Kültür Sanat
Giriş Tarihi : 06-10-2020 01:01   Güncelleme : 10-10-2020 02:03

Mehmet Ferah: Duygular öykücülüğün yapıtaşlarıdır

Emel Baykara, yazar Mehmet Ferah'a, öykü evreninden hareketle biçim-içerik arasındaki ilişkiyi, kurgu ve üslup meselesini ve yazma serüvenine ilişkin merak edilenleri sordu.

Mehmet Ferah: Duygular öykücülüğün yapıtaşlarıdır

Mehmet Ferah bir zamanlar müdavimi olduğum Taraça Kafe’nin işletme müdürüydü. Kendisiyle, bundan birkaç sene önce, öykü atölyemiz tarafından çıkarılan 'İstiridye' isimli fanzinin dağıtımı sırasında tanışmıştık. Fanzinlerden birkaçını tanıtım amacıyla masaların üzerine bırakmak için kendisine ricada bulunduğumda çok sıcak karşıladı. O esnada ufak bir sohbetimiz oldu. Masalara fanzinleri bırakabilmiş olmam kadar edebiyatsever biriyle tanışmam da açıkçası beni çok mutlu etmişti. Kitabını imzalayıp hediye etmesi ve mütevazı yaklaşımı da ayrıca hoşuma gitmişti.

Kitabını alır almaz ilk fırsatta okudum. Özellikle bir insanın hayatını ve yaşadığı güçlükleri Zümrüdüanka kuşunun yedi zorlu vadiyi aşarak Kafdağı'na ulaşmasına benzeten öyküsü oldukça ilgi çekiciydi. On beş öyküden oluşan sürükleyici, bir solukta okunacak güzel bir kitaptı. Beni çok etkiledi.

Röportaj yapma isteğimden bahsettiğimde samimi ve mütevazı tavrı ile yine beni kırmadı.

Son görüşmemizden beri uzun zaman geçtiği için öncellikle sorduğum ilk soru, yazma faaliyetinin nasıl gittiğini sormak oldu.

Yazmaya devam ediyor musunuz, yazma işi nasıl gidiyor?

'Boşlukta' adlı romanım için bir yayıneviyle görüşüyorum. Birkaç bitmiş çalışmam var, iyi bir yayıneviyle anlaşabilirsem tümünü yayımlatmak istiyorum.

Harika, ismi de ilginç: ‘Boşlukta’... Konusu nedir?

Psikolojik bir roman. Dostoyevskivari. Gerçek-hayal karışımı bir dünyada yaşayan ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bulmaya çalışan sıradan bir karakterin arayışı hakkında. Aslında içinde olduğunu bilmediği suç örgütünün dışarıdan müdahalesiyle oluşan hafıza sorunu, kahramanın arayışını yanlış yönlendiriyor. Şimdilik bu kadar ayrıntı yeter sanırım. Sadece birkaç ipucu daha verebilirim: Romantik bir akışı var. Başkarakterimiz Mustafa'nın sorunlarının daha belirgin bir şekilde anlaşılabilmesi için hikâyeyi birinci tekil şahıs ağzıyla anlatmayı tercih ettim, yaşadıklarını derinlemesine hissedebilmek için o şekilde yazılması gerekiyordu.

'Düş Vadisi' dışında yayımlanmış başka bir kitabınız var mıydı?

'Düş Vadisi basılan ilk, tamamlanmış dördüncü kitabım. 'Perili Irmak', 'İnfazcı', 'Boşlukta', 'Düş Vadisi'; sıralama bu şekilde. 'İnfazcı', bilimkurgu türünde, 'Perili Irmak' ise tarihi-fantastik bir roman.

Yayımlanan kitabınız 'Düş Vadisi'ni nasıl tanımlarsınız peki?

'Düş Vadisi', içinde farklı türlerden uzun ve kısa öyküler barındıran, hatta iki kısa roman ihtiva eden bir kitap. Biraz yayınevinin eksikleri yüzünden, biraz da benim aceleciliğimden tanıtımı ve dağıtımı tam istediğim gibi olmadı.

"'BEN BUNU YAYIMLAMALIYIM' DEMEDİM HİÇ"

Köşeyazılarına devam ediyor musunuz?

sonmedya.com.tr adında bir güncel haber sitesinde yazmaya devam ediyorum. Orada henüz yayınlamadığım epey bir yazım var ama bu aralar çok sık yazdığımı söyleyemem.

Nasıl bu kadar sık yazabiliyorsunuz?

Otobüste, metrobüste, durakta beklerken vs. Hep yazardım eskiden beri. O şekilde rahatlardım. En son çocuklarıma bir kitap yazdım; psikolojik bir roman. Yaşam boyu karşılaşabilecekleri muhtemel sıkıntılarla ilgili. "Yazmasaydım delirirdim" demiş Sait Faik. Benimki de o hesap işte.

Yazmak gerçekten de bir terapi. Ama yayımlatma noktasına insan nasıl gelir? Bunu yayımlamalıyım inancı nasıl oluşur?

Freudcu söylemle, çocuklukta yaşanan travmalar yetişkin yaşta bir sorun olarak ortaya çıkar. Benim terapim ve tedavim de, yazıyor olmam. “Ben bunu yayımlamalıyım,” demedim hiç. İyi bir edebiyatçı olan arkadaşım Ayhan Şahin'in etkisiyle oldu, “Yazılarını başkaları da mutlaka okumalı,” dedi. Yıllarca iyi yazdığımı düşünmedim. Ne var ki piyasadaki kitapları okudukça iyi yazdığımdan emin olmaya başladım. Biri okur ve över tasası olmadı bende. Kimsenin anlamasını da beklemedim. Çünkü yazdıklarım benim iç dünyamda oluşturduğum koca bir evrenle ilgiliydi. O evrende 'keşkeler, pişmanlıklar, açılar, özlem, tutku vs.' gezegenleri vardı. Kısacası, yıllarca sustuğum kelimelerden cümleler kurarak oluşturdum yazdıklarımı.

İlk yazılarınız peki?

İlkokul sıralarında, defterlerimin arka sayfalarına küçük, masum, birkaç kelimelik cümleler yazardım. Bir gün, seneler sonra defterlerden biri, köydeki evimizin tavan arasında karşıma çıktı. Arka sayfalarında kargacık burgacık kurşunkalemle yazılmış yazılar... Satırarasında belli ki daha bir bastırarak yazılmış ve tek belirgin bir cümle...

Ne yazıyordu?

Merak ettiniz değil mi? İşte öykülerin birçoğunun sürekliliğini ve akıcılığını sağlayan da budur.

Nasıl?

"Babam bizi niçin sevmiyor anne?" yazmışım. Oradan bir hikâye çıkıyor, o zamana dönüp o anı yaşayarak yazmaya başlıyorsunuz.

Duygusal bir çocuk muydunuz?

Hâlâ duygusal bir adamım, duygusal olmayan insanların öyküleri olmaz, çünkü duygular öykücülüğün yapıtaşlarıdır.

Evet, doğru. Gözlem de önemli. Hayal kurar mıydınız? Öyküleriniz hep yaşanmışlıklardan mı çıktı?

Derin izler bırakan olayların, durumların içerisinde yaşayan her çocuk hayal kurar. Çocuklar o hayallerin içerisinde gerektiğinde saklanabilecekleri köşelerin olduğu bir dünya oluştururlar kendilerine. Yaşanmışlıklar, başkalarının yaşadıklarına empatiyle bakış ve yaşanması muhtemel durumlar, anlatılacak hikâyelerin malzemeleridir. Gözlerle değil, yürekle hissedilen izlenimler, olayların etraflıca ifade edilebilmesine olanak sağlar.

"BİR DURUMU ANLATMAK İÇİN ÇOK FAZLA TEKNİĞE İHTİYAÇ DUYMUYORUM"

Öykülerde kurguyu nasıl oluşturuyorsunuz?

Kurgu, olaylar gerçek olunca, sonuca etki ederek ya güzelleşir ya da tamamen dramatize edilir.

Bütün öykülerde kullandığınız bir tekniğiniz var mı?

Bir durumu ya da olayı anlatmak için çok fazla kurala, tekniğe ihtiyaç duymuyorum. O an anlatacaklarım hakkındaki hislerim öykünün gidişatına yön verir. Dedim ya, olmasını düşlediklerimiz ya da olmamasını dilediklerimiz şekillendirir hikâyeyi. Merkezde "Ben" ya da o hayatı yaşamasını veya yaşamamasını istediğimiz bir karakter olur. Onun gözüyle ya da Tanrısal bir bakış açısıyla yazılır, kurgulanır. Tanrısal bir bakış açısı roman ve öyküde en çok kullanılan yöntemdir. Bu sayede en ince ayrıntıyı dahi anlatabilirsiniz. Psikolojik romanlar hariç tabii. Orada 'ruh' olmak gerekir. Çekilen acıyı yansıtabilmek için hikâyenin içine girebilmek gerekiyor. Tabii bütün bu söylediklerim benim kendi görüşlerim, her öykücü aynı şekilde düşünür mü bilmiyorum.

Çok da tekniğe takılmamalı gibi hissettim.

Bir kuşu anlatırken detay vermek; kanadı kırık, tüyleri yer yer yolunmuş, gagasında yavrularına yem taşımaya çalışan bir kuş daha bir dikkat çekici yapar. Sizce teknik nedir mesela?

Benim için etkileyicilik-vuruculuk sağlayacak küçük püf noktaları ya da hikâyenin akışını sağlayacak bir tür şema belki...

Edebiyatın matematiği de var elbet. O iş en son basamaktır. Şemaya takılınca asla çarpıcı bir öykü ortaya çıkmaz. Ama şu var: Önce bir taslak hazırlanır, hikâyenin ana teması bellidir. Karakter, olay örgüsü, mekân, bazen de zaman. Çehov tarzı, yani durum öykülerinde final açık tutulur. Maupassant tarzı, yani genellikle benim yazdığım türdeki öykülerde ise, serim-düğüm-çözüm olarak tasarlanır. Zamane yazarlarının en büyük yanlışı ise tasvirlerdir. Öyküyü tasvire boğarken, aynı zamanda okuyucu da boğmaya başlarsınız. Yaşar Kemal, Şolohov, Dostoyevski gibi yazarlar da tasviri sık kullanmışlardır, ama yerini ve dozunu çok iyi ayarlamışlardır. Zamane yazarları tasvirleri 'süsleme' olarak kullanıyor.

Tasvir süsleme değilse nedir?

İnce Memed'de Yaşar Kemal'in yaptığıdır. Aslında bir eşkıya olan 'İnce Memed' gibi hissedebilmeyi, onun yerine geçmeyi sağlayandır tasvir. Bir sonucun nedenini anlayabilmeye yardımcı olan anlatımdır.

"YAZMIŞ OLMAK İÇİN YAZMAK ASIL HEDEF OLMAMALI"

Çocukluğunuzda hiç günlük tuttunuz mu?

Bizim çok büyük bir kitaplığımız vardı. Günlük değil de, ufak tefek anekdotlarla başladım. Biraz önce bahsettiğim gibi, defter arkalarına vs. Her biri birkaç cümle ihtiva eden, fakat sayfalarca anlam çıkarılabilecek türden yazılar.

Ne güzel; daha o yıllarda başlamışsınız. Bu önemli değil mi, yazarken birkaç cümle ile büyük bir duyguyu anlatabilmek?

Kimi hafızasında biriktirir, kimi kâğıda döker. Ben o küçük kâğıtları denk geldikçe hatırlarım, hatırladıkça da öykü olur. Onun için de atmam. Birkaç cümleyle anlatabilmek şairlerin işidir. Öykücüler ise uzun uzun anlatmak isterler; çünkü bizim için ayrıntı önemlidir. Onu yapabilen öykücüler de var elbette. Bazı yazarlar örneğin bir tek cümleyle bile bir utanma duygusunu verebilir.

Sözgelimi, Orhan Kemal gibi...

Evet, 'Eskici ve Oğulları'ndaki ayrıntılar unutulmamalı. Her eserinde değil yani. Ona sorulabilseydi 'hangi eseriniz başarılıydı' diye, 'Eskici ve Oğulları' derdi belki de. Çünkü bir yazarın en çok sevdiği eseri 'her şeyi anlattım da rahatladım' diyebildiğidir. Çukurova'da geçse de her haliyle 'biz'i anlatan, ruhumuza dokunan hayatlar var içinde.

Şimdiki televizyon dizilerinin yaptığına benzer bir yorum. Kendimize yakın bulduğumuz hikâyeler popüler oluyor. Öyküler de öyle sanırım.

Aynen, tam olarak anlatmak istediğim bu.

Ruha dokunmak dediğiniz nedir?

Yazmış olmak için yazmak, asla bir amaç veya hedef olmamalı. 'Şunu yazsam nasıl olur'dan ziyade, yazdıktan sonra 'nasıl oldu?' sorusunu sormalı. Fakat benim için ikinci sorunun bir önemi yoktur. Çünkü bu popülizmle ilgili. Ben ifade ederim, geçer, biter.

Yazma kaygısı her yazarda vardır diye düşünüyorum. Sizin yazma kaygınız yok mu?

Mesela, nasıl bir kaygıdan söz edebiliriz? Kaygılar, beklenti içerisinde olanlar içindir. Yazarın yazınsal kaygısı, güzel olup olmadığından tutun da birçok şey olabilir? Yeniyetme yazarlar değil, köklü edebiyatçıların dahi beğenilme kaygısı olmaz mı? 'Maden' öykümü hatırlar mısınız? Soma madencileri için yazmıştım.

Evet.

Orada, herkes dışarıya çıkarılan madenciler hakkında yazmıştı ama ben içerideki bir madencinin son anlarını tahayyül etmiştim. Şimdi, ben empati yaparak kendimi o madencinin yerine koydum, hissiyatımı ifade ederek haletiruhiyemi dışarı aksettirdim. Beğenilmeseydi de çok fazla üzülmezdim. Çünkü yıllarca yaptığım gibi vicdanımı rahatlatmak için söylemediklerimi yazdım ve hedefime ulaştım. Ben her öykücünün biraz sosyolog olduğuna inanıyorum.

"BENİM DE HAYALLERİM BİRER MASALDI ÇOCUKKEN"

Masal sever miydiniz? Masal ne ifade eder sizin için?

Masal, öykünün başlangıç seviyesidir. Çocuklara anlatıldığı için çok esnek ve hayali bir yapısı vardır. Çok yaratıcı öykücülerin, çocukken iyi birer masal dinleyicileri olduğunu düşünürüm. Benim de hayallerim birer masaldı çocukken. Çocuklarıma yazdığımı söylediğim romanın da masala benzer bir tarafı var.

Yayınevi ile ilgili sorularım da olacaktı: Mesela bir kitap dosyası için ne zaman ‘tamam bitti’ denilir ve yayınevine sunulur?

Eser bitince okuması yapılır; kurgu eksikliği giderilmişse, imla ve cümle düzeltisi tamamlanmışsa, akışta ve dizgide sorun yoksa, bütünlük sağlanmışsa.

Ben hazırım diyorsun, 'tamam artık' oldu diyorsunuz.

Onunla da iş bitmiyor.

Sonra yayınevi bakarken peki?

Yayınevi editörleri devreye giriyor bu kez. Kurguya ve cümle kuruluşlarına müdahale edebiliyorlar. Daha cazip hale getirilmesi için gerekli yerleri işaretleyip düzeltirler ve size ekleme yapmanız için tekrar gönderirler. Onlar 'bitti' demeden bitmiyor.

Yayınevleri yaklaşık ne kadar zamanda geri dönüyorlar?

Minimum 3 ay.

Yazmaya başlayan daha küçük çocuklar için özellikle tavsiyeniz ne olurdu?

Çocuklara değil de büyüklere tavsiyem olacak. Elektronik aletlerin çocukların hayal dünyalarını yok etmelerine izin vermesinler. Kitap okumayan çocukların hayalleri kısırlaşır, körleşir. Okuma alışkanlığını erken yaşta edinmeleri sağlanmalı.

Çok güzel, çok tebrik ederim. Çok güzel mesaj verdiniz.

Akvaryumdaki balıklar dünyayı akvaryumun hacmi kadar sanırlar. Kitaplar evrene açılan kapılardır, ufuk çizgisi bulunmayan gökyüzüdür.

Son olarak köşeyazılarınız... Onların mesajları var mı?

Sosyolojik yazılar olduğu için her birinin mesajı var.

Son Medya'da başlama hikâyeniz nasıl oldu? Ve ne kadar zamandır yazıyorsunuz orada?

Daha önce aynı platformda birlikte yazdığımız, kendisi de çok iyi bir yazar olan arkadaşım Ayhan Şahin Son Medya'nın yayın koordinatörüydü, onun davetiyle başladı. Orada yazmaya başlayalı da üç-dört sene olmuştur. Cevat Turan ve Ayhan Şahin'den de bahsetmek istiyorum. Onların emekleri yadsınamaz elbette. İkisinin de muhteşem kitapları var. Cevat Turan'ın Unutmalar Şehri ve Bir Eylül Yarası adında iki romanı; Ayhan Şahin'in de 'Cellatlar ve Soytarılar' ile 'Dağınık Meseller' adında kitapları var.

Kitabı çıkarmanıza yardımcı oldular mı?

Ayhan benim kitabımın editörlüğünü yaptı. Onun katkılarıyla çıkardım diyebilirim.

Harika kitap isimleri aldım sizden. Çok hoş sohbet oldu. Benimle sohbet ettiğiniz ve sorularıma yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

Rica ederim. Benim için zevkti.

Söyleşi: Emel Baykara

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Alanyaspor513
  • 2Fenerbahçe511
  • 3Fatih Karagümrük58
  • 4Antalyaspor58
  • 5BB Erzurumspor47
  • 6Galatasaray57
  • 7Sivasspor47
  • 8Kasımpaşa57
  • 9Hatayspor47
  • 10Göztepe56
  • 11Konyaspor46
  • 12Kayserispor56
  • 13Çaykur Rizespor55
  • 14Trabzonspor55
  • 15Yeni Malatyaspor55
  • 16Denizlispor55
  • 17Gaziantep FK54
  • 18Beşiktaş44
  • 19Gençlerbirliği44
  • 20Başakşehir FK54
  • 21MKE Ankaragücü41
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Pandemide 2'nci dalga olur mu? Türkiye ne kadar etkilenir?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
webmaster forum