Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 17-08-2020 02:06
Güncelleme : 20-08-2020 16:34

Limonu Limoncello yapmak

9 koronavirüs dersi:

4. Sabır & Sebat

Sabah 06.25'te alarm çalıp da gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anlayamadım. Bir an korktum. Ardından gelen hafızam her şeyin yeniden sıradan olduğunu hatırlattığında az önce hızla çarpan kalp ritmim azalmaya başladı. Şimdi kalkıp hazırlanmalı ve yolculuğuma başlamak üzere oradan çıkmalıydım. Yine de bir-iki nefes daha durmayı seçtim o arada. Nerede olduğumu bilemeyip kalp ritmimin arttığı ve hatırladığımda azaldığı o deneyimin hissinin tam ortasında... durup hatırladım.

İlk ders sorumluluktu. Kendine soru sorma ve cevap verebilme yeteneği... Ben de sordum:

– Neredesin Ayşegül?

– Bilmiyorum.

İkincisi duyarlılık...

– Ne hissediyorsun?

– Korkuyorum.

– Nasıl?

– Kalbimi hissediyorum göğsümde. Elimi koysam ittirecek sanki. Hoşuma da gidiyor bir yandan bu korku, yaşadığımı hissediyorum.

İlki sorumluluk... İkincisi duyarlılık...

Üçüncüsü ifade, dürüst ifade:

– Neredesin şimdi?

– Buradayım.

– Orada nasılsın?

– Yaşıyorum, buradayım işte. Felç kalkmıştım bir gün. Orda da vardım, sanırım şimdi de varım. Felçtim birkaç saat ve yaşam öyle de devam edebilmişti, bu gerçeğe itiraz edip pek şikâyet de edemedim. Ağladım sadece.

– Şimdi nasıl hissediyorsun?

– Daha iyiyim. Kalp ritmim azalıyor. Nerede olduğum yaşamaktan daha önemli değil.

– Neredesin şimdi?

– Bodrum'da annemlerin evinin çatı katında.

– Neden buradasın Ayşegül?

İşte bu son soru içindir sabır ve sebat. Bizi yolculuğumuzda durdurup bizi bize hatırlatan da onlardır.

Sen kimsin? Burada işin ne? Hizmetin neye?

Bu iki kapılı handan birçok insanın bu soruları kendine sormaması, sorması gerektiği anlamına gelmez. Bir kez sormuş olanın da geriye dönüşü olmayan zorlu yolculuğu başlar ve sonunda gerçekte kim olduğunu biraz daha bilecek, görevini yerine getirecek ve hizmeti yaşama olacaktır. O soruları sormayanların hepsine de hayat, biz yarı akıllı canlıların o kadar da akıl edemeyeceğini bilir ve o dürter önce. Bir yol ayrımı ve ardından yolculuk verir hepimize. Sabredecek bir dert, geri dönüşü olmayan yollarımızdır. Herkese sabır verir böylece...

"Allahım sen sabır ver." Bu duayı edene sabrı sizce yukardan ilk yardım paketleri gibi mi indirecek Allah? Olabilir tabii. Ama şunu bilmeli ki eğer sabır isterseniz, beklemek üzere banka kuyruğu verir, belirsizlik verir, acı verir, seçenekle beraber kararsızlık verir. Sabır öyle edinilir. "Allah sabır versin," dendiğinde bir cenaze evinde, sabır zaten çoktan oradadır. "Ya Sabr," diye diye çekilenler bunun vazgeçilmez bir parçasıdır. İster o soruları sor istersen sorma, herkes "Ya Sabr," der bilmeden.

Peki ya öğrenirsek? Ya sabrın ne demek olduğunu öğrenirsek? Bir sevincin olmasını, bir acının dinmesini beklemediğimiz bu dünya, neleri bilmemizi gerektirirdi?

Oraya gelelim.

Sabah kalkıp hazırlandım. Bir görüşmem var Bozburun'da. Uzun zamandır yaprak kıpırdatmayan sıcakta fırında pişer gibi piştiğim yaklaşık iki yıl, bir bağır yanması, çokça gözyaşı, bolca kahkaha, erimiş bir kalça kası ardından şimdi ufak ufak esiyor hayatım. O kuraklığım da güzeldi, şimdi artık bu misafirlikten de kalkıp gitme vakti geldi. Bana düşen onu uğurlamak. "Balçık kalan yerlerime şekil verip, fırınladığımız için teşekkürler," demekle... Nasıl edilir böyle bir teşekkür? Verdiği dersleri aldığını kendine göstermek uğruna, onları uygulamaya başlayıp hayatına yeniden şekil verildiğine ve içeriden dışarıya yeniden şekillendiğine şahit olarak edilir bir teşekkür. İçinde kendine verdiğin yeni bir söz içerir. "Bundan böyle..." dersin, ondan sonrasına bakar, yürüyüp gidersin.

Dönem dönem herkesin sınırları aşılır, hakları yenilir, değersiz ya da yetersiz hissettirilir... Siz anladınız, hepimiz geçeriz oradan. Bitmeyecek sanırız. Daha toyken, hayatın bizi fazla kale aldığını sanırken...

O dönemler işte, artık işe yaramayan koruma mekanizmalarının yıkılma zamanlarıdır. Altında kaldığımız yığıntılar aslında kendi eserimizdir ama hemen birilerini parmakla gösteririz. O anlarda bilebileceğimiz bir şey var ki o da Zen Budistlerden alıntıyla özetlenir:

"Ay'ı gösteren parmak Ay değildir." Yani hakikati anlatan cümleler hakikatin kendisi olmadığı gibi, yüklendiğin kişi de yükün değildir aslında. Sorumluluk senin. "Ben bunu yaşamayı neden seçtim?" diye sormak senin işin.

Yeniden düzenlenme dönemi gelmişse eskisinin kaosa girmesi de normaldir. Ağaçlar gibi insanlar da mevsim yaşar ve mevsimine adapte olabilen, hatta bunu öngörebilen, bu hayatta başarıyı kavramış demektir.

Bizler bu deprem gibi dönemleri, başarmak için birer fırsat değil de başarısızlığımızı yüzümüze vurmak için kullandığımız sürece sabırdan bir şey anlayamayız. Çünkü sabır, zannedildiği gibi sıkılarak, zaman sayarak, bekleyerek değil, keyifle, anı yaşayarak, olana odaklı yaşamak demektir. Sabır, beklemeyi bıraktığınızda başladığınız bir yetenektir ve bu kilidin anahtarı da sebatın ta kendisidir.

Dinden bir vurgu mesela, İnşirah suresinin şu ayetleridir:

6- Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!

7- O halde boş kaldığında yine kalk yorul!

(!) işareti kadar şiddetli söylemesek de deriz ki zaman dar geliyorsa kalk bir iş yap. İş yaptıkça zaman öyle akar ki ana ulaşır. Orada bekleyiş biter. Orada sabır başlar. Ama bunu yapmak için inanç gerekir. Gelecek gelecektir, gelmeyecek gelmeyecek. Gelenin de –eğer aklını kullanırsan– senin için en iyisi olduğunu kabul ettiğin sürece onu yönetmeyi bilirsin ve sana hizmet eder; yok, itiraz edersen lütuf bile ağır gelir. Basit yani sabır. Zor olan aslında kabuldür.

İşte bu nedenle itirazda olanlara hayat bayattır. Yüzüne taktığın, "Yok ben çok eğleniyorum," sosyal medya maskesi aslında kendine büyük bir itirazdır. Bu durumda hayat bayat espriler, sahte gülüşlerle beklemekten ibaret olur. "Like" beklersin, onay beklersin, değer beklersin, köşeyi dönmeyi, şirketi satmayı, tekne almayı beklersin. Her tokat sonrası taze bir umutla eskiden vazgeçmeyi bilmezsen yenisini de isteyemezsin. Eskinin yığıntıları bir mucizeyle ayağa kalksın diye beklersin. Çünkü çok sık "Ya sabır," çekmişsin. Kabul et, bitsin. Burada ayağa kalkması gereken sensin.

Yani anlaşıldığının ötesinde sabır dışarıda pasif gözüken aslında çok aktif bir haldir. Kendini, kendini işlemeye verirken gidenden gelecekten özgürleşirsin. O yüzden lütfen herkesin beklentilerini unuttuğu bir işi, uğraşı olsun ki sabredilecek çok risk var önümüzde. Malum korona, ekonomi ve "bazı" insanlar...

Dördüncü ders sabır ve sebat. Kalp bölgesiyle yönetilir. Koronavirüsün en çok vurduğu bölgedir. Akciğer, kalp... İngilizce "patience" olarak çevrilen "hasta" kelimesi aynı zamanda sabır demektir. Hastalık bir iyileşme yani aslında bedenin dönüşüm sürecidir. Bu virüs en çok hayatta nefes almakta zorlanan, kabule geçmekte sıkıntı yaşayanlara vurmuşsa anlaşılabilir. Çünkü kabule ve ardından vakit gelince atağa geçiş kabiliyeti yüksek kişi zaten mental olarak böyleyken fiziksel olarak da bağışıklığı güçlü demektir. Bunun da adı elastikiyettir.

Sanırım yeterlidir.

İşte ben de öyle kalktım. Baktım bi' küt küt kalp patlıyor "Neredeyim ben?!" paniğiyle. Kabul edince, "Kızım işte Dünya'dasın ya. N'olcak?!" Cevabı çıktı sakinlikle. Hayat bayat olunca insan da kendine böyle heyecanlar arıyor kanımca. Yaşamak sabır oysaki. Kaybolsan ne olur, kim bulmuş ki kendini? Bulan bile bak ne diyor, mesele işin keyfinde...

"Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları, sabrı gülbeşeker gibi, tatlı tatlı emer ve hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki Ay'ın, hilalden dolunaya varması için zaman gerekir." (Tebrizli Şems)

– Neden buradasın Ayşegül?

– Hayatı tatlı tatlı hazmetmeye, keyifle ayağa kalkıp içimdeki yıkıntıyı cennetten bir bahçeye dönüştürmeye, insan ayırmadan misafir etmeye buradayım.

Şimdi Bozburun’dayım. Geçen hafta hırsız girmiş, tüm takılarımı çalmış. Durdum sordum. "Neden seçtim?" Aldım cevabımı, uygulamak için yola çıkıp buraya geldim. Hayatım limoni gibi dururken şimdi elimde Limoncello... Görüyorum ki bitmeyen türden zenginim, çünkü bu olay felç etse de bir an, öldüremedi yine. Seçimim belli. Keyifliyim işte.

Peki ya sen?

Photographer: Levent Özçelik

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor513
  • 2Fenerbahçe511
  • 3Fatih Karagümrük58
  • 4Antalyaspor58
  • 5BB Erzurumspor47
  • 6Galatasaray57
  • 7Sivasspor47
  • 8Kasımpaşa57
  • 9Hatayspor47
  • 10Göztepe56
  • 11Konyaspor46
  • 12Kayserispor56
  • 13Çaykur Rizespor55
  • 14Trabzonspor55
  • 15Yeni Malatyaspor55
  • 16Denizlispor55
  • 17Gaziantep FK54
  • 18Beşiktaş44
  • 19Gençlerbirliği44
  • 20Başakşehir FK54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum