Advert
Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 01-12-2020 04:18

Konu: İlişkiler 10/66: İsteklerin Sırrı

"İnsan sevdiği ile beraberdir." Bu araların mottosu, ilmi, hatta geyiği bizde bu.

"Bıktım," diyeni gıcık etmek, "Oh sonunda oldu be," diyeni kutlamak için kullandığımız cümle "İnsan sevdiğiyle beraberdir".

İnsan, yaşadığı ne varsa, ne kadar ağır, zorlu ya da çekilmez gibi dursa da altında mutlaka bir sevgi, orada olmayı yaratan bir istek sonucu oradadır.

Yani insan her daim aslında sevdiği ile beraber, her daim isteklerinin içindedir.

Ama insan seçtiklerini neden ve nasıl sevdiğini bilmez, isteklerinin ne olduklarını bilmezse daima da tam tersi düşüncede kalır: İstekleri olmayan, sevdiklerine kavuşamayan zayıf bir varlık olarak görür kendini.

Düşünsene, şu an hayatında olan ve olmasını istediğin hiçbir şey ile bir problemin yok. Olmasını isteyip de olmayanlarla uğraşıyorsun. Ya da olmamasını isteyip de olanlarla... Yani olmayan isteklerinle...

Oysaki ben sana diyorum ki hayatında her şey ve her şey isteklerin üzerine gerçekleşir.

Sadece bazı konularda isteklerimizden daha haberdarızdır, ya da isteklerimiz bize daha uygundur çünkü kendimizden daha haberdarızdır. Taşlar yerine oturur.

Şimdi sana çok eski bir hikâyeyle anlatayım bunu:

Evvel zaman, ahir mekân içinde bir Kral, görkemli tahtında oturmuş, huzurunda ona dönük olanları kabul etmişti. O gün önemli bir gündü, çünkü huzura kabul edilen soyluların en soyluları için hayat artık bildikleri gibi olmayacaktı. Kral ile aralarında, henüz uyanmamış bir varlık, heykel gibi orada öylece duruyordu. İncelediler, incelediler.

Onlara göre bu heykelin gizemi anlaşılacak boyutta değildi. Herkes çok iyi biliyordu ki Kral, Lahza adında bir zaman zerresinden sonsuzluğu ve eşi Amorfia adında mekân zerresinden kâinatları yaratmıştı. Bu iki eş birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak birlikte hareket etmeye başladığında, hayat gerçekten de onların bildiği gibi ilerlemeyecekti. Ama şimdi önlerinde duran bu uykudaki varlık da neydi? Kral ayağa kalktı ve yanlarına indi. Ellerini yukarı kaldırdı ve uykudaki varlığı göstererek şöyle dedi: "Bundan sonra tahtın şerefine o layıktır. Ben neysem o da odur. Ona boyun eğin." Ve boyunlarını eğdiler.

Hikâye burada bitmiş olsaydı bu zaten anlatılacak bir hikâye olmazdı. Çünkü hikâyeler bilgiye yol, meraka kaynaktır. Anlattığıma göre hikâyenin devamı var.

İçlerinden biri itiraz etti. Azara içlerindeki en parlaklarıydı. İhtişamı en yüksek, soyu en saflardan... Dünya güzeli bir erkekti. Kadınlar ve erkeklerin hepsi ona hayrandı. Güzelliği her boyutu aşan türden, ışığı alevden da sıcaktı. O yanmazdı bu yüzden. O ateşin eliydi. İtiraz etti emire. "Ben boyun eğmem," dedi. Heykele bakıp devam etti: "Benim elimin bir hareketiyle yönünü değiştiren Lahza ve Amorfia'nın karanlık yavrusuna boyun eğmem." Azara sadece Krala sadıktı. Onun en sevdiği oğlu, sağ kolu, sol kaburgasıydı. Onsuz o yoktu ve o, O'nun bu emrinin karşısında ayaklandı. "Bu uyku varlığını rüyasında yakalayıp tahtına ne denli layık olmadığını sana göstereceğim." Kral emrine inkârdan Azara'yı ışığından uzaklaştırdı ve böylece huzurundan gölgesine kovdu. Azara onun sınırsız yollar almasını sağlayan ışığının azlığında, hızla uykudaki varlığın rüyasına düştü. Azara orada her daim uyanık, her daim hazır ve har daim Lahza ve Amorfia'nın hâkimiyetinde, uykudaki varlığa ihtişamsızlığını göstermeye and içmişti.

Ve böylece uykudaki varlığın rüyasında Azara'yı gördü ve yaşam başladı.

Bu hikâye daha da sürer. Hâlâ da devam etmektedir. Herkesin yaşamında, en büyük iradeye boyun eğmeyen bir Azara'sı emire karşı gelir. Herkesin içinde, uykuda bir varlık, uyandığında oturmak üzere bir tahtın veliahtıdır. Ama tüm bunlar olup biterken sahnenin arkasında olanı ve biteni, en başında sonuna ve sırasında, durmaksızın, sonsuz bir bilgelikle yazan Kralı çoğu görmezden gelir. İnsan o tatlı uykusunda uyanmak için çabalarken, pek de uyanmak istemediği kadar da Azara'sıyla savaşır. Evet, uykudaki Âdem, Azara da şeytandır. Ama kim kimin ne emrine uymamıştır ki, tüm bu olanlar içinde akla yatmayan ne vardır ki, insan hâlâ hikâyeyi devam ettirir.

Çünkü her hikâye merakla başlar ama merak tatmin olmazsa bitmez. Demek ki sorulmayan bir soru vardır.

"Kral, her şeyi; tüm varlık ve yoklukların efendisi, zamanın ve mekânın yaratıcısı, tüm varlıklar meclisinin başlangıcı, sonu ve var olma nedeni ve sonucu olan Kral... Tek irade, tek bilge, tek soran, tek cevap veren, tek var eden, tek yok eden... Tek emir veren, emrine yerine de tek getiren değil midir? Azara da zaten Kralın kendisi değil midir?"

Kral tektir; var olan tekliktir. Bir diğeri hakiki anlamda yoktur.

Öyledir, Kral tektir. Kral emir verir. Azara'ya, elleriyle yarattığı o uyku varlık insana boyun eğme emrini... Azara O'nun oğludur. Onun ışıktan doğmuş, güzeller güzeli muhteşem oğlu... Huyunu bilmez mi... Tabii ki itiraz edecek. Azara öyle sever ki Kralını, emrin O'ndan gelmesi bile yetmez O'na olan sevgisini paylaşmayı... Çünkü Azara... İlk günahkâr, günah işleyip tanrının huzurunda, yine de onun sevgisini kâr bilir. İroniktir burası ama hadi kabul edelim, hangimiz öyle sevmedik ki...

Yıllar önce hatırlıyorum ki bunu paylaştığımda herkes içlerinde bir yerde neden bahsettiğimi çok iyi bilirdi:

"Seni sevmek için sana ihtiyacım yok” diyebilmiştim. Öyle çıkıvermişti içimden. Doğrudur hâlâ da öyle, o sevgi. Kimseyi kaynak bilmeden hâlâ canlı. Bazen öyle seversin ki sevdiğine sırtını döndüren, sevdiğinin yokluğunda yok hissettirmeyen, sevdiğini nedensiz sevdiren türden bir haldir o. İzin verirsen hele, öyle bir yayılır ki, şaşırırsın. Korkmaya başlarsın. Her yere yayılırsa bu kendimi kaybetmez miyim diye... Nerede başlarım nerede biterim bilemezsem ölmez miyim diye... Öyle bir sevgidir. Öyle işte. Öylece, öylesine, kendiliğinden.

Sonra "normale" döner, unutur, uykuna dalarsın yine. Yine başlarsın Azara'nın çukurlarına düşmeye.

Ama işin özü şudur: Bazen biz de işte, sevdiklerimizin emirlerine uymayız. "Git" derler, bakarız "Hayır" deriz. "Kal" derler, istersin ama kalamayız, "El Veda" deriz.

Azara da öyle inkâr etti emiri. Ama zaten Kral bunu istemişti.

İstemişti ki Azara'nın o muhteşem güzelliği ve ışığı tüm varoluşu aydınlatsın. Hatırlasana; Lahza ve Amorfia varoluşu kurdu. Ama ışıksız yoktu âlem. Karanlıkta hiçbiri harekete geçemiyordu. Evvel zamanlar, ahir mekânlarda her şey an içinde olur ve biterdi. Ama yaşam başladı mı ışık gerek. Işk gerek! Aşk'ın kökü Işk, yani ışık, yani Azara gerek. Işığın oğlu...

Şeytan o anlamda güzeldir. Muhteşem güzelliği ile korkutur bizi. En karanlık yerlerimizi aydınlatmak kadar korkutucu bir şey var mıdır? Ya aydınlatırsak karanlık yerlerimizi ve bunca zaman ışıksız gezdiğimize yanarsak? Yine ironi, yine paradoks... Azara böyledir. Cazibeli, güzeller güzeli, nurun elçisi, ateşim hâkimi...

Kralın küçük sevgili oğlu, ışığını yayacak. Uykudakine ışık saçacak ki uykudakinin uykusu azalacak. Vakti gelince Güneş gibi doğacak ve onu uyandıracak.

Emir ile istek farkıdır bu hikâye... İstekler olur ama emirler emrin sahibine bağlıdır.

İnsan isteklerini hep yaşar. Çünkü Kral'ın isteğidir bu.

Ama insan emrini her zaman yaşayamaz. Çünkü Kral'ın isteğine hizmet eden emirler yaşar. Onun isteğine hizmet etmiyorsa insanın emirleri de doğmadan ölür. Ölü doğar. Yaşayacak gibi olur ama hep nefessizdir. İçine nefes üflenmemiştir.

İnsanın isteklerini gerçekleştirmesinin sırrı, kendine verdiği emirleri özündeki Kral'ın isteklerine uygun vermesidir. E kendine ve hayatına vereceğin emirlerin Kral'ın isteklerine uyup uymadığını nasıl bileceksin?

Kralını tanıyacaksın.

Yani aklının izin vermediğini istediğini söylesen de, emirler versen de yaşatamazsın kendine. İstediklerin olsun istiyorsan emirlerini, karar ve seçimlerini aklına uydurman şart. İsteklerinin sana kazandırdıklarını istiyorsan onlar gittiğinde kaybettiklerinle yaşamaya akıllıca razı olman gerekir. Çünkü Tanrı insanı istekleri ile kendine uzaklaşsın, gölgeye düşsün diye yerine getirmez. Düştüğü çukurlarda girdiği gölgede Azara'nın ışığından kendi alevlerini saçsın da nurla aydınlatsın ister. Öğrensin, anlasın ama en çok gerçekten sevsin ister. Herkesi ve her şeyi sevsin. Sevgisi yayıldıkça azalan değil, artan türden olsun ister. O insan Işk olsun ister.

"İnsan sevdiği ile birliktedir," diyen de Hz. İsa'dır. O, Kralın oğlu, Azara'nın bir anadan doğma üvey kardeşi... Seven insanın ihtişamlı halidir.

"Konu: İlişkiler" yazı dizisine sormak istediğin, katkı sağlamak istediğin mailler için: hbyazidizisi@gmail.com

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş1838
  • 2Fenerbahçe1838
  • 3Gaziantep FK1834
  • 4Galatasaray1833
  • 5Hatayspor1831
  • 6Alanyaspor1830
  • 7Trabzonspor1930
  • 8Fatih Karagümrük1827
  • 9Göztepe1925
  • 10Antalyaspor1925
  • 11Yeni Malatyaspor1824
  • 12Sivasspor1823
  • 13Başakşehir FK1923
  • 14Konyaspor1922
  • 15Kasımpaşa1822
  • 16Çaykur Rizespor1821
  • 17Kayserispor1919
  • 18Gençlerbirliği1919
  • 19BB Erzurumspor1916
  • 20MKE Ankaragücü1815
  • 21Denizlispor1814
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum