DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Yeşim Tektaşlı
Yeşim Tektaşlı
Giriş Tarihi : 01-12-2021 02:25
Güncelleme : 02-12-2021 01:13

Frankfurt İl Meclis Başkanı Hilime Arslaner Gölbaşı ile Söyleşi

"Ne kadar burada yaşasak da daima Türk olarak görülüyoruz"

2021 Almanya yerel seçimlerinde Frankfurt'un ilk göçmen kökenli İl Meclis Başkanı seçilen Hilime Arslaner Gölbaşı ile makamında gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde, Türkiye'den Almanya'ya, yerelden genele; iklim, konut ve mülteci sorunlarından kadın hakları, artan ırkçılık ve Almanya'daki Türklerin siyasi eğilimlerine kadar birçok konuya değindik.

Bugün beni ofisine kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Okurlarımıza kendini tanıtır mısın?

İsmim Hilime Arslaner Gölbaşı. 23 Nisan gibi özel bir günde doğdum ve beş yaşımdan beri Frankfurt'ta yaşıyorum. Heidelberg Üniversitesi Ekonomi mezunuyum. 2011 yılından beri Yeşiller partisinde Frankfurt'ta Meclis Üyeliği yapıyorum. Önceki dönemlerde partimin ekonomi sözcüsü olarak görev aldım. Ve aynı zamanda partim adına Belediye çalışanlarıyla ilgili konulardan da sorumluydum. Bu sene 22 Nisan seçimlerinde Meclis Başkanı olarak seçildim.

Frankfurt ve Türkler için en çok neler yapmak istiyorsun?

Tabii ki tüm Frankfurt halkını temsil ettiğimi vurgulamak istiyorum. Ancak bu 750 binli şehrin yaklaşık 50 bini, en büyük göçmen kitlesini oluşturan Türkiye kökenli Türk veya Alman vatandaşları. 2021 yılına geldiğimizde halen hem biz Türklerin, hem de Arap ülkelerinden gelen göçmenlerin ötekileştirildiğini görüyoruz. Örneğin bir Türk ismiyle iş veya ev ararken zorlanıyorsunuz. Günlük hayatta ırkçılık yaşanıyor. Bunlara karşı öncelikle bizim buraya ait olduğumuzu ve bunun artık tartışılmaz bir gerçek olduğunu göstermek istiyorum. Biz Frankfurt'un halkıyız. Bunun en iyi göstergesi de, benim bir Türk kadını olarak bu şehrin Meclis Başkanı olmam, bu konuma gelmem, Frankfurt halkını temsil edebilmem, Türkler adına hem burada hem farklı alanlarda görünüyor olmamdır. Örneğin Frankfurt ekonomisine çok büyük katkıları olan Frankfurt'ta çok sayıda Türk İş İnsanı olmasına rağmen, bunların farkına varılmıyor. Özellikle Türkiye-Almanya İşçi Anlaşması'nın 60'ıncı yıldönümü yaşanırken, buraya işçi olarak gelen insanların çocukları, 2. ve 3. nesil artık her alanda mevcut. Ekonominin dışında, benim örneğimde de görüldüğü gibi siyasette varız, doktorlar var, kültür-sanat alanında aktifler, Türkçe tiyatro yapan kurumlar oluştu ve başka örnekler de saymak mümkün. Frankfurt halkının bunları görmesi ve tanıması gerekiyor. Bulunduğum görevde bu insanların faaliyetlerini himaye ederek Türklerin dışında daha geniş kitlelere ulaşmalarını sağlamak istiyorum. Frankfurt'ta 180'den fazla ülkeden göç etmiş insanlar var. Özellikle onların bu tür kültürel faaliyetlere daha fazla katılmalarını sağlamalı. Ve bunun devamında Türkiye ve Türklerle ilgili imajı değiştirmek istiyorum. Örneğin Eskişehir'in Frankfurt'la kardeş şehir olmasını aktif bir biçimde destekledim. İlk gezilerimizde basın, "Bu kentlerin kardeşliği sizin için neyi ifade ediyor, neden önemli?" diye sorduğunda, "Türkiye ile ilgili imajın düzelmesini bekliyorum," demiştim. Eskişehir gibi demokratik bir Belediye Başkanı tarafından yönetilen ve demokratik bir yapıda olan bir şehirle kardeşlik yaptığımızda, giden heyetimiz şehre hayran kaldı ve Türkiye ile ilgili düşüncelerini birçok açıdan değiştirmek zorunda kaldılar. Görevimde Türkler için yapabileceğim en önemli katkı, Türkiye ve Türkler hakkındaki düşünceleri olumlu yönde geliştirmek. Dikkatlerini Türk insanların ve Türkiye'nin olumlu taraflarına çekmek istiyorum. Çünkü biz nihayetinde ne kadar burada yaşasak dahi, daima Türk olarak görülüyoruz ve Türkiye'nin sorunları bizden sorulmaya devam ediliyor. O sebepten olumlu örnekleri ve Türkiye'nin Erdoğan'dan ibaret olmadığını anlatabilmek ve gösterebilmek istiyorum.

Şu an Frankfurt Yerel Yönetimler açısından en önemli sorunlar / hedefler nelerdir?

Frankfurt'un yerel sorunları dediğimizde en başlıca sorun aslında yerel değil, bütün dünyayı ilgilendiren iklim sorunudur. En önemli hedeflerimizden birisi, buna karşı Frankfurt olarak mücadele etmek. Bu iklim ısınmasına karşı, CO2 / karbon emisyonunu azaltmayı hedefliyoruz. Bu tabii farklı alanlarda çok kapsamlı çalışmalar gerektiriyor.

Örneğin ulaşımda dizel araçların daha fazla azaltılması için şehir merkezine dizellerin girememesiyle beraber, insanları buna teşvik etmek için toplu taşımanın çok daha uygun fiyatlarda olması gerekiyor. Toplu taşımayı önemli ölçüde ucuzlatarak, kullanımı teşvik etmek istiyoruz. Örneğin Viyana gibi şehirlerde komple bedava. Onu Frankfurt'ta şu an yapmamız mümkün değil. Korona dolaysıyla Frankfurt bütçesi bir hayli sarsıldı. Ana hedefimiz iklim için ulaşım emisyonlarını azaltmak dediğimizde, tüm ulaşım araçlarına bakmak gerekiyor. Almanya içinde uçak seyahatlerini azaltmak veya sıfıra indirmek için tren biletleri fiyatlarını düşürmek gerekir.

Ve ulaşımdaki zararlı emisyonu azaltırken, oksijeni artırmak için yeşillendirmeyi önemsiyoruz. Hastalanan ağaçların yerine yeni ağaç dikilmesinden öte, Frankfurt'un etrafında oluşturan yeşil çember alanı ("Grüngürtel") korumamız şart. Bu alanı diğer tüm taleplere rağmen, resmen savaş vererek koruyoruz.

Diğer taleplerle neyi kastediyoruz? Burada direkt Frankfurt'un diğer büyük sorunu, konut sorununa geçmiş oluyoruz, ev / konut sıkıntısı. Ama yeşil alandan taviz vermememiz gerekiyor. Yeşil alanları artırmak için örneğin çok detaylı planlar da var. Otobüs duraklarında kabinlerin üstünü bile yeşillendirmek, tramvay rayların arasını yeşillendirmek, yani mümkün olduğunca her yere yeşili eklemek. Bunlar çevrecilik ve iklim ile ilgili yapacaklarımız.

Konut sorununa gelince, Frankfurt'un şehir alanı tabii sınırlıdır ve şu anki haliyle Frankfurt nüfusuna yetememektedir. İstihdam ve işyerleri sebebiyle Frankfurt Almanya içinde en cazip şehirlerden birisi. Son on yılda nüfusumuz 150 bin arttı. Yani Almanya'nın diğer şehirlerine göre, Frankfurt'a akın akın gelen insanlar var. 150 bin insan dediğinizde, ona göre konuta ihtiyaç var. Bunların aynı hızda sağlanması mümkün değil. Bir kere alan kısıtlı. Bu sebeple farklı çözümler düşünülüyor. Çözümlerden biri "Nahverdichtung" dediğimiz, yani şehirlerde merkezi yerlerde 2-3 katlı binalara 1-2 ek kat imkânı vermek, çatı alanlarını genişletme ve konut haline getirme imkânı vermek. Ofis yerlerine eskisi kadar ihtiyaç olmadığından, bunları konuta çevirme imkânı, yani bu şekilde konut alanlarını artırmak. Ancak bunu Frankfurt'un öyle veya böyle tek başına yapamayacağı da kesin, tek başına karşılayamayacağı belli. Dolayısıyla Frankfurt civarındaki yerleşim yerleriyle ortaklaşa çalışıp oradaki konut sayısını artırmak istiyoruz.

Ayrıca sosyal konut yapımını artırma kararı aldık. Frankfurt Belediyesi'ne ait "Wohnungsgesellschaft" şirketi var. Bu şirketin % 30 sosyal konut yapma zorunluluğunu % 40'a çıkarttık. Çünkü önceki kotayla fakir insanlara verilen evlerin dışında, artık özellikle öğrenci ve dar gelirliler için de ihtiyaç doğmuş görünüyor. Dar gelirli dediğimiz insanlar, aslında orta sınıf sayabileceğimiz, örneğin hemşireler veya havaalanında çalışanlar (ki 80 bin kişi çalışıyor havaalanında). Bu insanlar normal şartlarda, yani haftada 40 saat çalışmalarına rağmen, aldıkları maaşla kiralarını karşılayamıyorlar artık ve onun için desteklenmeleri gerekiyor.

Bu sosyal konutlar için gerekirse zarar da edilebiliyor mu?

Aynen; gerçi bu şirketin edineceği kârlar başka alanlardaki hizmetlere de kullanılıyor. Örneğin sosyal konut oranını % 50'ye çıkarttığımızda, oluşacak zararlardan dolayı Frankfurt bütçesinin geliri azalır ve dolaysıyla başka sosyal proje ve alanlarda kullanılan bütçelerde sıkıntı yaşanabilir. O sebepten bu hesaplamaların dikkatli yapılması gerekmektedir.

Sorduğun Frankfurt'taki yerel sorunların dışında, Almanya'da son yıllarda artan çok önemli bir genel sorun olan ırkçılıktan da bahsetmek istiyorum. Frankfurt'a 20 km mesafede Hanau şehrinde örneğin iki yıl önce, aralarında Türklerin de olduğu 9 göçmen öldürüldü. Ve ayrıca göçmenleri ve mültecileri destekleyen bir Alman siyasetçi öldürüldü. Yani bu eski Nazi akımı gibi şeylerin tekrar hortlaması gibi endişelerimiz var. Frankfurt polisinde örneğin; bu NSU olayların mağdurlarının avukatlığını yapan bir kadının ev adresi bilgileri, Frankfurt polisinden edinilmiş ve tehdit mektupları gönderilmiş. Hatta Avukat önce gelen birkaç tehdit mektubunu çok ciddiye almamış. Ancak küçük kızını öldüreceklerini ve evin adresini vs. bildiklerini yazdıklarında, Avukat polise başvurmuş. Fakat merkezdeki polis karakolunda yapılan araştırmalarda ve kurulan komisyon çalışmaları sonucu görüldü ki, buradaki polisler aralarında ırkçılığı ve hatta engellilerle ilgili rencide edecek düşüncelerle chat grupları kurmuşlar. Bu boyutlara ulaşmış olması vahim, ehemmiyeti büyük bir sorun. Çünkü Almanya'da başımıza bir şey geldiğinde, bir ihtiyacımız olduğunda, bildiğin gibi Polis "arkadaşın ve yardımcın" olarak ilan edilir ve öyle düşünürdük, ama artık başvuramıyorsun, çünkü onların ne kadar gerçekten yanında olacağını bilemiyorsun. Polis kurumuna karşı büyük bir güvensizlik oluştuğu için sıkıntılıyız.

Türkiye'de birçok ilde sosyal demokratlar yerel yönetimlerde iktidar oldu. Onlara önerileriniz neler olur?

En önemlisi birlik olmak. Yani sosyal demokratların ortak bir ana hedefi var tabii ki. Ve hedefe ulaşmak için herkesin önereceği farklı yollar olabilir. Sol ve demokrat insanlarımızın, normalde doğru olan özgürce kendi düşüncesini ifade etmesidir, ama bunu, kendi yolunun uygulanmasında ısrarcı olup birlik ve beraberliğin engellenmesi noktasına taşımamak gerekir. Türkiye'nin şu anki durumunu göz önüne alırsak, bazı konularda ve kendi isteklerimizden taviz vermek gerekebilir. Ortak bir hedefe doğru hızlı ilerlemek için ortak bir yolda karar kılıp o yolda istikrarlı yürümek gerekiyor. Çünkü parçalandığımızda karşı taraf kazanıyor.

Karşı tarafın, sorgulamadan itaat etmek gibi hoşumuza gitmeyen bazı yönleri var. Tabii ki belirlenen bir yola sorgulamadan devam etmek, normal şartlarda tasvip edeceğimiz bir şey değil. Ama Türkiye'nin gidişatının bu zor ortamında, asgari müşterekler üzerine karar kılıp onlar üzerinden birlik ve beraberlik ile gitmek çok önemli. Bölündükçe güçler bölünür. Onun için birlik olmalarını öneririm.

Ayrıca sosyal demokratların sadece bazı yerel yönetimlerde değil, Türkiye'de iktidarda olduklarında da direkt işlevsel bir altyapıyı hazırlamış olmaları gerekir. Bunun için de kişisel sorunlardan vazgeçip sizlerin daha iyi bildiği bu zor durumu atlatmak için, bazı şahsi fikirlerimizden ve isteklerimizden taviz vererek, bir ortak noktada buluşmak gerekir.

Almanya'daki genel seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir Yeşiller Partisi üyesi olarak, maalesef istediğimiz sonucu elde edemediğimizi söylemem gerekir. Annalena Baerbock'un Almanya Başbakanı olmasını isterdim. Bu, parti bakış açımın dışına çıktığımda da, bana göre genel olarak en iyi aday kendisidir. Çünkü yenilikçi fikirler getirebilecek genç bir kadın. KADIN ve güçlü bir kadın. Bu Almanya'yı değiştirmek için gerçekten iyi bir fırsat olabilirdi. Ama maalesef olmadı. Sosyal demokratların olması, en azından ikinci tercih olarak iyi. Onun dışında koalisyonun üçüncü ortağı olarak liberal FDP, başka bir seçenek olmadığı için katılıyor. Üçüncü en iyi tercih. Yani SPD-Yeşiller-FDP koalisyonu kuruluyor.

Genel olarak Yeşillerin daha güçlü olmasını, Başbakanlığı almasalar dahi, bakanlıklar açısından daha güçlü olmalarını isterdim. Çünkü bahsettiğim gibi dünyayı tehdit eden iklim sorununa Yeşiller en iyi çözümleri getiren partidir. Artı ırkçılığa karşı en iyi mücadeleyi veren yine Yeşiller. Yani bir "çok kültürlü toplumun" avantajlarını gören ve yaşayan parti Yeşiller'dir. % 50 kadın kotası olan yine tek parti Yeşiller. Daha fazla oy ile Bakanlıklarda ve bu konularda daha etkin olabilirdik.

Gençlerin, "Fridays for Future" eylemleri bizi bayağı sarstı ve uyandırdı. Bu gençlere gerçekten teşekkür etmek gerekiyor. Haklılar, çünkü onların geleceği sözkonusu. Lise öğrencisi kızım, bana bir siyasetçi olarak, öncelikli ve HEMEN ŞİMDİ iklim değişikliğine karşı mücadele etmem gerektiğini söyledi. "Artık beklemeye vaktimiz yok, benim geleceğim sözkonusu," diyerek talep etti. Cuma günleri okula gitmeyip eylemlere katıldı. Geçen de Frankfurt'ta bir yürüyüş oldu, oraya katıldık birlikte. Yine geçtiğimiz günlerde çevreciler tarafından düzenlenen bir yürüyüşe, Berlin'e gitti babasıyla. Hatta önce itiraz ettim, ikinci kez okul derslerini kaçıracağını söyleyerek. Ancak, "Geleceğim olmazsa eğitimin ne anlamı olacak?" sorusuna verecek cevabım yoktu. Yani, "Teneffüs edeceğim hava kalmazsa, eğitimi ne yapabilirim," diyor.

İstediğiniz sonucu elde edememenizi neye bağlıyorsun?

Şunu görüyorum: Almanya 2021 senesinde halen 40 yaşındaki bir kadına Başbakanlığı emanet etmeye hazır değil. Güvenemediler. Onun dışında ufak tefek şeyler çıktı, CV'siyle ilgili, gelir beyannamesinde bir ek geliri eksik beyan etmiş diye. Bunlar çok ufak tefek şeyler, sudan sebeplerden dolayı yıpratmaya çalıştılar. Ama Almanya'nın buna daha hazır olmadığını gördük.

Annalena Baerbock'un partinin şansölye adayı belirlenmesinde parti içinde nasıl bir süreç yaşandı?

İlginç bir olay oldu aslında. Basına bildirilene kadar, parti içinde hiçbir şekilde bilgilendirme yapılmadı. Genel Başkanlarımız Baerbock ve Habeck dışında en fazla partiden beş kişinin kimin olacağını bildiği söyleniyor. Kamuoyuna açıklayana dek gizli tutuldu, çünkü iyi hazırlanmak gerekiyordu. Baerbock ve Habeck kendi aralarında çok uyumlu çalıştılar. Birlikte gizli tutabilmeleri de bunun bir göstergesidir zaten. Sonuca gelince, Yeşiller partisinde kadın kotası var ve ilk sıra ve öncelik kadınlara veriliyor artık, onun için aslında çok da şaşırmadık. Tabii bir taraftan Habeck Schleswig-Holstein'da Eyalet Bakanı olarak görev aldığı için, belki daha tecrübeli / kıdemli sayılabilirdi, ama buna rağmen kendi aralarında karar vererek Annalena Baerbock'ta karar kıldılar.

Alman siyasetinde kadınlar eşitliğe kavuştu mu ve bu Almanya'da nasıl sağlanabiliyor?

Maalesef Alman siyasetinde de, 2021 senesinde de kadınların halen her alanda eşit haklara sahip olmadığını söyleyebilirim. Kadınların siyasete dahil edilmesi yüzyıl önce başlayan bir girişim, umarım eşitliğe kavuşmaları bir yüzyıl daha sürmez. Ama Almanya gibi demokratik bir ülkede halen kadınlar olmaları gerektiği yerde değiller.

Frankfurt'tan örnek vermek gerekirse, Frankfurt Meclisi'nde 93 Meclis üyesi var ve Frankfurt tarihinde ilk defa kadın meclis üyesi sayısı 45'e ulaştı, 93'ten 45'i kadın. Bunun ilk defa bu kadar yüksek olmasının sebeplerinden biri de Yeşiller'in en güçlü parti olarak Frankfurt'ta seçimleri kazanmasıdır. Dolaysıyla Yeşiller'de zaten tüzüklerine göre 23 meclis üyesinin yarısı kadın olmak zorundaydı. Ama Yeşiller listesinde 23'ün 15'i kadındı. Yani bu % 50 kotasından daha da fazla. Sol Parti de aynı şekilde, kadınları ön planda tutuyor. Bu sayede ilk defa meclisimizin tarihinde kadın sayısı bu kadar arttı. Diğer partilerde de tabii kadınlar var. Sadece kadın olarak meclis üyesi olmak yetmiyor. Diğer partilerde kadınlar örneğin sanki dekor gibi, oturuyorlar, söz hakkı fazla kullanmıyorlar, yönetimde fazla yer almıyorlar. Hür Demokratlar (FDP) partisinde fraksiyon başkanları olarak sırf erkekler görev alıyor, hiç kadın yok. Yani şu an siyasette bu konuda ilk defa iyi ivmeler yakaladık.

İş hayatına baktığımızda, Almanya'daki büyük şirketlerin icra kurullarındaki kadın oranı sadece % 3. Bu konuda Türkiye daha önde. Çünkü Türkiye'deki belli kesimlerde, belli bir noktadan sonra (sen dahi iyi bilirsin) gerçekten cinsiyet ayrımına bakılmıyor. Yani belli bir soyada sahip olduğunda, belli bir aileden geldiğinde veya eğitimden geçtiğinde, gereken bağlantıların olduğunda, belki de sınıfsal ayrımlar cinsiyet ayırımın önüne geçebiliyor? Türkiye'de örneğin kadın profesör sayısı da Almanya'dan daha yüksek. Akademik alanda da Almanya'da kadınlar halen çok az. Yani belki hiç tahmin edilemez ama Almanya'nın bu konuda gerçekten daha çok gelişmesi gerekir. Geriden gelen bir ülke.

Son dönemde Türkiye'deki kadın cinayetleriyle ilgili ne düşünüyorsun?

Çok üzücü. Sırf Türkiye'de olan bir sorun değil. Almanya'da da sürekli gündemde. Sayı olarak baktığımızda Almanya'da o kadar fazla olmayabilir, burada daha çok cinsel istismarlar gündemde; 100 cinsel istismara uğrayan kadından sadece 8'i yasal yollara başvurabiliyor örneğin.

Kadın cinayetleri her şeyden önce bir insan hakkı ihlalidir ve insanlık onurunun zedelenmesidir. Ne düşünebilirim, öfkeleniyorum, sinirleniyorum. "Bunun sebepleri nedir?" diye bakmaya çalışıyoruz. Bana burada namus cinayetlerini de soruyorlar –ki "namus nedir" diye soruyorum onlara o zaman. Namusun kadınların giyimiyle, cinselliği ile ilgili olmadığını söylüyorum; erkek çocukların kadınlara karşı saygılı olmayı öğrenmesi temel şart. Eğitim, hukuk sistemi burada etkin. Tabii Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çıkması bu anlamda çok yanlış bir karar, çok yanlış bir mesaj. Bu sözleşmeden ayrılmasından ne anlaşılıyor? Kadınlar için yapılması gereken, dünya çapında anlaşılan ve İstanbul'un ismi verilen bir sözleşmeden ayrılarak, kadınların hiçbir hakkı olmadığı, "istendiği gibi davranılır" gibi bir mesaj çıkıyor. Türkiye'deki insanlarla konuştuğumda, ayrılmayı savunanların bunu dini inançlara bağladığını görüyoruz, ama bunların fazla zemini yok. Onun için eğitim ve hukukla buna karşı tutum alınmalı.

Almanya'daki Türk kökenli seçmenlerin Yeşiller'e bakışı nasıl?

İklim sorununu önemseyen Türk kökenli seçmenlerimizin oyunu alabiliyoruz. Ve baktıklarında, en çok göçmen kökenli meclis üyeleri ve parti üyelerinin Yeşiller'de olduğunu görenler de var. Ancak Türkiye siyaseti sözkonusu olduğunda, Türkiye'yi en başta Sol Parti, sonra Yeşiller'in en çok eleştirmesinden çok fazla sıcak bakmıyorlar. Son Türkiye seçimlerinde Frankfurt'taki Türk vatandaşlarından AKP'ye % 63 oy çıkmıştı. Bunu AKP, Türkiye'de bile alamıyor. Tabii buradaki Türk vatandaşının eğitim düzeyini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Biraz evvel iş gücü anlaşmasının 60'ıncı yıldönümünden bahsetmiştim. Halen eğitim düzeyi daha az olan insanlara daha kolay cümleler kurmak gerekiyor. Ve özellikle kendi siyasi radarı Almanya odaklı değil de Türkiye odaklı olanlar için Yeşiller çok fazla cazip gelmiyor. Halbuki buradaki hayatlarına baksalar, Yeşiller'in sundukları çözümlerin ve imkânların onlar için daha olumlu olduğunu görürler. Yani Almanya'daki Türklerin Yeşiller'e bakış açısı, bu kişilerin siyasi radarlarının ne yönde olduğuyla ilişkili. Ama yine de Yeşillere ilgi artıyor.

Genç nesilde bu nasıl?

Genç nesilde ilgi artıyor, ancak her zaman değil. Orada da yine şansı yaver gitmeyen, ırkçılıkla karşı karşıya kalan gençlerimiz tamamen Türkiye odaklı bakabiliyorlar. Ve bu konuda Erdoğan kendisi için "iyi iş çıkarttı". Burada ötelenmiş, ötekileştirilmiş gençler şaşkına uğruyor. Birinci neslin, "Nankörlük yapmayalım, burada ekmeğimizi kazanıyoruz, çocuklarımızı okutabiliyoruz," dediği bir minnet duygusu vardı. Ancak yeni gençlerin bunu hissetmesi beklenemez artık, çünkü onlar da diğer gençler gibi burada doğmuş, burada büyümüş ve kendisini buraya ait hissediyor. Ancak 16-17 yaşına gelip toplumda ayrımları ve engelleri gördüklerinde, ters tepki yaratıyor, hüsrana uğruyorlar, buraya ait olmadıklarını hissediyorlar. Bu aidiyet hissi verilemeyen gençlere de Erdoğan gelip kucak açıyor. Koruyup kollayacağı, sahip çıkma hissini veriyor. Ve yörüngeleri Türkiye ve AKP'ye dönüyor. Köln'de mesela neden 20-30 bin gencin Erdoğan için sokaklara döküldüğünü ancak bu şekilde izah edebiliyorum, çünkü bu aidiyet hissini biz veremedik.

Yeşiller'in dış siyaset anlayışı ve Türkiye'ye bakış açısı nasıl?

Partimizin resmi görüşünü aktarmadan önce, Yeşiller içinde bu konudaki görüş yelpazesinin çok geniş olduğunu söylemem gerekir. Türkler hakkında, "Kesinlikle AB'ye ait değiller, kadınları eziyorlar, eşitlik yok," diye çok yadırgayan, tek taraflı bakan partililerimiz var. "Erdoğan başta olduğu sürece Türkiye'ye tatile gitmem," diyenlere, "Trump olduğu sürece Amerika'ya gitmem dediniz mi?" diye soruyorum. Veya "Siyah insanların öldürüldüğü, siyahların halen insan yerine konmadığı ülkelere o zaman nasıl gidebiliyorsun?" diye rahatlıkla soruyorum.

Ancak içeride farklı görüşlerimiz olsa dahi, içeride bunları sonuna kadar tartışırız, fakat bunlar kendi içimizde kalır; dışarı karşı, biraz evvel bahsettiğim birlik ve beraberlikle, tek ağız, tek sesle konuşuruz.

Ve partinin bu konudaki görüşü: Tabii ki Erdoğan rejimini hiçbir şekilde tasvip etmiyorlar, edilecek bir yanı da yok zaten, ancak şunu diyorlar: Türkiye Erdoğan'dan ibaret değil ve bir gün Erdoğan dönemi bitecek. Dolayısıyla bizim Türkiye ile olan köprülerimizi yıkmamamız gerekiyor. Türkiye'nin önemi jeo-stratejik olmaktan ötürü, tarihi bir dostluk bağımız var; ve burada yaşayan 3.5 milyon Türk ve Türkiye kökenli yaşayanlar açısından ve ekonomik birçok faktör mevcut. Dolaysıyla Türkiye'deki demokratik girişimleri desteklememiz ve onlarla daha sıkı ilişkilerde bulunmamız gerektiği düşünülüyor. Bir ülke siyasetinin yukardan değil de tabandan değişmesi gerektiğini düşünerek, ona göre faaliyetlere bakıyoruz daha çok. Mesela kardeş şehirlerle veya şehirlerarası işbirlikleriyle olabilir. Örneğin iki hafta önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, bir delegasyonla ziyaretimize gelmişti. İzmir gençleriyle ilgili bir değişim programı ve ekonomik işbirliği çalışmaları yapılabilir görünüyor. İzmir gibi demokratik yönetimle irtibatta olup demokratik güçleri güçlendirmek gerekiyor. Üç yıl önce Ankara'da Çankaya Belediyesi'yle bir proje yaptık, kadınlar ve iklim sorununu birleştiren bir projeydi. Birlikte gittiğimiz ilgili Çevre Komisyonu Başkanımızla aslında bizim de Çankaya Belediyesi'nden bir şeyler öğrendiğimizi gördük. Bizim için de faydalı bir dayanışma ve öğrenme süreci oldu.

Yani özet olarak Yeşiller'in bakış açısına göre, Türkiye'nin demokratik bir yolda yürümesi için, köprüleri yıkmamak ve demokratik güçleri desteklemek gerektiğine inanıyoruz.

Suriyeli mültecilere nasıl bakıyorlar?

Mülteci sorunu çok boyutlu. Frankfurt'un "Sicherer Hafen" yönelik bir karar verdik (Güvenli Liman = Dağıtım sayısından daha fazla mültecinin kabul edilmesiyle ilgili bir tanım). Bu Frankfurt'a yakışan bir karar. Ancak bu mülteci sorununun tabii AB tarafından genel olarak doğru çözülmesi gerekiyor. 2015 yılında Türkiye 3 milyon mülteci alırken, Almanya'ya 1 milyon mülteci gelirken, Macaristan'ın tel duvarlar örüp mültecileri kabul etmemesi akıl alacak bir şey değil. Sen AB üyesiysen, tüm alanlarda ortak çalışman gerekiyor. İşine geldiğinden faydalanıp gelmediğinde duvar öremezsin. Aslında burada yapılması gereken, gerçekten büyük bir ihtar verilmesiydi. Ancak Almanya bu konuda zayıf kaldı, nedenini anlayamadım.

Polonya, Macaristan gibi ülkeler üzerlerine düşen görevi yapmadıkları için, Alman Şansölye Merkel bir nevi Erdoğan'a "diz çökmek" durumunda kaldı. Tabii bu da onun işine geldi, hem para aldı, hem de AB'ye karşı büyük bir baskı unsuru oldu ve bunu birkaç yıl o şekilde kullandı. Mültecilerin Türkiye'deki yaşam şartlarının nasıl olduğunu çok yakından takip edemedim, ancak zannedersem bir Almanya'nın sunabileceği yardımı sunulamadı diye düşünüyorum. Gönderilen paraların hepsi alındı mı, alındıysa nereye harcandığı da belli değil. Bu sorunun AB tarafından çözülmesi gerekiyordu ki, Türkiye gibi veya başka bir ülkeye muhtaç kalmadan, boyun eğmeden çözebilecek güce sahip olmalıydı AB.

Tabii bir de bu mülteci sorunun kökü nedir diye bakmak gerekir. Silah üretimi ve ihracatı nerden gidiyor? Almanya'nın da bu konuda büyük bir payı var. Birkaç yıl önce okuduğum bir araştırmaya göre, Almanya silah ihracatında dünyada üçüncü sırada yer alıyor. "Neden satıyorsun?" diye sorduğumuzda, "Ben satmazsam başkası satacak," gibi bahaneler üretiliyor. Ve bunun sonucunda, insanlar hayatlarını kurtarmak için kaçmak zorunda kalıyorlar. Sonra da bu 60 milyon mültecinin kaçtığı bir ortamda, Almanya gibi bir ülkenin 1 milyon mülteci alması da çok küçük bir rakam.

Evet, ben de Almanya'nın bu konuda daha sorumlu bir dünya lideri olması gerektiğini savunuyorum. Göçlere sebep olacak savaşların çıkmaması için daha fazla sorumluluk alması gerekiyor.

Ancak biliyorsun "Money makesthe World around". Bunu yapabilmeleri için başlıca bu silah üreten ve ihraç eden şirketlerle baş etmeleri gerekiyor. Onlar da partileri ve siyasetçileri finanse ediyor. Ve mülteciler kimsenin umurunda değilmiş gibi görünüyor.

Vakit ayırdığın için çok teşekkür ederiz. Bir arkadaşın olarak, ama daha çok bir Türk kadını olarak seninle çok gurur duyuyorum. Tekrar tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.

19 Kasım 2021, Frankfurt

Söyleşi: Yeşim Tektaşlı

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2150
  • 2Konyaspor2142
  • 3Beşiktaş2235
  • 4Hatayspor2135
  • 5Başakşehir FK2034
  • 6Adana Demirspor2234
  • 7Fenerbahçe2133
  • 8Alanyaspor2132
  • 9Gaziantep FK2131
  • 10Sivasspor2130
  • 11Fatih Karagümrük2230
  • 12Kayserispor2128
  • 13Galatasaray2127
  • 14Giresunspor2125
  • 15Antalyaspor2123
  • 16Göztepe2121
  • 17Kasımpaşa2121
  • 18Altay2118
  • 19Çaykur Rizespor2118
  • 20Yeni Malatyaspor2115
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Türkiye'de erken seçim ihtimali var mı?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum