Cevat TURAN

SON DAKİKA

Son Medya
World Max
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Cevat Turan
E-Posta : cevatturan@sonmedya.com.tr
Twitter : https://twitter.com/cevatturan

Terörün aklına geldik

7 Haziran 2015 ile 1 Ocak 2017 tarihleri arasında, yani 18 ayda tam 1.793 insanımızı teröre kurban vermişiz. Bu, ayda 100 kişi demektir. Açık savaşta bile kaybedilecek bir sayı değildir bu. Yüz ayrı nefes, yüz ayrı can, yüz ayrı yaşam ve yüz ayrı hayalin toprak olduğu anlamına gelir bu rakam. Eğer vatan için can vereceksek, kirli bir terör eylemi için değil, gerçekten vatanın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğümüze karşı yapılacak sıcak savaşlarda verelim.

Terörün aklına geldik
Bu haber 15 Ocak 2017 - 20:17 'de eklendi.

Nicedir bu konu hakkında yazmaya ne elim, ne de yüreğim el veriyordu. Basın yayın organlarında ve televizyonlarda yeterince yazan-konuşan, eleştiren, hatta kimi eylemlere alkış tutan insanları üzülerek izledik.

Binlerce yıldır Anadolu topraklarında başka kültür ve dinlerin bir arada bulunduğu bir gelenekten geliyoruz. Bu öylesine kök saldı ki türkülerimize, şiirlerimize kazınamayacak şekilde işledi. Tarihimizin hiçbir döneminde silahsız ve masum insanların katledilmesine sevinmedik. Bu konuda bırakın sevinmeyi, bu duygu, insanın aklına bile gelse ar damarı çatlardı.

Ama oldu işte, bunu da gördük.

Asıl konumuza dönelim:

Gerek evimizde, gerekse sokaklarımızda huzur içinde yaşamak için sorun güvenlik ise, konu ciddi demektir. Çünkü insanoğlu, var olduğu günden beri sadece iki konuda türünün devamlılığını sağlayabilmiştir: Birisi beslenmek ve barınmak, diğeri soyunun devamını sürdürecek güvenlikli bir ortamda olmak veya bunu tesis etmek. Diğer bütün gelişimler ve değişimler bu yaşam döngüsünün üzerinde temellenerek şekillenmiştir. Dil, din, ırk, kültürler ve devletler bu gerçeğin üzerinde varlık göstermiştir.

Terör, insan aklının ve haysiyetinin bulabileceği en aşağılık ve en kalleş savaş biçimidir. Çünkü savaşların da bir ahlakı ve kendi içinde prensipleri olagelmiştir. Bu çağımızın ürettiği ve egemen güçlerin direkt kendi eliyle yapmak istemediği, birtakım unsurları kendi çıkarları doğrultusunda arka planda yöneterek kullandığı haysiyetsiz bir yöntemdir. Çünkü burada genellikle siviller, kadınlar, çocuklar ve hiçbir şekilde masumiyeti kirlenmemiş insanlar zarar görüyor.

Peki biz neden terör kıskacında bir ülke olduk?

Biz neden terörün aklına geldik ve terör örgütlerinin hedefine dönüştük?

Siyasilerin aldıkları veya almadıkları her türlü kararın, bir sonucu olur. Biz de ülke olarak bunu yaşıyoruz. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), hiçbir zaman bizim projemiz olmadı. Amerika ve İngiltere, koalisyonlarına destek verdiğimiz ölçüde ve kullanılabilir olduğumuz müddetçe yanlarında durmamıza müsaade etti. Emperyal güçlerin hedefi dün ne ise, bugün de aynıdır.

Hep anlatıp durduk: Bir ülkenin iç dinamikleri talep etmedikçe ve demokrasi bedeli ödemedikçe, kimse size demokrasiyi yukarıdan bahşetmez. Bunu sana veren güç, aynı şekilde almasını da bilir. Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye demokrasi götürmek teranesinin ancak emperyal ülkelerin yanıltmacasından başka bir şey olmadığını, milyonlarca insanın katlinden ve milyonlarca insanın sakat kalmasından, evinden-yurdundan kopmasından sonra mı öğrenecektik? ABD ve koalisyon güçleri, bütün dünyanın gözünün içine baka baka Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi.

“Ülkemizdeki terör neden var?” sorusunun ana yanıtı buradadır. Ortadoğu bataklığından kendimizi ne yazık ki olabildiğince uzak tutmalıydık, ama aksini yaptık. Denilebilir ki, sınırında yanan ateşin sana sıçramasını nasıl önlerdin ve nasıl buna seyirci kalabilirdin? Elbette sorunun haklılık payı var, ancak bu komşu ülke yönetimlerini devirme hayali ile değil, onlarla işbirliği yaparak mümkün olabilirdi. Nihayet biz terörün hedefi haline geldikten sonra siyasi irade bunu gördü ve komşu ülkelerle çatışma yerine işbirliğini seçerek doğru bir adım attı. Ancak yapılan önceki yanlışların bedelinin telafisi, terör belası olarak masum sivillere canlarıyla ödetiliyor.

 

7 Haziran 2015 ile 1 Ocak 2017 tarihleri arasında, yani 18 ayda tam 1.793 insanımızı teröre kurban vermişiz. Bu, ayda 100 kişi demektir. Açık savaşta bile kaybedilecek bir sayı değildir bu. Yüz ayrı nefes, yüz ayrı can, yüz ayrı yaşam ve yüz ayrı hayalin toprak olduğu anlamına gelir bu rakam. Eğer vatan için can vereceksek, kirli bir terör eylemi için değil, gerçekten vatanın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğümüze karşı yapılacak sıcak savaşlarda verelim.

Terörün önlenmesi, asayişin sağlanması konusunda bütçeden yıllık 67 milyar lira harcıyoruz. Milli Savunma Bakanlığı 28.7 milyar, Emniyet Genel Müdürlüğü 23.5 milyar, Jandarma Genel Komutanlığı 9.4 milyar, İçişleri Bakanlığı 5.8 milyar, MİT Müsteşarlığı 2 milyar, Sahil Güvenlik Komutanlığı 650 milyon, MGK Genel Sekreterliği 28 milyon, Kamu Düzeni Güvenliği 18 milyon gibi müthiş bir bütçeyi ayırmamıza karşın, yine de sorun çözülemiyor.

Böylesine ateş çemberiyle çevrili bir coğrafyada güvenliğe elbette önem vereceksiniz. Ancak sadece güvenlik tedbirleriyle riski ortadan kaldırmanın olanaksız olduğu da herkesçe bilinen bir gerçektir.

 

Terör, bir sonuçtur.

Onu yaratan iklim ve koşullar ortadan kaldırılmadıkça sorunu çözmenin mümkün olmadığı görülüyor.

İşin panzehiri daha çok demokrasi ve özgürlüklerdir. Yasakçı, cezalandırıcı, mahkûmiyetçi ve baskıcı yöntemlerle sorun çözülemeyeceği gibi, daha çok ayrışma ve toplumsal yarılmaya neden olur.

En tehlikeli şey, insanların güvenini ve gönlündeki sadakati kaybetmektir. Bunu sağlayabilmenin yolu, sosyal adalet ve evrensel hukuk değerlerinden geçer. Terörü bahane edip özgürlükleri ertelemekle belki kısa süreliğine sonuç alabilirsiniz, ancak daha büyük toplumsal patlamaları da halının altında biriktiriyorsunuz demektir. Bu tarihsel bir olgudur.

Bugün Ortadoğu’dan başlayarak dünyanın her yanını etkileyen bu vebanın besleyicisi, oradaki baskıcı ve demokratik olmayan rejimlerin olduğunu asla unutmamak lazım. Toplumları bir arada tutacak şey sadece din ve inanç birlikteliği olsaydı, bütün Müslüman ülkelerde bu zulüm yaşanmıyor olurdu. Bu kadar istikrarsızlık ve parçalanma olmazdı. Çokseslilik ve çokkültürlülüğü güvence altına alacak şey, güçler ayrılığı ilkesini güvence altına alacak olan toplumsal sözleşmedir, yani anayasadır. Anayasa ise, tüm toplum katmanları ile bir uyum içinde tartışarak hazırlanması gereken bir sözleşmedir. “Oyçokluğu”nu almak, çoğunluğun iradesini alarak “çoğulculuğu” almak anlamına gelmez. Buradaki kafa karışıklığının da değişmesi gerekir.

 

Terör sokağı teslim almamalı.

Hayat, her alanda ve her yerde dikkatli olunarak ve hassasiyet içinde devam etmek zorunda. Korku ve kaygı, bizi daha çok yanlışa sürükleyecektir. Terörün tuzağına düşmemek için aklımızı, vicdanımızı, soğukkanlılığımızı ve sağduyumuzu asla kaybetmemeliyiz.

Siyasetin ve basın organlarının ayrıştırıcı dil kullanmak yerine birleştirici ve kucaklayıcı olması, geleceğimiz için yaşamsal önemdedir.

Bu toplum, kargaşadan ve darbelerden dolayı çok acı çekti.

Darbe sonrası kaoslar ve özgürlükleri rafa kaldıran sonuçlarından çok bedel ödedi. Ne yazık ki bu bedeller kısa sürede telafi edilemiyor. Bunun sadece can kaybı ile değil, açlık, işsizlik ve yolsuzluk gibi çürüme emareleri gösteren sonuçları da oluyor.

Gidecek yerimiz yok ve asla da olmayacak.

Bu nedenle bu topraklarda hepimize yetecek kadar yaşama alanı; şehirlerimiz, tarlalarımız, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız var.

Adaletli ve özgür sistemin ve ona sahip çıkan bir toplumun varlığı, terörü defetmeye gücü yeter. İçimizdeki kardeşliği ve birliğimizi, emperyal güçlerin oyununu bozarken, kısa süreli kazanma hırsının kurbanı haline getirmeyelim.

Çünkü dünyanın her yerinde ve tarih boyunca görülmüştür ki, zulümler biter, izleri kalır. Gelecek de insanlık adına iyi anılmak için bugünü ona uygun düzenlemekten geçer. Bunda da hepimizin sorumluluğu vardır.

Her birimiz bugünün ve çağımızın tanıklığını yapıyoruz şu an, farkında mısınız?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ YAZILAR
UA-86138461-1