Ayşegül Ilgaz
Ayşegül Ilgaz
Giriş Tarihi : 06-06-2020 01:01

Hayaller ve Gerçekler

Bir karakterin derinliğini sağlayan karmaşası gibi, kimse iyi ve kötü düzleminde bir uca yerleşmiyor öylece. Zaten hikâyeyi ortaya çıkaran, bizi havalara uçurduğu gibi yerin dibine gömen de bu. Sadece kötü olsaydık, her şey daha kesin daha kolay olurdu. Ama çiğ bir kolaylık için değil, kazanılmış zorlukların gönül ferahlıkları için buradayız.

"Hiçbir karakter sadece iyi ya da sadece kötü olacak kadar sıkıcı olmamalıdır," aklımda kalan bir yazarlık tavsiyesidir. Hikâye içinde kahramanları okuyucuya ilham olmaya doğrular kadar yanlışlar da hazırlar.

"Hayat hayal kurmak kadar kırılmak için de elverişli bir yer," demişti bir tavsiye de. Tüm önceliklerini yeniden düşünecek kadar yalnız bırakabilen bu cümlenin ardından ben, ender sessizliklerimden birini yaşamıştım. İtiraz etmek ile doğrulamak arasında bunun bu kadar basit olmadığını sezdiğim, yeni ve acılı bir öğrenme sürecinin başlangıcıydı.

Hayat gerçekten de hayallerin kurulması kadar kırılması için de elverişli bir yerse, kurulan hayaller gerçekleştiğinde o hayale ne oluyor? Peki ya kırılanlar? Sokakta gelişine adımlarla karanlıklarına ışık bulmak için yürürken parçalanmış hayallerini ne yapıyor?

Gerçekleşmesi için bir hayalin, kurulduktan sonra hiç kırılmaması mı gerekiyor? Yoksa aslında iyi-kötü, doğru-yanlış, uğruna mücadele etmek mi gerekiyor? Burada olasılık nasıl hesaplanıyor?

İstanbul güncel olarak 15,03 milyon nüfuslu "kalabalık" bir şehir. Bir günde karşılaştığımız insan sayısı ortalaması artsa da hayata gerçekten dokunacak kişi sayısı hâlâ en fazla iki elle sayılabiliyor. Metrobüs kullanıyorsan şansın belki artabilir. Geçen sene metrobüs kullananların sayısı 22 milyon arttı. Ama şimdiye kadar hiçbiriyle samimi bir sohbete yol verebilecek bir karşılaşma yaşamadıysan ortalamayı sabit tutuyorum. Kısacası, şehrin kalabalığı şansını artırsa bile kalbine dokunanlarla karşılaşma olasılığın hâlâ % 50 - % 50. Ya karşılaşırsın ya da karşılaşmazsın. Öyleyse yollara bilerek değil, inanarak çıkmalısın. Peki bu yolda neye varsın?

"İyi kadar kötüye de varım", her durumda olmasa da bazen, düşmekte olan sevdiklerinin yanlarında olmak için severek vermek isteyeceğin bir söz olur. Ama diğeri karanlığı ile sana gölge düşürmek istemediğinde, kendi kendinde yolunu bir an önce bulmak gayesindeyse, yanında nasıl olacağını bilemezsin. Bir yol ararsın.

Ben böyle bir arayışta, sezgilerimin pusulasıyla karanlığa doğru yürüdüğümü gördüğümde henüz kırılmamıştım. Hayallerim hâlâ sağlamdı. Ama çözüm için her yolu değerlendiren zihnimin sokak aralarında sıkışıp kalmıştım.

"İddia ettiğimiz doğruların içinde gizlidir, en derin korkular." Bu hayat tavsiyesi ise o zaman zihnimde benimle beraber kaybolmuştu.

Bu sefer korkum sezgi kılığına girip bana seslenmişti: "Kırılmaması için bir şey yapmam lazım."

"Susma konuş. Korksan da söyle ya. Sen söylemezsen bu nasıl değişecek ki sonuçta?!"

Her şeyi konuşarak, uzakta durarak, yolundan çekilerek ya da bir şekilde ihtiyacı olduğunu düşündüğünü yaparak çözebileceğini düşünen bir zihniyet, hayata "problem" olarak bakıyordur. Ya çekinerek ya da üstüne giderek çözüm bulur. Durmak aklına bile gelmez.

Oysa sezgilerimin fısıltısı yankılanıyordu içimde "Dur," diye. Ama ben ona da "korku" diyordum. Çünkü iyileşmek için bir şey yapmayı çok istiyordum.

Bir başkası ise dursa da bekliyordur aslında. Zaten budur diğerini ayaklandıran. Vazgeçilmesi zor hayaller için olması gerekenleri sadece beklemek bir oyunudur zihnin. Seni sana iyi gelecek şeyden bahanelerle uzaklaştırır. Bu çok ulvi, mantıklı ya da gerekli gözükse de aslında bir kaçış halidir. Üzülmekten, kırılmaktan kaçarız. Hayatta eksik ya da yenik hissettiğin zamanlarda tam aksini kanıtlayacaksın zannederken kendini eksik ve yenik bırakırsın.

Durmaksa, sadece durmak ikisi de değilmiş meğer. Bir hayal kırıldığında anlaşılabilecek nadide bir tavsiye olacak bu ders için, yola devam etmiştim ben.

İnsan işinde, aşk hayatında, arkadaşlarıyla ve ailesinin yanında mutlu hissetmek ister sadece. Mutluluğa bir resim çizdiğin anda ise bunun dışında olan her ihtimali esirgersin kendinden. Ve gerçek şu ki mutluluk şartlarda değil, olanı olduğu gibi kabul etme kapasitesindedir. Hayata ve kendine –pek de elle tutulur gibi gelmese de nedenler– sadece güvenmeyi seçmektedir. Tekrar tekrar...

Yoksa mutluluk için Abidin, o mükemmel resmi hiç çizemezsin. İyi kötü, düşe kalka ilerlerken güzellikler kadar çirkinlikleri de paylaşmaktır, anlaşılmaktır arayışımız. Kırılmamak değil, kırıldığımızda parçaları birlikte toplamaktır. Soğuk evin sıcak yatağını paylaşmaktır.

Ne var ki ben sezgi rolünde korkumu seçmiştim. Paramparça ettim hayatımı. Bütünlük için ayrılık nedir bilmem lazım sanıp, evimdeki Yuka'nın bile köklerinin iki ayrı saksıya alındığına şahit, öylece kalakaldım. Kendimize verdiğimiz sözler olur seçimlerimiz. Ben de seçimimin acısını eski bildiğim benden ayrılarak sonlandırdım. Eskiden koyduğum yerlerde de kimse kalmamıştı. Çünkü üstüne oturdukları kaidelerim yıkılmıştı. Bazen yeniden doğmak istiyoruz ya. Doğarken ağladığımızı unutuyoruz ama.

Kaçınılmazlığını sonunda kabul ettim düşüşün. Ve kırıldım. Kafamdaki münazaranın sonunda, incecik titrek sesimle "Ne oldu?" diyerek kendime, ardından gelen sessizliğimi sonunda tatmıştım. Acıydı tadı.

Bu sorunun cevabının ardından hayallerle ilgili tek bir sarsılmaz gerçek geliyor. O da ifade. Hayalin gerçekleşmesini sağlayan şey bu. Kendi kendine ifade edebilmek için yaşadıklarını çoğu zaman paylaşmak gerekiyor öncesinde. İletişim... Çoğu hayal onu geliştirmekten kaçtıkça kırılıp yok oluyor. İletişim olmayınca da uzlaşma yakalanamıyor.

Diğer çoğu hayal ise iletişimi geliştirmekle büyüyüp büyütüyor. Çünkü bu süreçte bu kahramanlar dürüstçe düşündüklerinin ötesinde en derin korkularını ifade ediyor. İfade edilen her korku da o an etkisini kaybediyor. İşte bu çok önemli. Çünkü dünyada söylenmemiş çok fazla gerçek var. Ama önce durmak gerekiyor biraz kendinle.

Gizli kalan korkular bir yandan koparıp ayırıyor insanı, diğer yandansa her acı gibi büyütüyor. İnsanın sevme kapasitesi de böyle artıyor sanırım. Kabul edip her şeyi, ne olduğunu bile anlayamadan artık da anlamaya ihtiyaç duymadan öylece... Deliler gibi koşup yorulmaktan sonunda duruyor sadece. Hayatı yakalamak için koşmaktan vazgeçip durunca da, hayat yakalıyor insanı herhalde.

O zaman anlıyor insan kırılmanın ne demek olduğunu. Her şey zayıf olduğu yerden parçalanır. Güçlendirmek için süreç zorlu olsa da eğer parçalar altın niyetine sessizlikle yapıştırılırsa... O zaman güçleniyor insan. Sertleşmeden, kibre girmeden, sıradan vatandaş gibi sokakta, herkesin kırıklarını bir zayıflık değil de güçlendiren hassasiyetler olarak görüyor. Zamanla, sessizce işlenecek türden. Tam toparlansa da, kırık kalsa da daha bir az nedenle seviyor insan kendini.

Aslında gerçek bir kahramana kahramanlık sorulsa, kırgınlıkları ve yenilgilerinden bahsederdi sanırım. Kendinden şüphe ve korku olmadan bir kahraman yaratamazsın ya. Onu kahraman eden şey düşmanıydı sonuçta.

Kahramansa o iddiaları ve mutluluk için çizdiği mükemmel resmi bırakıp olanla olduğu gibi barışırsa savaşını bitirir. Karşında biri bir gün çok yorulduğunda ve beyaz bayrağını çekip tüm kırıklarıyla nasıl yapıştıracağını bilmese de öylece durduğunda hayal artık değişmeye gebedir. Kendiliğinden... Zamanla...

O yüzden bir gün kendine ya da birine hayatın engebelerinde yardım etmek istiyorsan bırak. Bırak çözülsün. Dur ve izle sadece. Kalbinden gelen bir ses içindeki o münazara bittiğinde sana doğru zamanda nedensizce fısıldar zaten. Ama dur önce. Çünkü durmak ve kendini hayatın akışına bırakmak bir kahramanın en son hamlesidir.

Kahraman bir başkası için ölmeyi kabul edendir. Bazen de bir başkasının ölmesine izin vermektir. Bu ölüm, mütevazı dileklerin için koşturmak değil de, bir gün durup hayata teslim olmak olabilir. Hayatın senden her zaman bir adım ötede ne planladığını bilmeden eski sen bildikleriyle bir hayali belki kırmıştır. Ama yeni bir hayal, o kırıkları altınla yapıştıran sanatçıların yaptığı gibi yeniden ve daha güçlü olabilir.

Zaten yeterince koşturmuyor muyuz sence? Biraz da dur, bak öylece. Otur azcık. Dinlen şöyle...

* Kintsugi - The Beauty of Scars

* Kintsugi (Altın Tamir) kökü 15. yüzyıla dayanan, temelde kırılmış çömleklerin gümüş, altın gibi değerli madenlerle yapıştırılma fikrine dayalı bir Japon sanatıdır. Bu sanatın ifade etmek istediği şey kırılan bir şeyin neyle yapıştırılacağına bağlı olarak daha değerli hale gelebileceğidir.

Photo Credit: http://lauraracero.com/portfolio/kintsugi/

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor616
  • 2Fenerbahçe614
  • 3Galatasaray610
  • 4Fatih Karagümrük68
  • 5Kasımpaşa68
  • 6Antalyaspor68
  • 7Yeni Malatyaspor68
  • 8Göztepe67
  • 9BB Erzurumspor57
  • 10Sivasspor47
  • 11Başakşehir FK67
  • 12Gaziantep FK67
  • 13Hatayspor47
  • 14Konyaspor56
  • 15Kayserispor56
  • 16Çaykur Rizespor55
  • 17Trabzonspor65
  • 18Denizlispor55
  • 19Beşiktaş44
  • 20Gençlerbirliği54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum