Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 12-10-2020 22:56

Konu: İlişkiler 3/66: Özügür İnsan

İlişkilerin amacı tekilliktir demiştim ve her ilişkinin ikilikten oluştuğunu söylemiştim. İkiliğin, yani düalite ya da zıtlığın amacı tekillik, yani birlik, yani uyum. Bu uyumu yakalamaktan başka hiçbir amacı yok ilişkilerin. İşin sırrı ise uyumun ne olduğunu ve nasıl ulaşılacağını bilmekte... Burada akılda her zaman tutulması gereken bilgi de şu: Uyum insanın özünde bir tamamlanma, birleşme gibi huzurlu, mutlu ve tatmin edici bir histir. Fakat bu dışarıda bir ayrılık ya da bitiş olarak ortaya çıkmış da olabilir. Yani ilişkilerin amacı ikilikleri hep birlikte tutmak değildir. Ayrılık birlikteliklerin çok önemli bir parçasıdır. Pardon, zorunlu bir parçası...

Amacı netleştirdiğimize göre artık fiili biliyoruz. Birlemek, özellikle içeride birlemek... Peki şimdi de ilk soru: Birleyen kim? İlişkilerin öznesi kimdir?

Öncelikle ve en soyut haliyle ilişkilerin öznesi Öz'dür. Bu kelimenin farklı kullanım alanlarında farklılaştığını görürsün. Hümanist kavram olarak "Benlik" kavramı "Öz Benlik" kavramı ile buna işaret eder. Psikolojide Freud buna "Psişe" demiş. Bilimsel çalışmaların teorilerinde ise buna hâlâ bir ihtimal olarak "Bilinç" deniyor. "Saf / Kolektif Bilinç"... İnanç sistemleri altında da bu kavram binlerce isim alarak "Allah", "Abba", "Brahman" gibi değişiklik gösteriyor.

Bir ateist ise buna basitçe bilimsel bir açıklama getirip, "Evrimsel olarak en iyisini üretmek adına geliştirdiği mekanizma ile işin özünde beyin yatar," diyebiliyor.

Ama sen zaten neden bahsettiğimi biliyorsun.

Biz ölümlüleri ölmeden evvel yaşattığına inandığımız her ne ise tüm ilişkilerin arkasında o vardır.

Yüzeyde ise ne tür bir ilişki olursa olsun o ilişkinin öznesi sensin.

Peki ama sen kimsin?

İnsanlık tarihinin belki en eski sorusu olan bu soruya cevap vermek ahmaklık olurdu. Yine de kendi cevabını keşfetmek üzere bilgiyle ışık tutulabilir. Sonunda inancımı söylerim, merak etme. Ama önce sabır. Sabır, ilişkinin bağlayıcı ipidir. Sabırsız da hiçbir bilgi bilgeliğe götürmez.

"Sen" ve "ben", yani insan, birçok benlikten oluşmuş bir kimlikle betimleniyor. "Ego" olarak yaygın şekilde bilinen adıyla "Benlik" ya da "Kimlik".

Fakat bu kimlik tek olsa da dinamik bir yapı... Yani sürekli değişken, çünkü yapısında tekillik henüz yok. Doğasında ya da özünde, mükemmel uyum olan bu tekillik, birlik hali olabilir. Fakat bu, insanlık deneyimimizde henüz değil. Tekilliğe henüz ulaşmasak da sadece yaklaşmanın bile insanı ne denli huzurlu, mutlu ve hayattan tatmin hissettirebileceğini de biliyoruz. İşte "gerçekçi" amacımız kendi içimizde mükemmel bir uyumu inşa etmek değil, o inşaatı yapan mühendise mimarlık etmek...

Burada lütfen şunu hatırla: İnsanın esasında sadece tek bir ilişkisi vardır. İnsanın kendiyle ilişkisi...

Bu anlamda evrensel düzeni sağlayan o baş kuvvet, yaşamın mühendisi iken onun inşa etmesine vesile insandır. Burada mimar mühendise yön verir, mühendis mimara yolu öğretir.

Peki tüm bu özden yaşanan ilişkilerin yüzeyinde neler var? Sen, ben, başkaları, hayaller, görevler, istekler, yasaklar... İş hayatı, aile dinamikleri, aşk oyunu, arkadaşlıklar...

Karmakarışık görünen çok fazla dinamik oluyor yüzeyde. Bunlara sistemle yaklaşmadıkça içinden çıkmak da imkânsıza yakın.

Şimdi ilk olarak bir insanın kendi içinde nasıl bir dinamik var ona bakalım:

İnsan kâinatın ikizidir. Bu anlamda insan içinde evreni taşır. Evrendeki tüm dinamiklerin bir benzerini insan kendinde bulabilir. Bu anlamda kimileri yine esas soru olan "Ben kimim?"in cevabını yıldızlarda aradı. Günümüzde de bu hâlâ bir tür bilgi ya da ilham kaynağı... Fakat, yorumlanması bile insana kendiyle ilgili cevaplardan çok sorular sormasına sebep verebiliyor. Öyleyse ölçeği biraz küçültelim.

İnsan bedenine gelelim. Mikrokozmos... Küçük düzen...

İnsan kendi içinde tamamen kaotik bir canlıdır. Kaotik diyorum, çünkü kaos, "karmaşıklık" anlamında kullanılır ve anlaşılması ve açıklanması imkânsız anlamına gelir. Yine de Kaos teorisyenleri bunu da denediler. Beklenenin tersine bir yere vardır: Her şeyin mükemmel düzeyde bir düzeni var ve insan mükemmelliğe gelmedikçe bu düzeni anlayamayacak ama hep deneyecek. Bu anlamda insanın dehalığı biraz da deli olmak demek. İmkânsız deneni mümkün kılmak... Çünkü biliyoruz ki dünün mucizesi bugünün bilimidir.

Tam da o mükemmel düzen demişken Kozmos kelimesi geliyor karşımıza. Kozmos, düzen demektir. Anlaşılabilir, kavranabilir, anlatılabilir olan. Bir ahenk hali... Ahengin ister bilgisel ister sezgisel olsun bir şekilde kaosun düzene evrilmiş hali ile kozmos, aslında her birimizin iç dünyasında işini görüyor. Bedenin tüm ama tüm öğeleri aralarında mükemmel bir uyum içinde çalışıyor. Mükemmel şekilde nefes alıyor, kalp atıyor, sindirim, boşaltım gibi tüm sistemler mükemmel işliyor. Kozmos insanın içinde aslında aradığmız ilişkinin anahtarını gizliyor. Fakat biz insanlar bu mükemmel sistemin nasıl işlediğini bilmediğimizden işletmesinde bir sıkıntı yaşadığımızda düzene "bozuldu" diyoruz. Oysaki sistem hâlâ mükemmel işliyor.

Beden bizi mükemmel şekilde sağlıklı tutup, mükemmel şekilde hasta ediyor.

Mükemmel şekilde düşünürken mükemmel şekilde depresyona giriyor.

Mükemmel şekilde heyecanlandırıp mükemmel şekilde sıkıyor.

Mükemmel şekilde âşık edip mükemmel şekilde nefret ettiriyor.

İlişkiler mükemmel giderken mükemmel şekilde tökezliyor ve duruyor.

İşleyişin yanlış ya da bozuk bir tarafı yok. Sadece sonuçların hoşumuza gidip gitmemesi var.

Peki acaba herkes aynı şeylere mi hoşnutluk ya da hoşnutsuzluk gösteriyor? Hayır.

Mutlu insanların hayatlarındaki problemlere, mutsuz insanlara göre daha farklı baktıklarını biliyoruz. Bu farklılık tabi ki yaşayışın standartlarından etkilenmiş. Kimi batıda, kimi doğuda yaşıyor. Buna göre kimi varlıklar, kimi yokluklar içinde... Fakat yine de görüyoruz ki bu etkiler geçerli olsa da belirleyici de değil.

O zaman belirleyici ne? İlişkilerimizin sağlığını, bedenin sağlığı gibi belirleyen nedir? Mutluların o gizemli bakışları hangi açıdandır?

Yaşamsal tatminlik. Olgunluk... Yani dışarıda olanlara olayların içinden değil, içeride olanlara dışarıdan bakabilmek... "Bu geçer," diyen ihtiyar gibi çocukça gülebilmek...

Ego'nun, yani kimliklerin olgunlaşması gerekiyor. O içimizdeki benlikleri kendi içlerinde uyuma getirmek lazım. Bir grup insan tipinin, yuvarlak bir masada "Kim masanın başına geçecek?" kavgası vermesi gibidir bu hayat kavgası. Saçmadır, mantıksızdır. Masanın başındaki sana bir düzen sağlarken ansızın masanın bir kenarında olanın sözü geçer. "Asla..." dersin, bir bakarsın içindesin. "Hep..." dersin, hiç bilemezsin.

Masadaki bu farklı tiplerden oluşan benliklerin uyum ve ahenkle bir araya gelmesi gerek. Uyum geldiğinde masada hareket olmayacak sanma. Yaşam harekettir, öyleyse yine dönecekler. Sıra sıra masanın başını biri çekecek. Ama bu sefer bu, zıtlıkların kavgasıyla değil dansıyla olacak. Bazen uysal bazen tutkulu...

O zaman masanın etrafına toplanmış bu tip tip insanlar bir araya geldiklerinde, hele de uyumla gelirlerse ortaya muazzam bir karakter çıkar. Cazibesi yüksektir, herkes ona çekilebilir. Uyumu ne denli yüksekse cazibesi de o denli yüksektir. İşte böyle bir insan işinde, ailesinde, sevgilisiyle, ülkesiyle kısacası herkes ve her şeyle, uyum derecesine göre yaşam potansiyelini gerekleştirir. Çünkü o içindeki tüm zıtlıkların sırayla birbirini tamamlamak üzere karşılıklı oturduğunu bilir. O, uyumun, ikiliklerin devamlı olarak ayrılıp birleştiği kadar birleşip ayrılarak da oluştuğunu bilir.

O, cazibenin ta kendisi olana kadar buna devam edendir. Her geçen birliktelik ve ayrılık sonrası daha da özgürdür, özgüvenlidir, özgündür.

Kim? Bu kim?

Bu kim biliyor musun? Bu, senin rahatlıkla vazgeçebildiğin herkes ve her şeyle yaşadığın ilişkilerdeki sensin.

Arzulara “olmasa da olur” korkulara “olsa da olur” diyen sen; Özgür, özgüvende, özgün sen.

Şimdi vazgeçmeye hazırsak başlayalım.

Yola Hazırlanana Ek

Şimdi lütfen eğer bir alanda sıkıntı yaşıyorsan oraya bak.

Yaşadığın sıkıntılı alanın kimleri veya neleri kapsadığını düşün.

Haftaya diğer soru var: Nerede? Yaşadığın yerin nasıl bir yer olduğunu kavramaya başladığımızda yaşamak istediğimiz yer için de bir harita ortaya çıkar. İşte bu haritada yukarıda baktığın sıkıntının seni özgün sene götüreceği yeri görmeye başlayacaksın.

Soru ve Paylaşımlar için İletişim / Mail: hdyazidizisi@gmail.com

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor513
  • 2Fenerbahçe511
  • 3Fatih Karagümrük58
  • 4Antalyaspor58
  • 5BB Erzurumspor47
  • 6Galatasaray57
  • 7Sivasspor47
  • 8Kasımpaşa57
  • 9Hatayspor47
  • 10Göztepe56
  • 11Konyaspor46
  • 12Kayserispor56
  • 13Çaykur Rizespor55
  • 14Trabzonspor55
  • 15Yeni Malatyaspor55
  • 16Denizlispor55
  • 17Gaziantep FK54
  • 18Beşiktaş44
  • 19Gençlerbirliği44
  • 20Başakşehir FK54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum