Advert
Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 10-11-2020 02:37

Konu: İlişkiler 7/66: "Fast Love"

Sana hızlısından bir aşk stratejisi: Yavaşla.

Doyurmadı di mi? Doyurmaz. Zayıf kalır böyle hızlı şeyler.

Bir insan zihninde yankılanan en güçlü ses hızlıca başkasından gelen değil, kendisininkidir. Mesela insan çok içten bir söz söyler kendine, sonsuzlukta yankılanan bir sözleşme gibi asılı kalır evrende. Kırmak için yine içine içine girmen gerekir. Başkaları ne dese o sözleşme geçerlidir.

O nedenle insan kendi sesinden biraz korkar. O özgün ve özgür olabilen kendi sesi yerine, ekolara cevap yetiştirir. Geçmişten gelen seslerin yansıdığı duvarlar da ona karşılık vermez. Sanki hiç cevap vermemiş gibi tekrar eden o ekolar... Soğuk bir sessizlik içinde insan zanneder ki bu dünyada ıssız. Aslında o kendini duysa da işitmeyi unutmuştur sadece. Yapması gereken bugünden başlayıp ısrarla kendini başkalarından ayırmayan olgun cümleleri her gün bir hayat tarzı gibi tekrar etmesi. Çünkü bu sayede şimdinin sesi geleceğin ekosu oluverir.

O zaman hepimize sesleniyorum ki işitelim: Zihninde mücadele verdiğin her düşünce ya da nasıl kurtulacağını bilmediğin tüm o hislerin ötesinde sen toprak gibi güçlü, su gibi berrak, ateş gibi aydınlık, hava kadar hafif ve ruh kadar özgürsün.

Kendi sesini işitme vaktin... Arkadan gelen düşünceler yaşadığın durumla ilgili seni devamlı olarak eleştirmeye devam edecek. Bunu değiştiremezsin. Ama onu nasıl karşılayacağını öğrenebilirsin. O istemediğin düşünceler ve hisler aslında eğer dilini çözersen seni yaşadığın durum içinde korumak ve güçlü kılmak için çabalıyor. Yalnızca, çocukken yaşadığın yaşantıda ne öğrendiysen, hepsinin tek doğru olduğunu zannediyor.

İçsesinin dilini, kendini işiterek öğreneceksin. Dilini anlamaya başladıkça her yeni dil gibi önce basit cümlelerde basit düşünceleri ya da daha yüzeysel doğrularını duyacaksın. Dili zamanla öğreneceksin. Ama başından itibaren doğrularına itiraz etmemen lazım. Sana biri itiraz etse, sen ne kadar dinlendiğini hissedersin ki? Tüm düşündükleri konuda iç sesin haklı ve bu seni haksız kılmıyor.

"Beceriksizlikte bir dünya markasısın," diyor mesela.

"Hiçbir şeye yetişemiyorsun."

Dilediğini söyle. Hepsi doğrudur.

"Bir dünya markasısın. Çünkü benim için sen benim dünyamsın. Bir konuda beceriksiz olduğunda senden başka tanımlayacağım bir marka yok. Adın neyse o. Ve diğer insanlarla kıyasladığımda onların yaptıklarını yapamıyorsun. Bu da beni yetersiz hissettiriyor."

"Hiçbir şeye yetişemiyorsun." Çünkü bir şeye gerçekten yetişmen için o olman lazım. Sen iş yapabilirsin ama iş olamazsın. Tam olarak olamazsın. Ve işler de sen değil. Sen olmadan ilerleyebilir ama sen böyle düşünmüyorsun. Çünkü kendini işle özdeşleştiriyorsun.

Zihninde geçen tüm düşünceler yanlışlanabilen doğrulardır. Doğrulardır ve yanlışlanabilir. Yani tek doğru değildir. Bir zamanlar yaşadığın bir durumla bugününü yorumluyorsun. Ama sorun yorum olmaları değil, senin onları gerçek zannetmen. Böyle olunca da zihninin yorumunu kabul edip kendi yorumunu ortaya koyamıyorsun. Kendi yorumunca hissedemiyor ve kendince hareket edemiyorsun. Kendi ipini zihnine verip kenara çekildin. Kendinle sohbet edemiyorsun.

Neden böyle oluyor?

Çünkü sana istediğin her şeye kavuşmanın anahtarının dışarıda olduğunu söylediler. Doğduğun andan beri hem de... Nasıl itiraz edesin ki...

Satın aldığın, manipüle ederek edindiğin, zorla elinde tuttuğun hiçbir şey seni mutlu edemez. Başkalarının güzel sözleri, sana olan ilgileri... Dışarıdan gelen hiçbir bilgi seni gerçekten mutlu etme gücüne sahip değil. Hepsiyle bir süre neşelenebilirsin ama mutlu olman için daha derin bir yerde onun kalıcılığı olmalıdır. Çünkü mutluluk devamlı, neşe ise geçici olan bir haldir.

Ne yapacaksın?

Kendini dinle. Kendi dilini çözmelisin. Sen nasıl konuşuyorsun? Neye ne diyorsun? Neden onu öyle betimliyorsun da başkası başka türlü betimliyor? Senin olaylar için kullandığın kelimeler senin kelimelerin. Yeni bir dil öğreneceksin. Nasıl mı? Ana dilini nasıl öğrendiysen öyle; dinleyerek...

Birçok içsel bilgi (mistik) öğretide insanın sessizliğe girmesi ve kendini dinlemesi gerektiği görülmüştür. Bu illa tefekkür illa meditasyon değil. Kendini sadece izle. Yürürken izle. Nasıl adım atıyorsun? Şimdi mesela nasıl okuyorsun? Küçük şeylere bak. Yaşarken bak, nasıl yaşadığına. Durup geçmişte nasıl yaşadığını değil, şimdi neyi nasıl yaptığına o zaman içinde bakmaya alış.

Ama zor...

Zor işte... Neden? Çünkü zaman alıyor, sabır gerektiriyor. Hızlı daha iyi... "Fast food" (Hızlı Yemek) kelimesinin tersine "Slow Food" (Yavaş yemek) diyerek, insanlığın asırlardır yaptığı sıradan yemeğe bile, şimdinin hızlı bakış açısından bakıp, onu bile sıradışılaştırdık. Çünkü sıradanlık, eski usuller... Bunlar zaman alır.

Ve zor... Yavaş olan zor. Yavaş aşk zor. Hızlı aşk lazım bize. "Hemen âşık olayım. İlk görüşte hem de... Kafama yıldırımlar düşsün, gözüm ondan başkasını görmesin. Beni hep sevsin, hiç terk etmesin."

Ne istediğini biliyorsun, tamam. Ama istediğinin ne olduğunu, ne olabileceğini biliyor musun?

Gözün ondan başkasını görmezse hadi caddede karşıdan karşıya geçip ölmemeyi başardın ama, peki ya arkadaşların, ailen, işin? Bunca zaman "Kimse yokken hayatında" –hani öyle denir ya bekâr olunca– onlar senin yanındaydı. Bir anda hayatına giren bir insan, ne yaptı da nasıl hak etti ki hayatının merkezini daha ilk bakışta? Ona merkezini vermek için kendini mi feda ettin yoksa? Seni hep sevsin istedin, sen kendini hep sevebildin mi? Sen kendini hiç terk etmedin mi? Peki diyelim seni hep sevdi hiç terk etmedi. Ya bir gün gitmesini istersen –bilemezsin çünkü– ya gitmezse? Kapıdan kovsan bacadan çıksa? Off...

Zor işte... İstediklerin hemen olsun istiyorsun. Hemen olanlar fast food gibi çok haz veriyor ama doyurmuyor. Sonunda enerjiden düşürüyor, kilodan çıkartıyor. Yavaş yemek yiyeyim o zaman diyorsun. Ama o da sadece hobi olarak kalıyor. Hızlı olan ağırlaştırıyor, yavaş olan yarıda kalıyor, sonuç vermiyor. Oysaki yavaş pişen yemekleri düşünsene bir...

Sabır ya sabır sevgili okuyucu. İşin anahtarı sebatta... Çalışman, çabalaman lazım ama unutma:

Sadece çalıştın diye olmaz başarı.

Sadece uğraştın diye gelmez sonuç.

Sadece kilo verdin diye çekicileşmezsin.

Hepsinin içindeki çabada gizli cazibe, kendi ekolarına söz geçirebilmektir. İç sesini dinleyebilecek kadar cesur, dilini çözecek kadar sabırlı, duydukların hoşuna gitmese de kaçmayacak kadar kararlı, duyduklarını işitecek kadar gönlü açık, işittiklerine hak verecek kadar adil ve anlayışlı, durup içinde demleyebilecek kadar sükûnet içinde, nazik ve merhametli... Hiçbir şey öğretmeden, iç sesinin; o içindeki veledin öğrenmesine izin vermek üzere mütevazı... Öğreneceği ders geldiğinde tutup elinden “Ben buradayım” dercesine ateşe birlikte atılıp, tatlı tatlı acırken, "Seni bırakmıyorum" sözünü tuttuğunu gösterirken, onun gözlerinin içine baka baka “Her şey ölür ama ben burada olurum.” diyebildiğinde... Çocuk öğrenir. Çocuk çabandaki cazibeye çekilir ve seni dinler bu sefer sevgili okuyucu. Sen oku... O dinler, o öğrenir.

İnanmayı öğrenir.

İnanan yapar sevgili okuyucu.

İnanmayan da çabuk cevaplar arar. Kendiyle ilgili bir bilgi değil, geleceği ile ilgili bir kehanet ister. Hızlı cevap arıyorsan o zaman alıştığın gelir. Alıştığın kolay olandır, en çabuğudur ve çok haz verir ama doyurmaz. Geçen yazımda dedim ya anlatacağım diye... Hızlı olsun istiyorsun, çabalamayayım diyorsun ondan bilmediğin dünyalara, hayal ettiklerine doğru yürüyeceğine, isteklerini bir perdeye yansıtıp ona doğru koşu bandında yürüyüp ilerlemeyi bekliyorsun. Olmuyor tabi. Sonra sabretmek zor diyorsun. Haklısın.

Yine de bil ki terapi değil falsa istediğin... O olmadan, "O olsun" diyorsan durum böyle kalır. Çalışmak değil, bebe tonlarında battaniyelere sarılıp her istediğin ağladığında gelsin istiyorsan unutmuşsun:  Bebek battaniyesi küçük değildir, sen büyüksün.

İnanırsan olur her şey ve olan her şey de kalır. İçeride bulmuşsundur çünkü.

Anlıyor musun? Dışarıda aradığın aslında hiçbir şey yok. Sadece kendine bir konuda daha güvenmek inanmak istiyorsun. Başkalarını, dışarda olanları da kendine yalancı şahit istiyorsun. Kendin inanmıyorsun. Ondan gelir gibi oluyor sonra PAT!

O yüzden sana birkaç lafım var Sufi'den. Çabalamaktan kaçanlar ve içinde çabalamaktan kaçan bir zerresi olanlarımız için:

1. "Erken açan gül çabuk solar." Vaktinde açacaksın. Sabret.

2. "Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü öngörebilmektir." Sabretmeye devam et. Sabrettiğini unutana kadar devam et.

Ve bir gün olduğunda... İçinde gül açmaya, dışında bir şeyler sana göz kırpmaya başladığında lütfen hatırla:

3. "Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir."

Sevgiler,

A.

 

8/66 yazısı: İhtiyaçlar ve arzular arasındaki dengeyle hayatın her alanında amaçları gerçekleştirmenin yolu nasıl ilerler?

"Konu: İlişkiler" yazı dizisine sormak istediğin, katkı sağlamak istediğin mailler için: hbyazidizisi@gmail.com

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş1838
  • 2Fenerbahçe1838
  • 3Gaziantep FK1834
  • 4Galatasaray1833
  • 5Hatayspor1831
  • 6Alanyaspor1830
  • 7Trabzonspor1930
  • 8Fatih Karagümrük1827
  • 9Göztepe1925
  • 10Antalyaspor1925
  • 11Yeni Malatyaspor1824
  • 12Sivasspor1823
  • 13Başakşehir FK1923
  • 14Konyaspor1922
  • 15Kasımpaşa1822
  • 16Çaykur Rizespor1821
  • 17Kayserispor1919
  • 18Gençlerbirliği1919
  • 19BB Erzurumspor1916
  • 20MKE Ankaragücü1815
  • 21Denizlispor1814
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum