Siyaset
Giriş Tarihi : 07-06-2021 00:17   Güncelleme : 12-06-2021 02:40

Akşener'den iktidara 'Peker' göndermesi: 'Aile işlerine karışmıyoruz'

Halk TV canlı yayınına katılan İYİ Parti lideri Meral Akşener, suç örgütü lideri Sedat Peker'le ilgili iktidarı eleştirerek, "Bir baktık ki aile olmuşlar. Bu iddiaların her biriyle bir aile meselesi olmuş. Bu konular gündeme geldiğinde 'aile işlerine karışmıyoruz' dedim" ifadelerini kullandı.

Akşener'den iktidara 'Peker' göndermesi: 'Aile işlerine karışmıyoruz'

Halk TV canlı yayınında açıklamalarda bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Sedat Peker'in iddialarıyla ilgili AK Parti'yi eleştirerek, "Bu iddiaların her biriyle bir aile meselesi olmuş. AK Parti iktidarının attaya gittiğinin son anlarıdır şu andaki yaşananlar. Bu konular gündeme geldiğinde 2 şey söyledim. Birincisi aile işlerine karışmıyoruz dedim. Göndermeydi. Herkes kulağının üstüne yattı" dedi.

1996 yılında devlet-mafya ağının ortaya çıktığı Susurluk kazasına da değinen Akşener, "29 dava açılmıştır Susurluk meselesiyle ilgili. Bunun 8 aylık sürede 27'sini mahkemeye gönderen bakan benim. Hangi iddia varsa araştırtmıştım" diye konuştu.

"Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ortak bir adayla girilmeli"

Akşener, önümüzdeki seçimlerde adaylık tartışmasıyla ilgili de şunları kaydetti:

Gelecek seçimlere nasıl bir ittifakla gidilecek, onu zaman gösterecek. Sayın Kılıçdaroğlu bir model. Önemli, kıymetli bir şey bu. Daha önce siz bana 'Cumhurbaşkanı adayı mısınız?' diye sordunuz. Ben 24 Haziran'daki tecrübeme dayanarak ülkenin nefes almasına engel olacak bir tutumda bulunmam ama o tecrübeden çıkardığım bir tecrübe var. Benim de önerdiklerim var. Biz bu konuda bir şey konuşmadık. Benim önerim şu: Gördüğüm şu oldu ortak bir adayla gidilmenin faydalı olduğuna inanıyorum.

Akşener, HDP ile ortak adaylık tartışmalarına ilişkin olarak da, "Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı tek aday çıkarmalı ve HDP kendi ayrı aday çıkarmalıdır" ifadelerini kullandı.

"Ben hayretler içerisinde kalıyorum bu işlere"

Meral Akşener şöyle devam etti:

Bu enteresan Türkiye'yi bir algoritma ve bilgisayar yazılımı gibi düşünürsek, her gelen iktidar mutlaka bir 'derin devlet' denilen iddiayla, buna bağlı mafyatik unsurlarla, kural-kanun-kurul dışı örgütlenmelerle mücadele etmek üzere geliyor.

Bir süre sonra eskidikçe bu saydığımız her şey yeniden hayata geçiyor, öne çıkıyor ve o iktidarlar çözemeden gidiyor. Ya da çözüyor, başka bir şey ortaya çıkıyor. Aynı borçlanmaya dair mevzu gibi, bitmeyen bir senfoni şeklinde. Sayın Erdoğan'ın partisi ilk kurulduğu zaman bu konularda çok iddialı, açıktı. 28 Şubat, Susurluk meselesinin üzerine gelen bir iktidardı. Bir baktık ki aile olmuşlar. Her unsurla aile olunmuş. Bu iddiaların her biriyle bir aile meselesi olmuş. Bu konular gündeme geldiğinde iki şey söyledim. Birincisi, 'aile işlerine karışmıyoruz' dedim. Göndermeydi. Herkes kulağının üstüne yattı. Bir sonraki adımda da şunu söyledim: 'Sayın Erdoğan'a çağrımdır; Susurluk meselesi Doğru Yol Partisi'ne, Alaattin Çakıcı ve Türkbank meselesi de Anavatan Partisi'ni götürdü. Eğer siz milletin doğru dürüst ikna edilmesine, kalplerinin ikna olmasını sağlamazsanız, siz de öyle diğerlerinin sonucuna katlanırsınız' dedim.

Ben hayretler içerisinde kalıyorum bu işlere. Sayın Soylu çıktı, muhatapları demiyor ki, 'Bu baştan aşağıya yalan konuşuyor, bizim böyle bir irtibatımız yoktur'.

"Cumhurbaşkanı 'Savcılar, görevinizi yerine getirin' demiyor, herkes duruyor"

Susurluk için temiz toplum, temiz siyaset, temiz ihale diye yolan çıkan samimi insanlar birdenbire aynı şekilde 'irtica gitsin'e döndü. 28 Şubat geldi, ondan sonra Susurluk'tan bahsedilemedi. 29 dava açılmıştır Susurluk meselesiyle ilgili. Bunun 8 aylık sürede 27'sini mahkemeye gönderen bakan benim. Hangi iddia varsa araştırtmıştım.

Bugün ise hiçbir şey yok şu anda. Bugün değişen şey ‘şahsım' devleti var. Bugün partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi var. Bugün yargı, yürütme ve yasama birbirinin üstüne gelmiş. Böyle bir sistemin içinde her şeyi bir kişinin iki dudağı arasına verdiniz. O kişi 'Savcılar, görevinizi yerine getirin' demiyor. Herkes duruyor. Bunun sonucu siyaset kurumunun rezil rüsva olması anlamını taşır.