Ayhan Işık da kimmiş, böyle bir girişi daha önce hiç kimse görmemiştir. Pastanede oturan onlarca göz üzerime çevrildi, nefesler tutulmuş, esas oğlanın can alıcı repliği bekleniyordu. Ve ben Ayfer’in gözlerinin içine bakarak nihayet kusuyorum içimdeki öfkeyi:

"Ayfer... Sen tam bir... tam bir aşüftesin!"

Ardından öyle bir hengâme kopuyor, öyle ani gelişiyor ki her şey, yanındaki delikanlı bir panter gibi atılıyor masanın öbür ucundan üzerime; önce yıldızlar uçuşuyor dört bir yanda, kuş sesleri geliyor bir yerlerden, sonra da Ayfer’in çığlığı:

"Yapma abi! Meczubun biri o!"

...

Aynanın karşısındayım yine. Bu kez dudağımın kenarındaki sivilceyi önemsemiyorum bile. Zaten değil sivilceyi, aynayı bile görmekte sıkıntı çekiyorum. Ayfer'in abisinin yüzüme mitralyöz gibi inen yumruklarından sonra muhtemelen yer değiştirmiş uzuvlarımı görmeye hazır değilim henüz. Burnumu hissetmiyorum mesela, elimle yokladığım anda duyduğum acıyla anlayabiliyorum ancak hâlâ yerinde olduğunu. Tuhaf bir şekilde seviniyorum hatta; buna da şükür.

Abime yazık oldu bu arada; bana kapıyı açtıktan sonra bildiği bütün duaları okuyarak bir kaçışı vardı ki, sanırsınız evi cinler basmış. Zaten dengesiz olan ruh halinin büsbütün bozulmasından endişe duyuyorum. Duymak... Biraz olsun duyuyorum işte! Kulağımın içinde ötüşen kuşların müsaade ettiği kadarıyla yani.

"Yürüyen krater; kim yaptı bunu sana? Söyle haddini bildireyim ona!"

Arkamdaki sese doğru dönüp sağ elimin işaret ve başparmağıyla aralıyorum sağ gözkapağımı. Abimin yüzü kendisine doğru döner dönmez ekşiyor, dudağını büzüştürüyor, gözlerini kısıyor:

"Aslında," diyor, "önceki halinden daha kötü sayılmaz, üzerinde biraz daha çalışılsa düzgün bir şey bile çıkabilirdi ortaya."

Banyonun kapısını öfkeyle kapatıyorum suratına.

Ayfer... Ona da çok ayıp ettik yaa! Ulan ne bileyim yanındakinin abisi olduğunu. Hem abisi olmasa bile ızbandut gibi adam, baktın gücün yetmeyecek, ne bulaşıyorsun. Yoksa seviyor muyum ben bu Ayfer'i be? Yok yok, sevgi değil bu, düpedüz salaklık işte.

Akşama doğru gözlerimin üzerine koyduğum buzların etkisiyle az da olsa görmeye başlıyorum.Bu iyi;gözlerim hâlâ işlevini yitirmemiş en azından. Burnumdan da nefes almaya başladım, yani tek deliğinden,o da birazcık. Biraz uyusam belki kendime gelirim, zaten gözkapaklarım da uyumaya oldukça müsait; sadece açmakta zorlanıyorum, yoksa kapatması kolay. Henüz kimseyle konuşmadığım için ağzımın durumunu bilmiyorum tabii. Dudaklarımda dilimi gezdirirken ortada az çok bir yarık olduğunu fark etmiştim ama, şişliğin konuşurken sorun çıkaracağını düşünmüyorum; yani abimle konuşana kadar düşünmüyordum.

"Eh, biraz düzelmişsin, iyiye işaret bu; kalıcı bir hasar bırakmamış adam. İyi çalışmış yani."

Ne gıcık adam şu abim, olmadık zamanda olmadık laflar söyleyip insanı sinir etmekte üstüne yok hani.

"Yopmo obü yoo!"

Sözlerin ağzımdan çıkmasıyla üzüntü, şaşkınlık ve hayalkırıklığını aynı anda yaşıyorum. Gözlerimin normalde fal taşı gibi açılması gerekirdi, ama bu şartlarda mümkün olmuyor elbette.

Abim söylediklerimi anlamamış olacak ki biraz daha yaklaşarak, "Hı?" diye bir ses çıkarıyor.

"Yok boşoy, uşun yok mu yovv sonon?"

Yüzümü duvara doğru dönerek uyumaya çalışıyorum. Ama fırsat vermiyor ki gıcık herif, habire konuşup duruyor, birbiri ardına batırıyor iğnelerini. Kulağımın henüz iyi duyamaması işe yarıyor neyse ki.

Birden aklıma gelen fikri hiç düşünmeden abime söyleyiveriyorum sonucunu kestiremeden:

"Korote korsona gödeyüm döyorum, no dörsün?"

Ulan keşke sormadan önce düşünseydim biraz. Abim gevrek gevrek gülüyor önce, ardından da can alıcı hamlesini yapıveriyor:

"Adam iyice benzetti seni, yetmedi, bir de orada aklını alacaklar. Daha doğrusu var zannedip bulana kadar pelteye çevirecekler. Salaksın oğlum sen; hem de en süzmesinden."

...

Acılarım, şişlerim, şeklim şemalim, velhasıl her şeyim normale döndü zamanla; yalnızca tek bir yara kaldı ve de tek bir sızı; o da yüzümde değil, göğsümün tam orta yerinde... Seviyorum lan galiba ben bu Ayfer'i...

(Mehmet Ferah'ın bu öyküsü 'Düş Vadisi' isimli kitabından alınmıştır.)

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor921
  • 2Hatayspor919
  • 3Fenerbahçe919
  • 4Beşiktaş917
  • 5Fatih Karagümrük917
  • 6Galatasaray917
  • 7Alanyaspor917
  • 8Altay915
  • 9Konyaspor914
  • 10Adana Demirspor912
  • 11Kayserispor911
  • 12Gaziantep FK911
  • 13Sivasspor910
  • 14Başakşehir FK99
  • 15Antalyaspor99
  • 16Yeni Malatyaspor99
  • 17Göztepe98
  • 18Giresunspor98
  • 19Kasımpaşa96
  • 20Çaykur Rizespor91
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Türkiye'de erken seçim ihtimali var mı?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum