Cevat TURAN

SON DAKİKA

Son Medya
World Max
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Bahattin Yücel
E-Posta : bahattinyucel@sonmedya.com.tr
Twitter : https://twitter.com/bahattinyucel

‘Hayır’da hayır var mı?

Bahçeli’nin son davranışının çok farklı bir amacı olmalı. Birdenbire geçmiş söylemlerini inkâr ederek bu denli keskin bir dönüşün siyasal bedelini ödeyeceğini hesaplamış mıdır, bilinmiyor? Ama söylediklerinin doğuracağı sonuçlar –doğru olmasa da–  bir Türkiye gerçeğini ortaya koydu.

‘Hayır’da hayır var mı?
Bu haber 26 Ocak 2017 - 20:33 'de eklendi.

Cumhurbaşkanı’nın halkoyu ile seçilmesinin ardından, ülkede gerçekten bir fiili durum oluştu. Anayasaya uyulması yerine onun sayısal çoğunluk baskısıyla bu fiili duruma uydurulması, herhalde sadece Türkiye’de değil, dünyada da üzerinde durulacak bir meşruiyet tartışmasını başlatacaktır.

Tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanı, anayasada bulunmayan yetkileri kullanarak, yürütmeyi, AKP üzerindeki kurucu etkisinden yararlanarak, yasama organının en büyük partisini ve yüksek yargıçların atanmasını, üniversite rektörlerinin seçimini tek başına, kendi belirlediği biçimde yönetiyordu.

Ekonomide danışmanlarının yönlendirmeleriyle, faiz, siyasal amaçlı teşvikler, iş dünyasını ve medyayı denetlemeye kadar uzanan geniş bir alanda çok etkiliydi.

Üstelik vatana ihanet dışında hiçbir sorumluluğu da yoktu.

Eğri oturup doğru konuşalım.

Sayın Cumhurbaşkanı çok istese bile, son 15 yıla damgasını vuran kişiliğiyle, muhalefetin görmek istediği gibi davranabilir miydi? Kamuoyundaki popülaritesi, karizmatik kişiliği, AKP’nin en az 7-8 puan üzerinde oy potansiyeli ile tarafsız Cumhurbaşkanlığı yapabilir miydi?

Burada bir nokta koyarak, yakın geçmişten örnekler verelim isterseniz:

Örneğin, “Olağanüstü Yetkili Mahkemelerin” kuruluşlarına izin veren yasayı imzalayarak, Ergenekon ve Balyoz davalarının önünü açan A. N. Sezer, anayasanın özü olması gereken adil yargı, kişisel hak ve özgürlükler konularında gerçekten tarafsız bir Cumhurbaşkanı mıydı?

Biraz daha geriye gidelim:

RP-DYP Koalisyon hükumeti döneminde Demirel, tarafsız bir tutum içinde miydi?

Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde ANAP’a yakın ilgisini göz ardı etmek mümkün mü?

Ama onlara da fazla haksızlık etmeyelim.

İçinde bulunduğumuz bugünkü durum ile yukarıda sayılan eski Cumhurbaşkanlarının geçmişte yanlılığı pek gündeme getirilmeyen tutumları arasında çok önemli farklar var.

Sayın Cumhurbaşkanı, seçilmeden önce, AKP’nin kuruluş sürecinde –büyük olasılıkla– Ortadoğu’da siyasal sınırların yeniden çizilmesini amaçlayan BOP kapsamında aldığı; doğrudan Suudi-Katar, dolaylı ABD eksenli dış desteklerle, ülkedeki bütün Sünni referanslı tarikatları bir araya getirmeyi başardı.

Merkez Sağ siyasetçilerin oy depoları olarak gördükleri muhafazakâr oluşumların desteklerini aldı. Kısaca; tartışmasız oy üstünlüğü sağladı. Galiba işin sırrı da burada.

Hormonlu büyütülen tüketim ekonomisini, dış borçla ve ithalat vergileriyle finanse ettiği gösterişli altyapı yatırımlarını, denetimine aldığı medya algısıyla kamuoyuna gerçek bir başarı öyküsü gibi sundu.

Geçmişte sürekli eleştirdiği, vesayet adını verdiği kurulu düzenle, kamuoyuna yansıtıldığı kadar büyük sorunları da yoktu. Böyle olsa, ANAP döneminin önde gelen kamu müteahhitlerini –neredeyse– tam takım halinde transfer eder miydi?

Aslında son anayasa değişikliğinin gerçek amacı –sanırım Bahçeli de biliyor–, AKP için denizin bitmesi. Ama asıl istenmeyen, TBMM ve bağımsız yargı denetimi.

Güvenoyu, sözlü soru ve gensoru mekanizmalarının kaldırılması, Meclis Araştırması’nın zorlaştırılması, milletvekilleri ve yargı mensuplarının istenilen kişilerden seçilmesine olanak sağlanması. Kısaca söylersek; Türkiye’nin yaklaşık yüzyıllık Meclis sisteminin, bir büyükşehir belediyesi meclisi işlevine indirgenmesinin nedeni, denetim istenmeyişidir.

Kürt sorunun çıkmazı, Batı’da İslamcı terörün yarattığı toplumsal travma sonucu azalan destek, iflas eden Ortadoğu politikasının kurbanı yüzlerce şehit, ekonomideki altüst oluş, sürekli ötekileştirilen toplumsal kesimlerin biriken gizli tepkileri…

Ve belki daha önemlisi…

Davutoğlu’nun Başbakanlık yapma heveslerinin parti içi dengeleri sarsma olasılığı, acil anayasa değişikliği ile “Utangaç Başkanlık Sistemi’nin” gündeme getirilmesine neden oldu.

“Hayır Kampanyası” öncesinde muhalefet kısa bir “zamanda yolculuğa” çıkarak, durum saptaması yapmak isteyecek mi bilinmez? Ama işin özü, Türkiye’nin yeni bir paradigmaya ihtiyacı olduğudur.

Muhalefetin kampanyası, bir yandan halkın günlük hayatına dokunan AKP’nin olumsuz uygulamaları somutlaştırılırken, öte yandan sağlıklı işleyecek bir parlamenter sistem önerisine de yer verilmelidir.

1920’lerden kalma soyut sloganlarla kurulacak, Cumhuriyet ya da 10. Yıl marşları destekli bir kampanya, büyük olasılıkla nostalji etkisi yapacak ama 1400 yıl boyunca, önemli bölümü orucu neyin bozacağına hâlâ ortak çözüm bulamamış bir kitleden oluşan AKP seçmeninin, “Hayır” oyu kullanmasını sağlamaya yetmeyecektir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ YAZILAR
UA-86138461-1