Yaşam
Giriş Tarihi : 16-07-2020 02:11   Güncelleme : 19-07-2020 01:19

Sosyolog Erdal Sarıçam’la söyleşi: 'Kadınlar varlar ve güçlüler'

Kadın hakları savunucusu, sosyolog, aile danışmanı, aktivist ve yazar Erdal Sarıçam'la kadınların toplumsal hayattaki yeri ve kadına yönelik şiddet meselesini konuştuk.

Sosyolog Erdal Sarıçam’la söyleşi: 'Kadınlar varlar ve güçlüler'

Erdal Hocam, sizi tanımayanlar için kendinizden bahseder misiniz biraz?

Sosyolog, Aile Danışmanı ve yazarım. Şiir, kişisel gelişim ve biyografi alanında çalışıyorum. Ancak daha çok biyografi kitaplarım bulunuyor. Gerçek insan hayatları öteden beri ilgimi çekmiştir. Her insanın ayrı bir âlem, ayrı bir dünya olduğuna inanıyorum ben. Herkesin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir yaşam deneyimi var. Bu hikâye ve deneyimleri yazmak, onları başka insanların dikkatine sunmak benim için çok anlamlıdır. İnsanların, yaşanmış hayat hikâyelerine bakarak ders çıkarmaları; kendilerini, çevrelerini ve geleceklerini buna göre planlamaları önemli bir avantajdır bence. Zaten akıllı ve zeki insanların yaptıkları da çoğunlukla budur. Sokrates'in de dediği gibi: "Akıllı insan kendi aklını kullanır; daha akıllı insan ise başkalarının aklını da!" Sokrates’in başkalarının aklından kastettiği, aslında biraz da başkalarının yaşam deneyimleridir, başkalarının tercihleridir. Biyografi okumak yazmak, insana çok şey kazandırıyor. Bundan emin olabilirsiniz. Onun dışında aktif kadın hakları savunucusu olarak da tanımlayabilirim kendimi. Biyografik araştırma kitaplarımın bir kısmını da bu amaçla yazdım zaten. Başarılı, güçlü, etkili kadınların yaşamöyküleri, kadın erkek herkesin ilgisini çeker. Şu an İstanbul Tuzla Belediyesi'nde Özel Kalem Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarıma devam ediyorum.

Sizi, kadına yönelik şiddet konusunda çalışmaya iten şey nedir?

Vicdanım... Evet, tek kelimeyle bir vicdan sahibi oluşum. Ben bir kalp taşıdığının, içinde bir vicdan barındırdığının bilincinde olan herkesin, sadece kadına değil, canlının her türüne uygulanan her çeşit şiddetin karşısında olacağı kanaatindeyim. Üstat Cahit Zarifoğlu diyor ya: "Bir kalbiniz var, onu hatırlayınız." Kalbi olduğunu bilen, onu aklından bir an bile çıkarmayan insanlar, doğal olarak şiddetin her türlüsüne cephe alırlar. Tabii vicdan, bu olayın manevi boyutu. Bu manevi boyut doğal olarak kendisini hissettirirken, bazen de yaşanan bir olayın etkisiyle ortaya çıkar. Bendeki vicdan varlığını ortaya çıkaran şey, şahit olduğum trajik bir olaydı. Afganistan'da yaşanan ve gencecik bir öğretmenin çok vahşi biçimde linç edilmesiyle sonuçlanan bir olay... TV'de bu olayı seyrettiğimde, vicdanımın korkunç baskısı altında boğulacağım hissine kapıldım. Günlerce süren bu büyük baskı, sonunda beni bir şeyler yapmaya mecbur bıraktı. Ben de kadınların, hayatın en önemli aktörü ve vazgeçilmeyecek en kutsal varlığı olduğunu ifade edebilmek için, Kadın Kimliğini Ayağa Kaldıranlar adlı iki kitaptan oluşan bir çalışma ortaya koydum. Ardından da Gönül Elleri Öyküleri'ni yazdım. Çünkü ben bir yazardım ve kalemimle elimden ne geliyorsa yapmak zorundaydım. Bu konuda bana en büyük desteği Tuzla Belediye Başkanımız Dr. Şadi Yazıcı Beyefendi verdi. Şadi Bey, bilhassa kadın ve gençlik konularında ortaya koyduğu çok saygın projelerle tanınan, bilinen biridir. Sözkonusu kitapların tüm basım ve dağıtım işini kendileri üstlendi. Türkiye'nin her noktasına on binlerce ücretsiz kitap gönderdik. Okullarda, çeşitli kurumlarda seminerler ve konferanslar verdim ve oralarda bu kitapları dağıttık. Ayrıca sayın başkanımızın değerli eşi Dr. Fatma Yazıcı Hanımefendi de her zaman en özel destekçimiz oldu. Fatma Hanım'ın varlığıyla her zaman güç ve cesaret buldum. İkisine de çok büyük minnet borcum var. Onların desteği olmasaydı, kadın hakları konusunda birçok şeyi yapamayabilirdim.

Diğer taraftan mağdur durumdaki kadınlarımıza, sosyal medyadan bana ulaşan gönüllü destekçilerimizle birlikte danışmanlık yapıyoruz. Avukatlar, psikologlar, sosyologlar, aile danışmanları gibi dostlarımız var. Gerektiğinde telefonla veya mesaj yoluyla bilgi veriyor, yol göstermeye çalışıyoruz. Özellikle hukuki anlamda birçok kadınımıza destek olduğumuzu söyleyebilirim.

Son olarak, sizin de bildiğiniz gibi, sosyal medya üzerinden bir farkındalık etkinliği başlattık. Pandemi sürecinde çoğunlukla evde kalınması ve buna bağlı olarak kadına şiddetin artması nedeniyle, onlara destek amaçlı yaptığım bir etkinlikti bu. Ancak büyük bir ilgiyle karşılandı. Milletvekilleri, profesörler, akademisyenler, doktorlar, psikologlar, sosyologlar, ev hanımları, öğrenciler, öğretmenler gibi hayatın her alanında bulunan kadınlarımızın desteğiyle harika bir etkinlik ortaya koyduk. Bugün de sürüyor. Etkinlik çok basit. İsteyen her kadın, kadına yönelik şiddetle ilgili düşüncelerini ifade ettiği kendi video kaydını bize gönderiyor, biz de onu sosyal medya hesabımızda yayınlıyoruz. Böylece bir farkındalık ortaya çıkmış oluyor. Etkinliği Instangram hesabımızdan takip edebilirsiniz: @erdal_saricam

"KADINLAR KENDİ GÜÇ VE POTANSİYELLERİNİ BİLMİYORLAR"

Erkek egemen bir dünyada, kadınlar toplumsal hayatta ne kadar ilerleyebilir? Bu ilerleyiş sürecinde biz kadınların karşısına ne tür engeller çıkabilir?

Evet böyle bir gerçek var. Erkek egemen bir dünyada yaşıyoruz. Bugün devletlerin yönetildiği meclislere bakıldığında bile, bu tablo rahatlıkla görülebiliyor. Yalnız şu var bakın: Egemenlik, hâkimiyet demektir. Hâkimiyet kurmuş olan her güç ise "mutlak haklı ve adil" demek değildir. Bugünün erkek egemen dünyasında, maalesef ellerinde tuttukları güç sebebiyle erkekler büyük oranda söz sahibi olmakla birlikte çoğunlukla haksızlar; adil de değiller. Egemenlik, itaat edilmesi mutlak meşru bir mekanizma da değildir. (Erkekle kadın adaleti anlamında söylüyorum. Sadece bu anlamda.) Yani, erkek egemen bir dünyada oluşumuz, kadınları kendi haklarını aramak anlamında sınırlandırmamalı. Dünyanın yarısı kadın ve hayatın devamını sağlayan en önemli vazifeyi de kadınlar üstlenmiş durumdalar. Ayrıca dünyanın birçok yerinde kritik görevlerde bulunan kadınlar var. Kadınlar varlar ve güçlüler. Kadınlarla ilgili birkaç kitap yazmış biri olarak bunu çok net bir şekilde söyleyebilirim. Şöyle etrafınıza bakarsanız görürsünüz zaten. Burada sorun şu: Kadınlar kendi güç ve potansiyellerini tam olarak bilmiyorlar. Psikolojik olarak yorulmuşluk, yıpranmışlık var. Suçlamıyorum tabii. Sosyal hayat ve toplumsal yaşamın gerçekleri kadınları birçok açıdan yoruyor, yıpratıyor. Ancak dediğim gibi, sosyal hayatta ilerlemiş olan, kadın kimliğiyle ciddi işler başarmış, büyük kitleleri etkilemiş, devasa örgütleri harekete geçirmiş olan o kadar çok kadın var ki. Yeter ki, kadınlar kendi güç ve potansiyellerine inansınlar.

Bugün kadının önündeki en önemli engel ise "eğitimsiz erkek varlığı"... Bakın "erkek varlığı" demiyorum; "eğitimsiz erkek varlığı" diyorum. Ayrıca eğitimden kastettiğim şey de tek başına "diplomalı eğitim" değil. Kişisel gelişim eğitimleri, aile eğitimleri, farkındalık eğitimleri gibi başlıkları daha fazla önemsiyorum. Bir kadın olarak birçok imkâna erişmek için eğitimsiz erkeği aşmanız gerekiyor. Bu bazen eş, bazen baba, bazen çocuk, bazen de siyasetçiler olabiliyor. Burada eğitimin altını bir kez daha çizelim. Eğitimsiz erkeği aşmadan, kadınları kendi hak ve hukuklarını bilecek şekilde eğitmeden ciddi bir mesafe katedemeyiz.

Kadınların kendi potansiyellerini ortaya çıkarırken dikkat etmesi gereken başlıca etkenler nedir? Neler olmalıdır?

Her şeyden önce insanın kendisini tanıması çok önemli. İnsan, kendisini doğru tanıdığı ölçüde, sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarabilir. Bakın "kendini tanımak" diyoruz. Felsefenin, tasavvufun ve dinin en önemli konusudur bu; hatta Uzakdoğu dahil olmak üzere birçok inanç sisteminin temel konusudur. Buda'da da vardır bu, Konfüçyüs'te de. Kendini bil! Sokrates'te de, Mevlana’da da hep bu önermeyi görürüz. Bu çok derin bir mevzu. İnsan, her şeyden önce kendini bilmeli. Peki, hangi anlamda? İnsanı insan yapan her anlamda. Psikolojik anlamda, sosyolojik anlamda, tinsel anlamda ve bireysel anlamda. Sonra insan kendi fizik/bedenini tanımalı. Bedeninin ihtiyaçlarını belirlemeli ve ona göre davranmalı. İnsan, ruhunu ve bedenini bilmeli özetle. Bunun için birtakım eğitim metotlarından yararlanılması, sorunu büyük oranda çözümler. İnsan kendisini tanıdığı ve bildiği ölçüde, kendi potansiyelini keşfedebilir. Bunun için de eğitim vazgeçilmez bir faktördür.

"MEDYADA KADIN DÖVÜLECEK, ÖLDÜRÜLECEK BİR VARLIK GİBİ GÖSTERİLMEMELİ"

Kadına yönelik şiddetin merkezinde sizce ne var?

Şiddet sorununu bir tek sebebe bağlayamayız. Zira bu sorunun sebepleri olduğu gibi, çok sayıda türü de var. Sebepler ile türler, bağlantılı bir şekilde yürürler. Örneğin kadının maddi gelirinin olmaması, erkeğin ekonomik şiddetine yol açabiliyor. Bireyin kadınlara has bazı rahatsızlıklara/gerekçelere sahip olması, cinsel şiddete neden olabiliyor. Erkeğin işsizlik/hastalık gibi çeşitli sebeplerle sorun yaşaması, fiziksel ya da psikolojik şiddete kapı aralayabiliyor. Bu çok basit örnekleri çoğaltabiliriz. Ama "kadına yönelik şiddetin merkezinde" değil de "en üstünde, yukarısında ne var" diye soracak olursanız, ben kesin bir şekilde "sevgi ve saygı eksikliği var" derim. Çünkü karşılıklı sevginin ve saygının olduğu yerde şiddetin hiçbir türüne rastlayamazsınız. Eğer ortada karşılıklı sevgi ve saygı kalmamışsa, üstelik fedakârlık duygusu da yara almışsa, orada şiddetin herhangi bir türünü görmek kaçınılmaz hale gelecektir. Bu nedenle aile danışmanlarına ve PDR alanında çalışanlara büyük görevler düşüyor. Tabii en başta devletimize. Bireyler arasında yer yer yaşanabilecek tartışmalar büyümeden, sevgi ve saygı duygusu yara almadan önlenmeli ve eşler birbirlerine "birey" olarak bakabilmeliler. Bu olmadığı takdirde, yani bireyler birbirlerine saygı duymadığı takdirde, şiddet bir şekilde hayatın bir parçası haline geliyor.

Kadına yönelik şiddetin son bulmasına yönelik çözüm önerileriniz nelerdir? Bu sorunu nasıl ortadan kaldırabiliriz?

Evet, en önemli konu bu. Uzun süredir bu konu üzerinde çalışıyorum. Yaptığım çalışmaların sonucunda da üç aşamalı bir çözüm yolu belirledim:

Birincisi eğitimdir. Okul öncesinden başlayarak bu konu üzerinde eğitimler verilmeli ve yeni nesle kadının saygın kimliği anlatılmalı. Bu anlamda kesin bir bilinç oluşturulmalı. Bakın bu çok önemli. Çocukluktan başlayarak, kadının değerli olduğu mesajı etkin ve kararlı bir şekilde ortaya konmalı. Özellikle bu eğitimleri veren öğretmenler rol model olabileceklerden seçilmeli.

İkincisi, medya dilidir. Haber kanalları, TV dizileri, sinema filmleri, görsel, işitsel ve yazılı medya kullandığı dile ve yayın içeriğine dikkat etmeli. Haber vermek adına kadın itibarsızlaştırılmamalı. Yazılan senaryolar kadına şiddet içermemeli. Kadın çarçabuk harcanacak, dövülecek, öldürülecek bir varlık gibi gösterilmemeli. Bugünün medyasında ne yazık ki tüm bunlar var. Dahası RTÜK de beklentileri karşılayamıyor maalesef. Bu da ayrı bir sorun.

Üçüncüsü de, cezai işlemlerdir. Kadına şiddet konusunda verilen cezalar kamu vicdanını tatmin etmiyor. Bu anlamda insanların adli mercilere olan güveni ciddi yara almış durumda. Elbette bir on yıl öncesine oranla çok etkili düzenlemeler yapıldı; çok önemli koruyucu önlemler alındı, devlet bunu en öncelikli işlerden biri olarak görüyor. Özellikle Aile Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı çok güzel işlere imza attılar. Bunu kimse inkâr edemez. Ancak başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere yapılan bazı düzenlemeler pratikte tam olarak uygulanamıyor. Bunların takibinin yapılması, ihtiyaç halinde gerekli düzenlemelere, güncellemelere gidilmesi gerekiyor.

Benim üç aşamadan oluşan çözüm önerim bu şekilde. Bu üç başlık bir devlet politikası haline getirilir, tam anlamıyla hayata geçirilebilirse, ben kadına yönelik şiddetin en alt seviyelere ineceğinden eminim.

Şiddetin derecesi yoktur; her haliyle hepimizi derinden etkileyen bir eylem biçimi. Şiddete maruz kalmış kadınların hikâyelerine bakınca, sizi en çok yaralayan, en fazla çaresiz bırakan hikâye hangisidir?

Evet, bugüne kadar hem çok sayıda şiddet olayına tanık oldum, hem kitaplarımda yazdım, hem de seminer ve konferanslarımda anlattım. Elbette hepsinin acısı, ağrısı çok özel ve tarifsiz. Elbette hepsi için ayrı üzüntü duydum ve her birine neden olanları, şiddete başvuranları nefretle andım ve lanetledim. Ama içlerinde bir tanesi var ki, benim için çok ayrı bir öneme sahip. Video kayıtlarını her seyrettiğimde aynı derin acıyı hissederim; aynı korkunç duyguyu yaşarım, aynı çaresizlik duygusuna kapılırım. Ama bütün bu duygular beni köreltmez, bilakis daha da hınçlandırır, cesaretlendirir ve diri tutar. Bu, benim Kadın Kimliğini Ayağa Kaldıranlar ismini taşıyan iki kitabımın yazılmasına vesile olan Afganistanlı 23 yaşındaki İngilizce öğretmeni Farkhunda ve onun uğradığı insanlık dışı linç olayıdır. Bunu hayatımdan çıkarmam hiç de kolay olmayacak.

"KANUNLAR UYGULANIRKEN KAMU VİCDANI TATMİN EDİLMELİDİR"

Kadına yönelik şiddete karşı ceza kanunlarımız sizce yeterli mi?

Aslında teorik olarak bu anlamda iyi bir noktadayız. Gelişmiş birçok devletten daha etkin kanunlara sahibiz. Örneğin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun adını taşıyan ve 48 maddeden oluşan bir kanunumuz var. 18 Ocak 2013'te Resmi Gazete'de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. Yönetmelik hükümlerini Aile Bakanlığı'nın yürüttüğü bir kanun bu. Sonra İstanbul Sözleşmesi de var mesela. Dediğim gibi teorik olarak aslında yeterli görünüyor ama sorun uygulamada, pratikte. Az önce ifade ettiğim gibi bu da yargıya olan güveni sarsıyor; mahkemelere duyulan inancı zedeliyor. Ama bizler, kadın hakları savunucuları, kadın dernekleri ve sosyal sorumluluk duygusuna sahip vatandaşlar bunun için varız. Pratikte yaşanan aksamaları gündeme taşımak, gerektiğinde ilgili mercilere başvurmak ve yetkililerin dikkatini çekmek. Hatta gerekirse meşru yollardan ilgililere baskı yapmak. Bakın bunlar çok önemli şeyler. Bu açıdan STK'lar öylesine etkili olmalılar ki, bir hakimimiz şiddet uygulayan hiç kimseye iyi hal indirimi yapmaya cesaret edememeli; bir savcımız kadın döven hiç kimseyi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakamamalı; kamu vicdanı tatmin edilmeli.

"KADINLAR KENDİLERİNE GÜVENMELİLER"

Son olarak, bir sosyolog, bir yazar ve bir kadın hakları savunucusu olarak kadınlara neler söylemek istersiniz?

Öncelikle tüm kadınlara çok güçlü olduklarını söylemek istiyorum. Bunu bilsinler, inansınlar ve bunu başkalarından duymayı beklemesinler. Sizler çok güçlüsünüz. Sonra kendilerine güvenmelerini çok isterim. Kendine güven, başarı ve mutluluk getirir. Bunun için çokça okumaları gerekiyor tabii. Dergi, gazete, kitap. Özellikle de biyografik hayat öyküleri. Bu, onlara yeni yeni ufuklar, yeni yeni dünyalar açacaktır; yeni fikirler verecek, yeni amaçlar edinmelerini sağlayacaktır. Bu ise hayatın ta kendisidir; nitelikli ve saygın bir hayatın ta kendisi. Kadınlarımız kendilerine inansınlar. İnanç çok önemli. En önemlisi de bu belki de. Yani inanç! Sonra istedikleri gibi hissetsin, istedikleri gibi yaşasın, istedikleri şarkıyı söylesinler.

Daha da önemlisi şu: Devletimiz kadınlara birçok haklar veriyor. Onları korumak, kollamak adına çok sayıda yasal düzenleme, kanun maddesi ve koruyucu tedbirler var. Bunları her kadın mutlaka bilmeli. Hakkınızı mutlaka bilin; sahip olduğunuz hakları mutlaka bilin, herhangi bir şiddet durumunda hangi kapıları çalmanız gerektiğini mutlaka bilin. Sahip olduğunuz tüm hakları tüm detaylarına varıncaya kadar internet ortamında, sosyal medya platformlarında veya Aile Bakanlığı'nın web sayfasında bulabilirsiniz.

Söyleşi için çok teşekkür ederim hocam.

Sitenizde bana yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

Sosyolog-yazar Erdal Sarıçam'la, genel hatlarıyla kadın haklarını ve şiddet olgusunu konuştuk. Kadınlar elmaslardan daha değerlidir. Geleceğin mimarıdır. En güzel kadınlar bilinç ile yetiştirilmiş ve kendini geliştirmek için çaba sarf edenlerdir. Kadının zulüm gördüğü bir toplum kabul edilemez. Unutmayalım ki makyajla kapatmaya çalıştığımız yaralarımızın ağırlığı ömür boyu omuzlarımızda yük olarak kalacaktır. Tam da bu yüzden "gücü" önce kendi içimizde hissetmeli ve bilginin başlı başlına bir güç olduğunu kabul etmeliyiz.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK3469
  • 2Trabzonspor3465
  • 3Beşiktaş3462
  • 4Sivasspor3460
  • 5Alanyaspor3457
  • 6Galatasaray3456
  • 7Fenerbahçe3453
  • 8Gaziantep FK3446
  • 9Antalyaspor3445
  • 10Kasımpaşa3443
  • 11Göztepe3442
  • 12Gençlerbirliği3436
  • 13Konyaspor3436
  • 14Denizlispor3435
  • 15Çaykur Rizespor3435
  • 16Yeni Malatyaspor3432
  • 17Kayserispor3432
  • 18MKE Ankaragücü3432
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum