Advert
Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 28-12-2020 23:37

Konu: ilişkiler 14/66: Bulanlar arayanlardır

İnsanın tamamlanmak niyetiyle girdiği ne tür bir ilişki olabilir ki de kendinden uzaklaştırsın?

Ne tür bir ilişki böyle olmayabilir ki diye sormak daha makbuldür belki de. Ekonomi odaklı, insan odaklı olan bu dünya düzeninde böyle olsa gerek.

Günümüzün ilişkileri öyledir ki içine girildiği anda kattığı, göze değerli görünen her şey bir bir insanı kendi değerlerinden uzaklaştırır.

İlişkine, nafile sadakat, nafile cesaret ile korumacı davranırken elden bıraktığın şey kendin olabilirsin ve gün geçtikçe eksilir ya da yalnızlaşırsın. En kötüsü de kendini unutur, bıraktığının sen olduğunu bile anlayamazsın.

Şaka maka değil, bunu yaşayan az insan yok.

Yukarda yazdıklarım ancak günümüzden ne anladığımıza göre istisna yaratabilir. Günümüz nasıldır?

Bir istatistik duymuştum. Öyle bir sonuçtu ki bu, duyduğumda içime baya bir yer etti ama aslını öğrenmeye tenezzül bile etmedim. Ölçütler benim gözümde yetersizdi, ilgimi çekmedi. Kendi ölçütlerim daha tutarlıdır benim için. Sonuç da güzeldi hani...

İstatistiğe göre dünyada mutlu, huzurlu ilişkiler ve hayatlar yaşayan insanların sayısı mutsuz ve huzursuz insanlardan çok daha fazlaymış. Bu sonuca göre şunu sormak şart oluyor.

Biz neden "herkesi" mutsuz sandık?

"Ahh ah o eski günler var ya..." tarzı başlayan, “Herkes mutsuz, herkesin işiyle, eşiyle derdi tasası var" ile çeşitlenen ve sonunda densizce, "Boş ver, üzülme en azından..." ile başlayıp kendinde eksik olan sende var diye üzülmeye hakkın yokmuş gibi konuşmalar... Bunlar nereden böyle dallanıp budaklanıyor?

Algı...

Bu konuyu biraz düşüneceğiz. Aklına gelirse bir zahmet yeni gelen yıla kadar düşün. Sonra da bırak ki taşımayasın yeni yıla; ağır gelir, Talcid içirir.

Algı...

Algı, insanların doğasını anlamaya başvurduğunda çevresindeki nesnelerin sürekli özelliklerinin yanında değişken özelliklerini anlarken kullandığımız bir bilinç yeteneğimiz.

Anlaşıldı mı? Tek cümlede hepsini bir araya yazınca mesela hemen oturdu mu kafada ne olduğu? Hiç düşünmenize gerek kalmadı diyebilir misiniz? İşte böyle büyük büyük cümlelerde aslında içinde incelenecek tonlarca şey olan tanımları tek cümlede özetlersek böyle olur. O beyin sünger bile olsa arada bir emdiğini sıkmaya da ihtiyaç var. Tek cümlede böyle, örneksiz olunca, insan ilk etapta anlamadığında, kafada bir zorluk yaşanır. Anlama zorluğu... "He bacım, ne dedin sen ya?" tarzı bir içsel yaklaşımla dışarıdaki entelektüel görüntün bir anda içinde yıkılır. Algına ne oldu? Değişti. Aslandın, deve oldun. Deveydin, cüce oldun. Ya bir orada olursun, bir orada derken -insan ne oldum dememeli ya hani- mesele olan bitenin ardından her türlü orada olan sen kimsin? Değişmeyen sen? Bir cümle ağır geldi diye kendine hemen bir sıfat yapıştırmamak için algını kendine yapıştırmadan kullanman lazım.

Konu dağılmadı arkadaşım. Konu, insanın kendini, algısına göre ayarlamasından dolayı hep başkalarına göre mutsuz ya da mutlu olmaya çalışması sonucu, sonunda mutluluğunu incecik bir ipliğe bağlamasıdır. O ip de koptu mu, bir ufacık fıçıcık içi dolu turşucuk gelir yüzünüzü ekşitir.

Oysaki bu sadece algısal olarak yaratılmış bir dünyanın, insana biçtiği tek bir rolü sunabilmiş olmasıdır. Üşenen bu rolü alır, gerisini sorgulamaz. Rol nedir? Bu yarışlar dünyasında geri kalmamak için koşmak gerekliliği... At gibi... Koştukça başaracak sanırken bir yerde başarısız olmalıdır ki mühim olan bu dünya da kazanman değil, kazanmaya devam etmendir. Her kazanç bir kayıp hissettirmeli bu nedenle. Bu sistemde... –Şimdilerde değişiyor bu sistem de neyse...–

Bu dünya işte "herkes" mutsuz dedirtmek istiyor ki, "Ulan ben bir mutlu olayım size sırrını anlatıcam," deyip cennetin anahtarı gibi satalım. Köşeyi dönünce de sırrı verelim. "Nanik!"

Hayır. Düşünün dedim değil mi?

"Herkes" kim? Mümkün mü bunu bilebilmek? Birinin gerçekten mutlu olması ile gerçekten mutlu gibi bir kişilik geliştirmesi arasındaki fark, düzenli uygulanması gereken onlarca psikoloji seanslarıdır. Biri gerçekten mutluyken diğeri baya psikolojik olarak rahatsız olabilir. Hadi baya baya istatistik yapıldı ki yapılmışı var zaten. "Herkes"le yapılabilir mi? Hayır. İstatistik yalan mıdır o zaman? O da hayır. Mesele şudur: İstatistik gibi bilimsel olan her bilgi, algının sadeleşmesi, saflaşması ve sonunda özgürleşmesi içindir. Hemen doğruya kon diye değildir. Bilimin hakikatle işi olmaz arkadaşım, o senin işin.

E yani?

Algıya kanmayacağız. Algı insanın kendini doğasıyla kıyaslayarak kendine bir yön vermesi için önemli bir bilgi alanıdır. Ama kendi değerini ölçmek için de çok yanıltıcı bir yerdir. Bunu bu sistem iyi bilir. Bilir ki insan dışarısının algısıyla kendisine değer biçer, toplum ya da çevre ne kadar onaylar ve takdir ederse o kadar dışarıdan beslenen bir değer algısı yaratır. Aslında kendi değeri değil dışarının kontrol ve takdirine bağlı bir değer anlayışı olur ve insanı dışarıya bağımlı kılar. Farkına varılana kadar dünyayı tükettirir ama değil duble, bir tek değer bile kattırmaz.

– Ne yapacağız ya o zaman, söyle? Ne yapacağız? Deli deli konuşuyor... Ormana mı yerleşelim hayvan gibi?

– Yok, sakin ya, sakin ol kaplan, insanlıktan bahsediyoruz. Tüket sen, yine tüket, alışverişine lafımız yok da, kendini tüketme diyorum sadece.

– Nasıl?!

– İlk önce adımını at. İçinden bir karar ver. Söz ver kendine.

– Ne sözü?

– "Ben değerliyim. Bitti," diyeceksin. İmzanı atacaksın, andını içeceksin, elini sıkacaksın, mührünü basacaksın.

– Eyvallah yiğidim, e sonra?

– Heh şöyle gevşe ne güzel.

– Diyelim tabi. Öyleyim tabii. Değerliyim ben!

– Sonra... "Herkes kadar..." diye ekleyeceksin. Çıktığın tepeden hemen şimdi şu anda yanımıza ineceksin. Gel haydi.

– Peki...

– Heh. Şimdi bileceksin ki değerlisin en az herkes ve her şey kadar. Rönesans dönemi birazcık şaşırmış. İnsan, hayatın merkezinde etiyle, bedeniyle, beyniyle yoktur. Öyle olsaydı bir insan ağzındaki salyalara bile dur diyemediği, ağzından çıkanın mana bile zor ifade ettiği hallerde olamazdı.

– Doğru dedin.

– Ve bileceksin ki kimseden hiçbir şeyden daha değerli değilsin. Her şey muazzam bir değerde senin bile aklının yetmeyeceği kadar değerdedir fakat eş değerlilik olduğundan kimse kimsenin üstünde altında değildir. Yine de görünürde bir hiyerarşi vardır hayatta. Biri birinin üstüne çıkamasaydı... Ohhhoo, boş ver şimdi, yani olmazdık, yani anamız babamız falan filan...

– Nasıl çözcez ya?

– Şöyle... Yükseğe çıktıkça aşağıya hizmet edeceksin. Hatta yukarı çıkma amacın bu olacak. Kibrini feda edip büyüyeceksin. Herkesi olduğu gibi kabul edip içinde, dışarıdan davranışlarında tahtlara layık olacaksın. Tahtı herkes ve her şeye borçlusun; unuttukça hatırlatacaksın.

İşte mesele şu. Algının, sana söylenenlerin ötesinde bir ilişki için işlemesi için önce insanın kendi değerini kabul etmesi ve bu değer için çalışması gerekir. Bunu keyifle yapması gerekir ki buna sebat denir. İnsana sabır verir. Su bu nedenle sabırla sebat eder, keyifle akar. Şırıl şırıl ya da haldır haldır ama hep coşku ya da keyif, neşeyle akar su.

İnsanın kendi gerçeğine yolculuktur ilişki; Aşk... İnsanın kendisi de algısının ötesinde gizlidir.

Algı ile ilerler, yaşar, kararlar verir; doğru yanlış belirler, dağları aşabilir. Ama insan, yolculuğun kendisidir.

1. Adım atacaksın. Kendi değerini kabul edeceksin. Başkalarından görüntüde daha değerli ya da değersiz olabilirsin. Bu algıdır. Özde, içeride, yani hastalıkta sağlıkta, şimdi ve yaşlılıkta değerin tektir ve eşittir.

2. Bu gerçeği hayatta gerçekleştirmek için sebat edeceksin. Sebat keyifle akmaktır. Sabırla yaşatır. Sabrın solu selamettir.

3. Selamet insanın gerçeğidir. Kendine dürüst olduğu kendine yalan söylemediği kendiyle birleştiği yerdir.

4. Bunu da yaşamanın; ekmenin biçmenin en bereketli toprağı da ilişkilerdir.

Lafa bak:

“Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.”

İşte bu hiç de ironik değildir. Bulunacak olanın aramakla değil, aramaya sebat etmekle, aramayı hayat bilmekle bulunacağının bilgisidir.

Haydi yılbaşına kadar düşünün. Değerinizi arayın. Hakkınızı arayın. Sesinizi arayın. Gerçeğinizi arayın. Sevginizi arayın. Haydi özgürlüğünüzü durmadan arayın. Durmaksızın yaşamayı arayın. Arayın siz. O sizi bulur.

"Konu: İlişkiler" yazı dizisine sormak istediğin, katkı sağlamak istediğin mailler için: hbyazidizisi@gmail.com

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş2044
  • 2Fenerbahçe2042
  • 3Galatasaray2039
  • 4Gaziantep FK2035
  • 5Alanyaspor2034
  • 6Trabzonspor2033
  • 7Hatayspor2032
  • 8Fatih Karagümrük2030
  • 9Yeni Malatyaspor2027
  • 10Antalyaspor2026
  • 11Göztepe2025
  • 12Kasımpaşa2025
  • 13Çaykur Rizespor2025
  • 14Sivasspor2024
  • 15Başakşehir FK2024
  • 16Konyaspor2023
  • 17Kayserispor2019
  • 18Gençlerbirliği2019
  • 19MKE Ankaragücü2018
  • 20BB Erzurumspor2017
  • 21Denizlispor2014
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum