Varol McKars
Varol McKars
Giriş Tarihi : 14-08-2020 01:36
Güncelleme : 14-08-2020 05:11

Kanada: Barışçıl ve adaletten uzak bir bağımsızlık öyküsü

Kanada notları - 2

Bir turizm yöneticisi ve rehber olarak (tabii Covid-19 öncesinde) Kanada'da ağırladığımız Amerikalı konuklarımıza ülkeyi tanıtırken "Kanada, her şeyden önce anti-Amerika'dır" diyerek söze girmek her zaman hoşuma giderdi. Sonra da bu farklılığı şöyle açıklardım: "ABD, bugünkü konumuna, Britanya İmparatorluğu'na karşı bir bağımsızlık savaşı vererek ulaşmıştır. Kanada ise, Britanya İmparatorluğu'na sadık kalmayı seçen 'loyalistlerin' ülkesidir."

19. yüzyılın ikinci yarısında ve Kraliçe Viktorya döneminde, Britanya İmparatorluğu tarihinin en parlak günlerini yaşarken bugünkü Kanada "üzerinde güneş batmayan dünya devinin" en büyük denizaşırı toprakları idi. Yüzölçümü 10 milyon kilometrekareye yaklaşan "Büyük Beyaz Kuzey"in yüzde 70'i ise, içinde yaşayan yerli halklar dahil, 1670'te, Britanya Kralı Charles'ın kurduğu ve bu uçsuz bucaksız topraklarda kürk ticareti imtiyazına sahip Hudson's Bay Company'ye aitti.

Başkaldıran Amerika

Öte yandan, 16 Aralık 1773'te Amerika'daki İngiliz kolonilerinde yaşayan bağımsızlık savaşçıları, British East India Company'nin, Hindistan'dan ithal ettiği çayı Kuzey Amerika'da vergiden muaf olarak satmasını protesto etmek için Boston limanında demirli İngiliz gemilerindeki çayları denize dökerek imha ettiler. Bu eylem, Amerikan bağımsızlık hareketinin başlangıç sembolü haline geldi.

Bu süreçte karışıklıklardan rahatsız olan ve Britanya'ya bağlı kalmayı tercih eden, bu nedenle "Loyalist" olarak tanımladığımız 50 bine yakın, İngiliz, İskoç ve İrlanda asıllı göçmen, 49. paralelin kuzeyindeki bölgelere, yani Kanada'ya göç etmeye başladılar. Bağımsızlığını kazanmasından bir süre sonra, 1812-14 arasında ABD'nin Kanada'yı topraklarına katma girişimi ise başarısızlıkla sonuçlandı. 1861-65 arasındaki Amerikan İç Savaşı'nın sona ermesinin hemen ertesindeki dönemde ise Britanya İmparatorluğu dominyonların giderek ağırlaşan mali yükünden bir ölçüde de olsa kurtulmak ve dünya sahnesinde giderek yükselen Amerika Birleşik Devletleri karşısında gücünü korumak için Kanada'nın kısmi bağımsızlığını destekliyordu.

British North America olarak da bilinen Kanada'nın küçük bir bölümünü kaplayan dört dominyon; Kanada (*), Yeni Brunswick (New Brunswick), Yeni İskoçya (Nova Scotia) ve Prens Edward Adası (Prince Edward Island), Britanya'nın teşvikiyle 1 Eylül 1864'te, Prens Edward Adası'nın (PEA) Charlottetown kentinde bir araya geldiler. Newfoundland ise, konferansı desteklemekle birlikte, zamanında haberdar olamadığı için delege gönderememişti.

Charlottetown Konferansı'na katılan ve politikacıdan itfaiyeciye, gemi mühendisinden askere değin her kesimi temsil eden 23 delege ile aynı tarihlerde şehirde gösteriler yapan bir sirk bulunuyordu. Sirk elemanları otelleri doldurduğundan delegeler açıkta demirleyen Queen Victoria gemisinde "konaklamak" zorunda kaldılar ve yedi gün süren konferans boyunca eyalet konağındaki oturumlara katılmak üzere her sabah sandalla karaya çıktılar.

Kanada şirketinin genel kurulu

Bendeniz bu konferanstan yaklaşık 150 yıl sonra Charlottetown'da "British North American Union" pankartı ile karşılanan delegelerin toplandığı ve Kanada'nın geleceğini tartıştığı salonları gezerken, bu mekânda bir ülkenin kuruluşundan çok, bir şirket genel kurulu yapıldığı izlenimini edinmiştim.

İşte tam da o anlarda kendi kurtuluş savaşımızı, Sevr anlaşması ile yok olmanın eşiğine gelen Osmanlı İmparatorluğu'nu, Atatürk'ün önderliğinde, yokluklarla ve zorluklarla mücadele ederek, hem silah hem de diplomasi yoluyla kurduğumuz modern ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni hatırladım ve bundan bir kez daha gurur duydum.

Bir hafta boyunca bol miktarda istiridye ve ıstakoz yiyip şampanya içerek geleceklerini tartışan delegeler, kurucu babaların eşlerine yazdıkları mektupları bir tarafa bırakırsak, Charlottetown Konferansı'nın zaptını tutmaya bile gerek duymamışlardı. Konferansın tek resmi belgesi eyalet konağı önünde çekilmiş olan fotoğraf idi. Ama her şeye rağmen konferansın sonunda bir "konfederatif ruh" doğmuştu.

Bir ay sonra Quebec şehrindeki ikinci konferansın ardından "Kanada Dominyonu" (*), Ontario ve Quebec olarak ikiye ayrılırken, ilk konferansın ev sahibi PEA, yeni oluşumdan bir yarar görmeyeceğine karar vererek birliğe katılmadı. (Ne var ki aynı eyalet, dokuz yıl sonra inşa ettiği ve koloninin iflasına mal olan, adanın çevresini dolaşan demiryolu borçlarını genç Kanada konfederasyonun üstlenmesi karşılığında birliğe katılacaktı.)

1866'daki Londra Konferansı'nın ardından, 1 Temmuz 1867'de imzalanan Britanya Kuzey Amerika'sı Antlaşması (British North American Act) ile bugünkü Kanada anayasasının büyük bir bölümü yürürlüğe girdi ve Kanada anayasal bir monarşi olarak dünya sahnesine çıktı. (Ancak ne var ki Kanada, kendi anayasasını yapma hakkına sahip olacağı bugünkü statüsüne ulaşmak için daha 115 yıl bekleyecekti.)

"Kurucu babalardan" John A. MacDonald (ki son birkaç yılda ırkçılığı tartışılıyor ve bazı eyaletler bu nedenle heykellerini kaldırdılar), Kanada'nın ilk başbakanı olduktan sonra Kanada, Hudsons Bay Company'ye ait, "Rupert’s Land" olarak bilinen, yedi milyon kilometre büyüklüğündeki bir alanı da 1868 fiyatlarıyla 1.500.000 dolara (300 bin sterlin) satın alarak topraklarına kattı.

Bundan sadece bir yıl önce, 1867'de ise ABD, bir milyon kilometre büyüklüğündeki Alaska için Rusya'ya tam 7.200.000 dolar ödemişti. Kraliçe Viktorya'nın onayladığı satışla ilgili olarak hiç kimse, bu topraklarda yaşayan on binlerce yerliye fikrini sormadı.

Trans-Kanada demiryolunun Batıya doğru genişlemesi ve Kanada'nın Atlantik ve Pasifik uçlarını birleştirmesine paralel olarak, Manitoba, Saskatchewan, Alberta ve İngiliz Kolumbiyası da konfederasyona katıldı.

Newfoundland ise 1949'da, referandum sonucunda konfederasyona katılan son dominyon oldu. 1999'da da, Eskimoların ülkesi olarak ve serbest bölge statüsünde Nunavut doğdu ve Kanada konfederasyonu, bugünkü yapısına ulaştı.

1965 yılında Kanada Konfederasyonu, akçaağaç yapraklı kırmızı-beyaz bayrağını ulusal bağımsızlık sembolü olarak kabul etti.

Ve tam bağımsızlık

17 Nisan 1982'de Ottawa'da, bugünkü başbakan Justin Trudeau'nun babası Başbakan Pierre Trudeau'nun Kraliçe Elizabeth ile imzaladığı anlaşma ile Kanada, kendi anayasasını yapma ve değiştirme hakkını elde ederken, halen geçerli olan İnsan Hakları Bildirgesi'ni yürürlüğe koydu.

Bugün de anayasal bir monarşi ve federal bir demokrasi olarak İngiliz Milletler Topluluğu'nun bir üyesi olan Kanada'nın devlet başkanı, sembolik de olsa Kraliçe Elizabeth. Ülkenin başında da Kraliçe'nin, başbakanın önerisiyle atadığı bir genel vali bulunuyor.

İşte bugün dünyanın saygın ve demokratik ülkeleri arasında yer alan, her yıl üç yüz binden fazla göçmeni ülkesine kabul eden, on milyonlarca insanın gelecek düşlerinde yer alan Kanada'nın, bu toprakların, binlerce yıldır burada yaşayan esas sahiplerine "haber vermeden" ulaştığı bağımsızlık öyküsü.

Bu yazıda, Kanada'ya İngilizlerden önce gelen ve egemen olan bir başka emperyalist güçten, Fransa'dan hiç bahsetmedik. O da bir başka yazının konusu olsun.

(*) O tarihteki Kanada dominyonu, bugünkü Ontario ve Quebec eyaletlerinin birleşmesinden meydana gelmektedir ve bugünün Kanada'sı ile karıştırılmamalıdır.

Kanada'nın tarihi hakkında, Turkish Voice of Canada'dan İrep Çakır ile bu Temmuz ayında gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Galatasaray26
  • 2Alanyaspor26
  • 3Göztepe24
  • 4Fatih Karagümrük24
  • 5Beşiktaş24
  • 6Antalyaspor24
  • 7Hatayspor13
  • 8Fenerbahçe13
  • 9Kasımpaşa23
  • 10BB Erzurumspor23
  • 11Sivasspor23
  • 12Kayserispor23
  • 13Konyaspor11
  • 14Gaziantep FK21
  • 15Trabzonspor21
  • 16Gençlerbirliği21
  • 17Yeni Malatyaspor21
  • 18Denizlispor21
  • 19MKE Ankaragücü10
  • 20Çaykur Rizespor20
  • 21Başakşehir FK20
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum